[Linkleri sadece kayıtlı üyeler görebilir. Kayıt olmak için tıklayın]




Güzellik ve Kolaylık İslam’dadır

Günümüzde insanların çoğu din ahlakından uzak bir yaşam sürmektedirler. Bazı insanlar dine bir ön yargıyla baktıkları için de, din ahlakını yaşamaktan korkmaktadırlar. Dindar insan denince pek çok insanın aklına yobaz, insanlarla olan diyaloglarından, sanattan, estetikten, sosyal hayattan elini ayağını çekmiş insanlar gelir. Hatta din ahlakını yaşamaya başlayan insanların tüm güzelliklerden mahrum olacakları gibi bir inanış da oldukça yaygındır. İnsanların birçoğu günlük hayatın koşuşturmalarıyla Kuran ahlakının aynı anda yaşanamayacağına inandırmıştır kendini. Bazı insanlar ise din ahlakını yaşlandıklarında yaşayacaklarını düşünerek, yapmaları gerekenleri ertelerler. Bunun en önemli sebebi insanların çoğunluğunun da kendileri gibi düşünüyor olmasıdır.


Aslında insanların böyle yanlış düşünmelerinin temelinde Kuran’ı tam olarak bilmemeleri ve gerçek dinle hurafeleri karıştırmaları yatmaktadır. Allah insanları din fıtratına göre yaratmıştır. İnsanları yaratan da dini yaratan da Allah’tır. İnsan dünyada tam anlamıyla din ahlakını yaşar ve uygularsa tam bir huzur içinde yaşamış olur. Kuran’da insanların din ahlakını kolaylıkla uygulayabilecekleri şu ayetle bildirilmektedir:

“…O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim’in dininde olduğu gibi.” (Hac Suresi, 8)

Kuran ahlakını yaşamak son derece kolaydır çünkü dinin özünde güzel ahlaklı olmak vardır. Güzel ahlak, dürüstlük, samimiyet, şefkat, merhamet ve güzel söz de insanların en çok hoşlandıkları şeylerdir. İnsanların güzel ahlak göstermesi ancak vicdanlarını dinleyerek olur. Vicdanlarını dinlemeyen insanlar ise sadakatsiz, vicdansız, samimiyetsiz, yalancı ve ikiyüzlü insanlardır.
Din ahlakını yaşamak insanı sosyal hayattan, güzellikten, sanattan ve estetikten alıkoymaz, aksine insana daha çok zevk verir. Vicdanları mutmain olan müminler, vicdanlarında hiçbir sıkıntı hissetmemenin rahatlığıyla hoşsohbet, neşeli ve dışadönük insanlar olurlar. Her şeyin gerçek sahibinin Allah olduğunun bilinciyle davrandıklarından, sahip olduklarını kaybetme konusunda endişeye ve tevekkülsüzlüğe kapılmazlar. Bu da, onların nimetlerden daha fazla zevk almalarını sağlar.
bildiğiniz gibi ben acizane gülay kardeşiniz hristiyan dinden islama geldim..

memleketim almanyada yaşadiğim 16 yaşima kadar,şu anda bir çok müslüman genç şahip olmak istediği herşeyim vardı..
ama bir şeyler eksikti ki,istediğim,arzuladiğim huzur bir türlü hissetmedim..
islama geldiğim zaman,Allah c.c. ve Onun Rasulüne sevgisi öyle derinden duydum ki yüreğime,bir anda arzuladiği tüm güzellikler kavuşan kişi duyduğu mutlukuk ve huzur hissettim..
her şeyi bu Hak din islama mevcud..
kaldiki,ahlak,medeniyet,gibi güzel vasiflar batı alemi bizim sanlı ecdadımızden almiş..ne yazık ama yaşadiğimiz zamanda müslümanlar batının sapıklık peşindeler..
Bediüzzaman Said Nursi de Şualar isimli eserinde insanların kolay ve güzel bir yaşama ancak samimi olarak din ahlakını yaşadıklarında kavuşabileceklerini şu sözlerle dile getirmektedir:
“İman ve tevhid yolu, gayet kısa ve doğru ve müstakim ve kolaydır. Ve küfür ve inkâr yolları gayet uzun ve müşkilâtlı ve tehlikelidir. Demek bu istikametli ve hikmetli ve herşeyde en kısa ve kolay yolda sevkedilen bu kâinatta, elbette şirk ve küfrün hakikatları olamaz ve îman ve tevhidin hakikatları, bu kâinata güneş gibi lâzım ve vâcibdir. Hem ahlâk-ı insaniyede en rahat, en faydalı, en kısa, en selâmetli yol ise sırat-ı müstakimde, istikamettedir.” (Şualar Sf.490)