kesbin mahiyeti-Yüce kitabımız kuarani kerim de "Yeryüzünü size boyun eğdiren (istifadeniz için itaatli kılan) Allahû Teâla (cc)'dır. O halde yeryüzünün sırtlarında (Dağlarında, tepelerinde, ovalarında) dolaşın da, Allahû Teâla (cc)'nın size ihsan ettiği rızıklardan istifade edin"(1) hükmü beyan buyurulmuştur. Müfessirler: "Yeryüzünün itaatli olması, boyun eğmesi; işlenmeye ve verimli kılınmaya müsait oluşudur. Yeryüzünün sırtlarında dolaşmaktan maksad; insanlara faydalı olan nimetlerin ortaya çıkarılmasını sağlamak için, araştırma yapmaktır. Ziraat, ticaret, zanaat ve diğer faaliyetler; ancak yeryüzünde mevcut olan imkânlarla sürekli kılınabilir. Yeryüzünde esas olan; işlemek ve nimetlerinden faydalanmaktır"(2) hükmünde ittifak etmişlerdir. Dikkat edilirse; yeryüzü, rızk temini için müsait bir yapıdadır. Hz. Abdullah İbn-i Mes'ud (ra)'dan rivayet edildiğine göre, Resûl-i Ekrem (sav): "Kesbi taleb etmek (rızk temini için çalışmak) her müslüman üzerine farzdır"(3) buyurmuştur. Dolayısıyla mü'minler; "Helal" ve "Haram" hududlarına riayet ederek, rızk temini için gayret sarfetmek durumundadırlar. İmam-ı Muhammed (rha)'in: "İlim taleb etmek farz olduğu gibi, rızık taleb etmek de farz kılınmıştır" buyurduğu rivayet edilmektedir. 1377 Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Rızkı tamamlanıncaya kadar, hiçbir kimsenin ölmeyeceği bana vahyedildi. O halde Allahû Teâla (cc)'ya karşı gelmekten sakınınız. Rızkınızı araştırırken güzel bir yol tutunuz"(4) buyurduğu bilinmektedir. Muhakkak ki, "Güzel bir yol tutmaktan" murad; helâl vasıtalarla, helâl kazanç elde etmektir. Nitekim Hz. Ebu Bekir (ra): "Dikkat ediniz, haram ile beslenen vücûda ancak cehennem ateşi yakışır"(5) buyurmuştur. Sahabe-i Kiram'ın; haramdan kurtulabilmek için, şüpheli olan hususları dahi terkettiği malûmdur. İbn-i Abidin "Farz-ı Ayn" ilimleri tasnif ederken: "Ticaretle meşgul olanın alışverişi öğrenmesi farzdır. Ta ki, sair muamelâtta şüphelerden ve mekruh olan şeylerden korunabilsinler. Sanat sahipleri ve diğer herhangi bir işle meşgul olanlar da böyledir. Haramdan korunmak için onların da meşgul oldukları işin hükmünü bilmeleri farzdır"(6) buyurmaktadır. Esasen genel kaide: "Her mü'minin, içinde bulunduğu hal ile ilgili ilimleri tahsil etmesi farzdır" şeklindedir. "İlmihal" tabiri de, buna dayanmaktadır.
1378 Günümüzde; insanı ve insanın uzuvlarını dahi ticarete konu kabul eden ideolojik sistemler "Homo okomiscus" (Ekonomik insan) denilen, garip bir tip ortaya çıkarmışlardır. Gece-gündüz; sadece ve sadece midesinin ihtiyaçlarını düşünen, kalben ve zihnen dumura uğramış insan tipi!(7) İdeolojilerin ekonomik yorumları; "Çarşı Putları'nın" temelini teşkil edecek derecede güçlenmiştir. Ancak bu yeni bir olay değildir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de: "Şüphesiz ki Allah, iman edip, salih amellerde bulunanları altından ırmaklar akan cennetlere koyar. Küfredenlere gelince; onlar dünyada sadece zevk-û sefa ederler, hayvanların yediği gibi yerler, onların yeri Cehennem'dir"(8) hükmü beyan buyurulmuştur. Yine bir başka Ayet-i Kerime'de: "Onlar dünya hayatının sadece dış yüzünü (zahirini) bilirler. Fakat ahiretten tamamiyle gafildirler"(9) buyurulmaktadır. İslâm ûleması bu Ayet-i Kerime'leri esas alarak; "Kâfirler; tıpkı hayvanlar gibi, midelerinin ve şehvetlerinin peşindedirler. Bu hususta hiçbir sınır tanımamayı esas alırlar. Ayrıca tıpkı hayvanlar gibi; yedikleri nimetleri yaradanı hiç mi, hiç düşünmezler" hükmünde ittifak etmiştir. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Mü'min bir mide ile yer; kâfirse, yedi mide ile yer"(10) buyurduğu bilinmektedir. Muhaddisler, bu Hadis-i Şerif'in çok veya az yemekle ilgili olmadığını; kâfirin "dünyevi hırsının korkunçluğunu" beyan ettiğini zikretmişlerdir. Elbette yemek ihtiyacı; insandan insana değişebileceği gibi, insanın çalıştığı işin kolaylığına veya zorluğuna göre de değişebilir.