Peygamberimiz s.a.v ticaretle meşgul olan Sahabe-i Kiram'a daima kolaylık göstermelerini ve ucuzluk meydana getirmek için gayret sarfetmelerini tavsiye buyurmuştur. Ancak bu hiçbir zaman fiyatlara müdahale manasına değildir. Nitekim fiyatların yükseldiği bir sırada, Sahabe-i Kiram'dan bazıları Resûl-i Ekrem (sav)'e müracaatla çözüm bulunmasını teklif etmişlerdir. Tabii ki bu çözüm fiyatların dondurulması veya narh konulmasıyla ilgilidir. Bunun üzerine Resûlullah (sav): "Fiyatları ayarlayan; bolluk, darlık ve rızık veren Allahû Teâla (cc)'dır. Şüphesiz ki ben; hiç kimsenin benden talep edeceği mal ve can hususunda bir haksızlığım olmadan, Rabbime kavuşmak arzusundayım"(54) hükmünü beyan buyurmuştur. Hanefi fûkahası: "Ulû'lemr veya kadı; fiyatları tayin etmez, narh koymaz. Zira narh koymak mekruhtur. Ancak eğer ticaretle uğraşan kimseler; malın fiyatından çok yüksek bir fiyatla satış yapma hususunda anlaşırlarsa, ehl-i hibre'den (ilim sahibi kimselerden) bilgi istenir. Temel gıda maddeleri ve hayvan yiyecekleri hususunda; istişare edildikten sonra, fiyat tahdidinde bulunmakta beis yoktur"(55) hükmünde ittifak etmiştir. Çünkü gerek temel gıda maddelerinde, gerek hayvan yemlerinde, canlının telef olma tehlikesi sözkonusudur.
1397 Darû'l İslâm'da; arz ve talep dengesine dayanan fiyatlar esastır. Ancak sun'i olarak fiyatlara müdahale etmek büyük bir vebaldir. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Pahalılığı artırmak için fiyatlar, müdahale eden kimseyi; kıyamet gününde, büyük bir ateşin üzerine oturtmayı Allahû Teâla (cc) üzerine almıştır"(56) buyurduğu bilinmektedir. Fiyatlara müdahalenin birçok yolu vardır. Bunların başında da "İhtikâr" gelir. Şimdi bunun üzerinde duralım.
1398 A) Muhtekir (ihtikâr yapan kimse) mel'ûndur: Bir malı, fiyat artınca satmak niyetiyle stok etmeye ihtikâr denir. İmam-ı Ebû Yusuf (rha) göre; ümmete zarar vermek niyetiyle, her çeşit malın satışından imtina etmek ihtikârdır.(57) Resûl-i Ekrem (sav): "Pazara mal getiren merzûk (rızıklandırılmış), ihtikâr yapan ise melûndur"(58) hükmünü beyan buyurmuştur. İmam-ı Azam Ebû Hanife (rha) "Bir kimsenin kendi ürettiği malı (Mesela: Çiftçinin buğdayı) ihtiyacı sebebiyle stok etmesi ihtikâr olmadığı gibi; bir başka şehirden getirdiği malı stok etmesi de ihtikâr değildir. İhtikâr ümmete zarar vermek niyetiyle gıda maddelerini (yiyecekleri) stok etme sonucu ortaya çıkar"(59) demiştir. Esasen bir kimse; temel gıda maddelerini ve hayvan yiyeceklerini stok ederse; "Muhtesib" veya "Kadı" bu işten vazgeçmesini teklif eder. Mükellefin ısrar etmesi halinde; malına el konur ve günün rayiç fiyatları dikkate alınarak satılır. Bedeli de kendisine verilir. Ayrıca kendisine ta'zir cezası uygulanır.(60) Resûl-i Ekrem (sav) ihtikâr yapan kimseleri zemmetmiş ve Allahû Teâla (cc)'nın rahmetinden uzaklaştıklarını beyan buyurmuştur.(61) Sonuç olarak muhtekir (ihtikâr yapan kimse) me'lûndur, yani lanetlenmiştir.
1399 B) Müşteri kızıştırıp, fiyat artırmak caiz değildir: Resûl-i Ekrem (sav)'in "Necş'i" yasakladığı nass'la sabittir. Necş; "malı almaya niyetli olmadığı halde; üçüncü şahısları isteklendirmek ve aldatmak için, fazla fiyat vermeye" verilen isimdir.(62) Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Bir kimse, kardeşinin pazarlığı üzerine pazarlık etmesin"(63) Hadis-i Şerif-i müşteri kızıştırmanın caiz olmadığını beyan buyurmaktadır. Tüccar ile müşteri bir mal üzerinde pazarlık ederken; üçüncü bir şahsın o pazarlığa dahil olması, tahrimen mekruhtur. Ancak o pazarlık meclisi dağıldıktan sonra; anlaşma hasıl olmazsa, malı alma niyeti olan diğer kimse pazarlık edebilir. Günümüzdeki açık ve kapalı artırmalarda; bu hile alabildiğine yapılmaktadır. Şöyle ki; malı almaya niyeti olmayan bir kimse, kasden artırmaya girmekte ve belli bir ücret talep ederek satıştan çekilmektedir. Bunun kat'iyyen caiz olmayacağı açıktır.
1400 C) Şehirde ikamet eden bir kimsenin; köylünün ürettiği malı yolda karşılayıp, pazara sokmadan alması ve azar azar pahalı satması caiz değildir. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Şehirde oturan kimse; bedevinin malını onun için satmasın"(64) buyurduğu bilinmektedir. Hanefi fûkahası: "Kıtlık zamanında; şehirde mukim olan kimsenin bedevinin malını onun adına satması, fiyat yükselmesine sebep oluyorsa mekruhtur. Zira bu fiilde, ümmete zarar söz konusudur. Normal olan dönemde; fiyat yükselmesine sebep olmayan pazarlama mekruh değildir"(65) hükmünü beyan etmiştir. İmam-ı Şafii, İmam Ahmed b. Hanbel ve İmam-ı Malik (rha) hadisin zahirini esas alarak, her halûkarda bunun caiz olmayacağına kaildirler. İbn-i Münzir: "Malları şehrin dışında karşılayarak satın almak caiz olmaz. Ebû Hanife buna katılmaz ve bunda bir sakınca görmediğini söyler.(66) hükmünü beyan etmek suretiyle, diğer mezheplerin bu hususta ittifak halinde olduklarını kaydeder.
1401 D) Bir satış içerisinde, iki satış caiz olmaz: (Vadeli satış ve vade farkı) Günümüzde en çok tartışılan konulardan birisi de; bir malın "peşin" ve "vadeli" satışındaki, fiyat farkıdır. Bir mal; peşin "bin liraya" satın alınabilirken, vade süresine göre "bin ikiyüz" veya "bin beşyüz" liraya alınabilmektedir. Mal aynı olduğuna göre; fiyatın farklılışması "vade faktörüne" dayanıyor demektir. Bunu "Pazarlık sonucu malın fiyatının farklı olabileceği" tezi ile izah etmek mümkün değildir. Zira ticari piyasada bir malın "Peşin" ve "Veresiye" fiyatları; faiz oranları ve enflasyon dikkate alınarak ilan edilmektedir.(67) Şimdi konunun Darû'l İslâm'daki durumunu izaha gayret edelim. Abdullah İbn-i Ömer (ra)'den rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem (sav) Hz. Attab b. Esed'i Mekke-i Mükerreme'ye vali olarak gönderirken: "- İnsanların, bir satış içerisinde iki satış yapmalarına müsaade etme, yasakla" emrini vermiştir.(68) Hanefi fûkahası: "Bir malın, peşin "şu fiyata" vadeli (veresiye) "bu fiyata" sattım" şeklindeki ifadelerle satılması caiz değildir"(69) hükmünde ittifak etmiştir. Mesela: "Şu buzdolabını peşin olursa "110.000 TL", vadeli olursa "160.000 TL." karşılığında sattım" gibi!.. Ancak müşteri bu iki fiyattan birisini, aynı mecliste kabul eder ve mesela: "Ben vadeli olarak "160.000 TL." karşılığı satın aldım" derse caiz olur mu? Yasaklamanın illetini; malın fiyatındaki cehalete bağlayan müctehidler indinde bu caizdir. Zira cehalet ortadan kalkmış, iki tarafın (icab ve kabulle) rızası sözkonusu olmuştur. Yasaklamanın illetini; vade sebebiyle malın fiyatının yükselmesine bağlayan müctehidler indinde caiz değildir. Zira Resûl-i Ekrem (sav), "Kim bir satış içerisinde, iki satış yaparsa, ona iki fiyattan az olanını almak veya faiz yemek vardır" hadisinin zahiri esastır. Çünkü bir şeyin helal veya haramlığı hususunda ihtilaf hasıl olursa, itiyaden uzak durmak (Şüpheliden kaçınmak) gerekir" hükmünü beyan etmişlerdir. Hz. Ömer (ra)'in rivayet ettiği bir Hadis-i Şerif'te: "Malum olan ribayı terkettiğiniz gibi, riba (faiz) şubesi olan işleri de terkediniz"(70) buyurulmuştur. Pazarlık etmek; hem satıcının, hem alıcının şer'i hakkıdır. Sonuç olarak ticaretle meşgul olan mü'minlerin; bir satış içerisinde iki satış yapmaktan kaçınmaları, tek fiyat söylemeleri daha uygundur. Bu sayede "şüpheden" kurtulmuş olurlar.