Medenî, yâni birlikte yaşayabilmek için, adalet lâzımdır. Çünkü herkes muhtaç olduğuna kavuşmak ister. Arzu ettiğini başkası alırsa, alana kızar. Aralarında çekişme, zulüm, işkence başlar. Topluluk parçalanır. Toplulukta, adaleti sağlamak için, çok şey bilmek lâzımdır. Bu bilgiler, birer kanûndur. Bunların en âdil olarak bildirilmesi lâzımdır. Bunları hazırlamakta da anlaşamazlarsa, yine karışıklık olur. Bunun için, insanların üstünde bir âdil varlığın hazırlaması lâzımdır. Bunun teklîflerine uyulması için, güçlü kuvvetli olması ve teklîflerin ondan geldiğinin de anlaşılması lâzımdır.

Ateistler Ahlak kurallarındaki eksiklik, eskilik ve ilkelliğe sebep olarak dinleri gösterildikten sonra, insanların kendi kuralları ile daha iyisini yapabileceklerini iddia eden bir durum ortaya çıkartıyorlar. Böylelikle daha işin başında kendi ahlak kabullenmelerinin de eksik olabileceğini, revizyona muhtaç hale gelebileceğini, zamanla görülecek aksamaların ve şartların değişmesi ile aşınacağını ve başkalarınında bunları kendlerinin yaptığı gibi ileride değiştirebileceğini baştan kabullenmiş oluyorlar. Akıllı olduğunu iddia eden her insanın bu ikilemi görüp ona göre davranması daha faydalı olacaktır.
Kural şudur, madem ki insan eli ile değişebiliyor yine değişecektir.
Öyle bir sistem olmalı ki adalette hiç eksikliği olmasın, her canlıya ulaşsın, kimse muaf olmasın, imtiyazlılar bulunmasın, sorumluluklardan kimse kaçamasın.
Allahü teâlâ yemin sigasıyla, andolsun ki mutlaka soracağız buyuruyor kendilerine peygamber gönderilenlere ve peygamberlere de soracağız. 7/6 (Kimse sorumluluktan kaçamıyacak)
O halde, İnsanları câzibesi ile bağlayan ve işlerini düzenlemeye mecbûr eden bir kuvvet kudsîleşmedikçe ve kudsîliği yayılmadıkça zayıf kalmaya mahkum olacaktır.