Gaye bir ateisti çevirmek, onu doğru yola ulaştırmak değil ki zaten bunun mümkün olmadığını, onların basiretinin bağlandığını, bazı şartlardan dolayı inanmasına izin verilmediğini Kur’anı kerim bizlere çeşitli şekillerde söylemekte. Esas olan ateizmin mantıksızlığını ve aldıkları riskin ne kadar büyük olduğunu bildirmek. Bozuk mantıklarının ve süslü cümlelerinin nelere sebep olabileceği, hangi fırsatları kaçırdıklarını bizim hatırlamamızdır önemli olan.
Kalblerinde hastalık olanlara gelince, onların Kur’anı azimüşşanı dinlemeleri, onların küfür ve inkârlarını daha da arttırır. Onlar kafir olarak ölür giderler. Bu çok değer verdikleri dünyayı onlar hüsran içinde terk ederler. 9/125
Hevâ ve hevesini tanrı edinen ve Allah'ın (kendi katındaki) bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâla ibret almayacak mısınız? 45/23
Sen Kur’anı kerimi okuduğun zaman biz, seninle ahirete inanmayanların arasına görünmez bir perde çekeriz.
Ve kalblerinin üzerine, Kur'ân'ı Kerimi anlamalarına engel perdeler geçiririz ve kulaklarına bir ağırlık veririz. Rabbini bir tek olarak andığın zaman onlar nefretle arkalarını dönüp kaçarlar ve bunu kesinlikle dinlemek istemezler. 17/45-17/46
26/200-201 - Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
İmam-ı Maverdi hazretleri “Seleknahu” fiilindeki zamiri, fiilin sonundaki zamiri şirk, şek ve inkâr olarak açıklamıştır. Ayeti kerimenin aslında gerek sibakıyle, gerek siyakıyle daha da bağlantılı daha da uyumlu bir mana teşkil ediyor.
Evet, yani Kur’anı azimüşşanı onların kalplerine dahil ettik. Kur’anı kerim kalplerine kadar nüfuz etseydi, aslında onlar Kur’anı kerimin manevi feyzinden istifade etme imkânını bulurlardı ama Kur’anı kerime karşı hasmane ve düşmanca bir tavrı onların Kur’anı kerime olan düşmanlıklarını sonunda onların kalplerine yerleştirdik manasında açıklamıştır İmam-ı Maverdi hazretleri.
6/107 Eğer Allah dileseydi o şirk koşanlar, küfre gidenler, inkârcı davranış içine girenler de inkâr etmezlerdi. Seni onlar üzerine bir bekçi tayin etmedik. Sen onların vekili de değilsin.
Hidayeti vermek, insanlara doğruyu göstermek, doğruyu kabul etme yeteneğini onlara bahşetmek Allahü teâlânın kudretiyle olacak bir şeydir.
Rabbiniz sizi çok daha iyi bilir. Allahü teâlâ dilerse size merhamet eder, doğruyu gösterir. Hak yolu bulmanıza yardım eder. Ama dilerse de siz iradenizi, ihtiyarınızı kötü yolda kullanmak suretiyle dalalete düşersiniz. Bundan dolayı da Cenab-ı Hak size azab eder. Biz seni, insanlara vekil olarak, onları zabtu rabt altında tutacak, onları zorla ve cebren belli bir yola sevketmek üzere göndermedik. 17/54
Allah dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi iman ederdi. İkrah etme onları. Bırak, onları kendi iradeleriyle, kendi ihtiyarlariyle başbaşa kalsın.
“Onların kaderleri, onların neye layık oldukları, nasıl bir hadiseyle karşılaşmaları icab ettiği hususundaki takdiri ilahi Allaha aittir. Cenab-ı Hak ona karar verir. Fakat onların çoğu bu hakikati, bu gerçeği bilmezler.”
7/131
7/146 “Se asrifu an ayatiyellezine yetekebberune fil ardı bi gayril hak”, hakları olmadığı halde yeryüzünde sebepsiz tekebbür gösteren, büyüklenen, kendisinde bir varlık, bir benlik hisseden insanları, ayetlerimizi anlamaktan, onlardan istifade imkânından mahrum bırakırız.
Allahın izni olmadan hiçbir kimsenin iman etme imkânı yoktur. Aklını kullanmıyan kimselere Cenab-ı Hak azabı ve gazabı ilahisini gönderir. 10/99-100
Avrupalı ilim adamları, tarihçiler, hattâ hıristiyan din adamları, bugün elde mevcut Tevrât ve İncîllerin bozuk olduklarını ilân ederken, mânevi kuvvetleri inkâr eden, maddedeki terakkînin sarhoşu olup, ruh bilgilerinden haberleri olmıyan din düşmanları da, Tevrât ve İncîllerdeki bozuk yerleri ileri sürerek, dinlere saldırıyorlar. Tevrat ve İncilde görülen hataları her dine olduğu gibi İslamiyete de bulaştırmaya çalışıyorlar.