Kitabımız kuranı kerimde Öyle kimseler, mü'minler) Vardır ki, ne bir ticaret, ne bir alışveriş (onları) Allahû Teâla (cc)'yı zikretmekten, dosdoğru namaz kılmaktan, zekâtı vermekten alıkoyamaz. Onlar kalblerin ve gözlerin (dehşetle) döneceği günden korkarlar"(26) hükmü beyan buyurulmuştur. Bu Ayet-i Kerime'de; ticaret ve alışveriş gibi, rızk temin etme yollarının; kendilerini, Allahû Teâla (cc)'ya ibadetten alıkoymadığı mü'min kimseler övülmüştür. Bu, bir anlamda mü'min tüccarın vasfıdır. Zira mü'min tüccar "zerre miktarı iyiliğin de, zerre miktarı kötülüğün de hesabının sorulacağı güne" hazırlandığının şuurundadır. Nitekim Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Emin ve sadık (güvenilir) mü'min tüccar, kıyamet gününde şehidlerle beraberdir"(27) Hadis-i Şerif'i açık bir müjdedir. Başta Hz. Ebû Bekir (ra) olmak üzere, cennetle müjdelenen birçok sahabe, ticaretle meşgul olmuşlardır. Ancak şurası da unutulmamalıdır ki; kıyamet gününde şehidlerle beraber olacak tüccar, şer'i şerifin hududlarına titizlikle riayet etmek borcundadır. Dünyevi hırsa kapılır; şer'i hududları bir kenara bırakırsa, büyük bir azabla karşı karşıya gelir
1386 Kur'an-ı Kerim'de: "Ey iman edenler, birbirinizin mallarını batıl yollarla (Haram'la) yemeyin. Meğer ki (o mallar), sizden karşılıklı bir rızadan (doğan) bir ticaret malı ola (o zaman yeyin). Kendi nefsinizi de öldürmeyin. Şüphe yok ki Allah sizi çok esirgeyicidir. Kim (helal hududlarını) aşarak ve zulüm yaparak bu amelleri işlerse, biz onu ateşe sokacağız. Bu da Allahû Teâla (cc) için çok kolaydır."(28) hükmü beyan buyurulmuştur. Müfessirler "Bir malın batıl yolla yenilmesinden murad; kumar, faiz, hırsızlık, gasb ve bunun gibi İslâm dininin kat'i olarak haram kıldığı yollarla yenilmesidir"(29) hükmünde ittifak halindedirler. Bu yollara tevessül eden kimseler (ister tüccar, ister müşteri olsun); geçici olan dünya hayatı için, ebedi hayatlarını tehlikeye atmışlardır
1387 Toplu halde yaşıyan insanların; mal, menfaat ve hizmet noktasından birbirleriyle sıkı ilişkiler içerisinde olacakları muhakkaktır. Türkçe'de "Alışveriş" diye isimlendirdiğimiz olayın arapçası "Büyû" dur. Bu kelimenin lûgat manası; malı mal ile mübadele etmek, değişmektir.(30) İslâm ûleması; "Kıymete haiz olan ve rağbet edilen bir malı, aynı mahiyetteki diğer bir mal ile mübadele etmeye" alış-veriş adını vermiştir.(31) Bir malın kıymetli olması için; mübah olması şarttır. Ayrıca insanlar tarafından rağbet edilmesi ve biriktirilebilmesi de gerekir. Şarap; biriktirilmesi ve bazı çevrelerce (Ehl-i Kitab ve faasıklar gibi) rağbet edilmesine rağmen, mü'minler indinde kıymetli değildir. Zira haram kılınmıştır. Bu sebeple mallar "Mükekavvim" ve "Gayr-i Mütekavvim" olmak üzere ikiye ayrılır.(32) Ulema; satılan mal dikkate alındığı zaman, dört çeşit alışveriş sözkonusu olduğu için; "Bey" şeklinde değil, çoğul sigasıyla "Büyû" şeklinde kullanmıştır. Satılan mal esas alındığı zaman; dört çeşit alışverişle karşı karşıya geliriz. Bunlar:
1) Ticarete konu olan mütekavvim bir mal, aynı mahiyetteki diğer bir mal ile değiştirilebilir. Buna Türkçe'de "trampa" denilir.
2) Alışverişe konu olan kıymetli mal, semen karşılığı satılır. En meşhur ve yaygın olanı budur. Mesela: Bir elbise 5000 lira karşılığında satın alındığı zaman, elbise "Mal", 5000 liradan onun semeni olur.
3) Semen'i, semen ile satmak mümkündür. Mesela: Doları, mark ile satın almak veya nakit para ile satın almak gibi!.. Buna "Sarf" denir. Bu işle meşgul olan kimselere de "Sarraf" adı verilir.
4) Semen ile veresiye mal satın alınabilir. Buna "Selem" denilir.(33)
1388 Şer'an satış: "Mütekavvim olan bir malı hususi bir şekilde, fayda ifade eden misli ile mübadele etmektir. "Hususi bir şekilde" kaydı; başta teberru ve hibe olmak üzere, karşılıksız mal vermeyi tarifin dışında tutabilmek içindir. Alışverişin mün'akid olması için; icab ve kabul şarttır. Bunun mazi sigasıyla (Yani "Sattım" ve "Aldım") şeklinde olması esastır.(34) Zira "Satacağım" veya "Alacağım" gibi ifadeler temenni ve arzu hükmündedir, kat'iyyet sözkonusu değildir. İmam-ı Kasani "Satışın rüknü; icap ve kabulle birlikte mübadele etmektir" hükmünü zikreder. İbn-i Hümam: "Satışın rüknü icap ve kabuldür ki, bunlar mübadeleye veya onun yerini tutan birbirine teslim etmeye delâlet eder. Bu durumda satışın rüknü; iki milki söz veya fiille mübadeleye rıza göstermedir" buyurmaktadır. Satışın şartı: İki tarafın da (İcab ve kabule) ehil olmasıdır. Dolayısıyle akıllı olmak esastır. Delinin veya mecnunun satışı sahih değildir. Bulüğa ermiş olmak ve hürriyet şart değildir. Üzerinde akid yapılan malda da bazı şartlar aranır. Bunlar:
1) Alışverişe konu olan mal, mübah olmalıdır. Başta şarab olmak üzere İslâm'ın haram kıldığı mal satışa konu değildir.
2) Mal mevcud olmalıdır. Denizdeki balık veya havadaki kuş satılamaz.
3) Malın teslimine imkân bulunmalıdır. Mesela: Hayvanın karnındaki yavru satılamaz. Zira teslim etme imkânı yoktur.
4) Milk satan kimseye ait olmalıdır. Satışın yapıldığı yerin şartı; meclis beraberliğidir. Satışın sahih olabilmesi için; milkin bulunması ve milk üzerinde başkasının hakkının olmaması esastır.(35) Mal üzerinde hakkı ve yetkisi olmayan kimsenin (Fuzuli'nin) satışı, bütün şartlar bulunsa dahi münakid olmaz.
1389 Satış; semen (malın bedeli) açısından da, dört kısma ayrılır. Bunlar:
1) Mükellef; malın kendisine kaça mal olduğunu söylemeksizin, karşılıklı razı olacakları bir bedelle (Semen) akid yapabilir. Buna "Musâveme" denilir. Mesela: Bir tüccar, elindeki malın maliyet fiyatını gizleyerek müşterisine "- Sana şu fiyata verebilirim" teklifinde bulunur. Esasen yaygın olan usul budur.
2) Mükellef; satışa konu olan malın, kendisine kaça mal olduğunu beyan edip, belirli bir kâr koyarak satabilir. Buna "Mürabaha" denir. Mesela: Tüccar "- Efendim, bu mal bana 1000 liraya mal olmuştur. Sana 1100 liraya verebilirim" diyebilir.
3) Mükellef; malın maliyet fiyatını beyan edip, hiçbir kâr talep etmeden satabilir. Buna da "tevliye" denilir.
4) Mükellef, satışa konu olan malın maliyet fiyatını beyan ettikten sonra, o fiyatın daha aşağısına da satabilir. Buna da "Vadia" (Vazia) denilir.(36) Bu satış şekillerinin hepsi de, meşrûdur. Zira ticarette; hem kâr, hem zarar sözkonusudur.
1390 Satışın hükmü; iki taraftan biri için milkiyetin, diğeri için de bedelinin (Semenin) sübûtudur. Fûkaha buna "Asli hükmü" adını vermiştir. Tabi olan hükmü ise; malı ve kıymetini (Semeni) teslimin vacip olmasıdır. Yani satıcının "Malı", alıcının da "Semeni" (kıymetini) vermesi vaciptir.(37) Veresiye olan satışlarda "Müddetin" bilinmesi esastır. Meçhul bir zamana dayanan satış doğru değildir. Ayrıca veresiye satışlarda; borçlanma söz konusu olduğu için "Senetleşmek" zarûridir.(38) Şimdi alışverişle ilgili diğer hususları zikredelim.
ŞART MUHAYYERLİĞİ VE TAYİNİ
1391 Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Satıcı ile satın alan mükellef; ayrılmadıkları müddetçe muhayyerdirler"(39) buyurduğu bilinmektedir. Hanefi fûkahası, "Aynı mecliste "İcab" olur; fakat "Kabul"e ehil olan kimse sükût ederse, o meclis dağılıncaya kadar yetkilidir. Ancak icap ve kabul; birbirine uygun olarak edâ edilmişse, hem ihtiyar, hem rıza bulunduğu için akid tamamlanmıştır. Başka bir konuya geçildiği an, meclis değişmiştir"(40) hükmünde ittifak etmiştir. İmam-ı Şafii (rha) hadisin zahirini esas alarak: "İcab ve kabul; birbirine uygun olarak edâ edilse dahi, o meclis dağılmadığı müddetçe, taraflar muhayyerdirler" hükmünü beyan etmiştir.(41) Bunun dışında, birkaç çeşit şart muhayyerliğinden de söz etmek mümkündür. Şöyleki; malı satın alan kimse: "- Ben muhayyer olmak şartıyla satın aldım" diyebilir. Böyle bir şart fasiddir. Bu hususta ittifak mevcuddur.(42) İkincisi, müşteri: "- Ben bu malı üç gün veya daha az bir süre muhayyer olmak şartıyla satın aldım" diyebilir. Resûl-i Ekrem (sav)'in Sahabe'den Hz. Hıbban b. Munkız (ra)'a hitaben: "- Satış yaptığın zaman hile yok!.. Ancak benim için üç gün muhayyerlik olacak diyebilirsin" buyurduğu bilinmektedir.(43) Hanefi fûkahası bu Hadis-i Şerif'i esas alarak: "Hem satan, hem alan için, şart koştuğu takdirde üç gün muhayyerlik hakkı vardır. Bu süre içerisinde milkiyet el değiştirmiş olmaz" hükmünde ittifak etmiştir. Üçüncüsü malı satın alan kimse: "- Ben bir ay veya iki ay muhayyer olmak şartıyla satın aldım" diyebilir. İmam-ı Azam Ebû Hanife (rha) indinde, bu şart sahih değildir. İmameyn'in kavline göre; bu şart sahihdir.(44)
1392 GÖRME MUHAYYERLİĞİ: Satıcının veya müşterinin, görmedikleri bir malı satmaları veya satın almaları caizdir. Nitekim Hz. Osman (ra), Hz. Talha (ra)'ya Basra'da bulunan bir yerini satmış, bazı kimseler Hz. Talha (ra)'ya "Sen aldandın" deyince Hz. Talha (ra): "- Benim için muhayyerlik vardır. Çünkü ben görmediğim bir şeyi satın aldım" buyurmuştur. Durum Hz. Osman (ra)'a intikal edince o da: "-ÿBenim için de muhayyerlik vardır. Zira ben de görmediğim bir şeyi sattım" demiştir. Bunun üzerine Hz. Cübeyr b. Mutim (ra)'i aralarında hakem tayin etmişler, Hz. Cübeyr b. Mutim (ra) "Satın alan Hz. Talha (ra)'nın muhayyer olduğunu, diğerinin ise muhayyer olmadığını" beyan etmiştir.(45) Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Bir kimse görmediği bir şeyi satın alırsa, o şeyi gördüğü an, onun için muhayyerlik vardır"(46) Hadis-i Şerifi bunun delilidir. Dolayısıyla görmediği bir malını satan kimse için muhayyerlik yoktur. Ancak herhangi bir malı görmeden satın alan müşteri için; malı gördüğü zaman, muhayyerlik hakkı mevcuddur. İsterse almaktan vazgeçebilir. Satıcı ise; satmaktan vazgeçemez. Çünkü onun için görme muhayyerliği yoktur, malın sahibidir. Bu hususta Sahabe-i Kiram'ın icmaı vardır.
1393 KUSUR (AYB) MUHAYYERLİĞİ: Bir müşteri; satın aldığı malda (ticaret ehli olan kimseler indinde) kıymetini eksilten bir kusur (ayb) bulursa muhayyerdir.(47) İsterse malı o kusuruyla birlikte kabul eder, isterse aldığı kimseye (tüccara) geri verebilir. "Ticaret ehli olan kimseler indinde" dememizin sebebi; kusurun (aybın) sabit olması içindir. Çünkü mutlak satış; her türlü kusurdan (ayıptan) salim olmayı gerektirir. Ayrıca satışı yapan kimse, o kusuru (ayıbı) söylemediği için aldatma (Garar) sözkonusudur. Dolayısıyla müşterinin zararının giderilmesi esastır.(48) Tüccar indinde mevcud olan kusura "Ayıb-ı Kadim" denir. Resûl-i Ekrem (sav)'in hile ve aldatmayı şiddetle yasakladığı bilinmektedir. Nitekim Sahih-i Müslim'de: "Bizi aldatan bizden değildir" hükmü altında bir bab mevcuddur. Bu babta yer alan şu Hadis-i Şerif üzerinde iyi tefekkür etmek gerekir. Hz. Ebû Hureyre (ra)'dan rivayet edilmiştir: "Resûl-i Ekrem (sav) bir gün çarşıda dolaşırken, tahıl satan birisinin yanına uğradı. Elini ekin yığınının içine daldırınca, mübarek parmaklarına ıslaklık isabet etti. Bunun üzerine: "- Ey ekin sahibi, bu ıslaklık nedir?" sualini tevcih buyurdu. Ekin sahibi: "- Ona yağmur isabet etti ya Resûlallah" cevabını verince, Resûl-i Ekrem (sav): "İnsanların görebilmesi için o ıslak olan kısmı üstüne koysaydın ya!.. Bizi aldatan bizden değildir"(49) hükmünü beyan buyurdu. İbn-i Ömer (ra)'in şöyle dediği rivayet edildi: "Hz. Peygamber (sav) dış görünüşü ile malı beğendirmek suretiyle aldatıcı satışı nehyetti"(50) Dikkat edilirse; ticaretle uğraşan bir kimsenin, emin ve sadık olması esastır. Eğer kendisinin de farkında olmadığı kusurlu (ayıplı) bir malı satmışsa; farkına vardığı an, müşterisinin zararını gidermeli ve helallık dilemelidir.
ALIŞVERİŞTE DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
1394 HARAM'A VESİLE OLMAK (ALIŞVERİŞİNİ YAPMAK) HARAMDIR: Ticaretle meşgul olan bir mü'minin; üzerinde hassasiyetle duracağı ilk konu, haram kılınan malların satışını yapmamaktır. Allahû Teâla (cc) bir şeyi haram kılınca, onun bedelini de haram kılar. Nitekim Resûl-i Ekrem (sav) "Şarabla ilgili olarak" mü'minlere: "İçilmesini haram kılan Allahû Teâla (cc) satılmasını da (alışverişini) haram kılmıştır"(51) buyurarak, meselenin mahiyetini izah etmiştir. Mesela; mü'min bir kasap; şer'i şerife göre kesilmeyen herhangi bir hayvanın etini satmamalıdır. Çünkü, kasden besmelenin terkedilmesi durumunda, etin yenmesi haram olur. O et; meyte hükmündedir. Vesen (heykel) ve sanemin satılması da haramdır. Hanefi fûkahası: "Haram Li aynihi olan; şarap, domuz eti, kan, put ve bunun gibi maddelerin satışının batıl" olduğunda ittifak etmiştir.(52)
1395 Çalınan veya gasb edilmek suretiyle elde edilen bir malı; ticareti piyasaya sokmak da caiz değildir. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Kim bildiği halde hırsızlık eşyayı satın alırsa; onun günahına ve alçaklığına (haysiyetsizliğine) ortak olmuştur."(53) buyurduğu bilinmektedir. Dolayısıyla ticaretle meşgul olan mü'minlerin; malı gerek alırken, gerek satarken titizlik göstermeleri esastır.
1