+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
2 sonuçtan 1 ile 2 arası

SÜraka nin ati sÜrÇÜnce

 İslami Konular ve kaynakları Katagorisinde ve  Doğru İslam Bilgileri Forumunda Bulunan  SÜraka nin ati sÜrÇÜnce Konusunu Görüntülemektesiniz.=>SÜRAKA NIN ATI SÜRÇÜNCE Mekke’liler, Hazret-i Peygamber’i kim bulup ölü diri yakalarsa, ona yüz deve va’detmişler. Bu büyük bahşişi almak için, kendine güvenen nice kimseler Onu ta’kîbe koyulmuştu. Pehlivan yapılı bir adam olan Sürâka b. Cu’şum nâmındaki yiğit, bu mükâfâta tama’ ederek Peygamber’in izini ta’kîb etmiş, onların peşine düşmüştü. İstirahat ...

  1. #1
    Status
    Offline
    MuHaMMeD - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üst Düzey Yönetici
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    3.525
    Tecrübe Puanı
    12

    Standart SÜraka nin ati sÜrÇÜnce

    SÜraka nin ati sÜrÇÜnce
    SÜRAKA NIN ATI SÜRÇÜNCE
    Mekke’liler, Hazret-i Peygamber’i kim bulup ölü diri yakalarsa, ona yüz deve va’detmişler. Bu büyük bahşişi almak için, kendine güvenen nice kimseler Onu ta’kîbe koyulmuştu. Pehlivan yapılı bir adam olan Sürâka b. Cu’şum nâmındaki yiğit, bu mükâfâta tama’ ederek Peygamber’in izini ta’kîb etmiş, onların peşine düşmüştü. İstirahat için kondukları bir sırada arkadan yetişti. Sürâka’nın atı yorulmuştu. Onlara yetişmek üzerine atını şiddetle mahmuzlayınca ayağı sürçtü. Sürâka yere yuvarlandı. Okunu alarak arap âdetince falına baktı, fal fenâ idi. Fakat bu anda yüz develik mükâfât gözünün önüne gelince, var kuvvetiyle atını mahmuzlayarak ileri atılmak istedi ise de atının ayakları kuma gömüldü. At kendini alamadı, bocalamağa başladı, bocaladıkca batıyordu, Sürâka, görünmez bir kuvvetin kendisini çektiğini hisseder gibi oldu. Saatlerce arkalarından koşmuştu. Tam yetişeceği sırada atı sürçmüş, yere yuvarlanmıştı. Tekrar toparlanıp ileri atılınca bu def’a da atının ayakları kuma batmıştı. Her halde bu işte bir fevkalâdelik olduğuna inanmıştı. Bütün bunları gözüyle gördükten sonra başka türlü düşünmeğe ihtimal kalmamıştı. Bu hal karşısında Sürâka’nın aklı başına gelmiş, yaptıklarına pişmân olmuş, Peygamber’imize doğru gelerekÇ Benden size asla zarar gelmez deyip kendisini affetmesi için yalvarmaya başlamıştı. Hazret-i Peygamber (s.a.v.)’in hayâtında her adım böyle muvaffakıyetle netîceleniyor, Onun düşmanları mağlûb olarak ona yalvarıyorlardı. Burada da Onu yakalamağa gelen kimse, tam yetiştiği sırada Onu yakalayacağı yerde, aman beni affet, diye kendisine yalvardığını görüyoruz. Bunlar hep tesâdüf eseri mi? Sürâka İslâmiyetin parlak istikbalini de burada anlamıştır. Hazret-i Peygamber’den kendisine bir emannâme, bir ferman verilmesini istedi. Bu ferman kendisine verildi. Sürâka sonra müslüman olmuş, iranın fethi sırasında orduda bulunmuştur.
    Sürâka, emannâmeyi alınca hemen geri dönmüş, bu def’a başka bir vazîfe görmüştür. Arkadan gelen ta’kîbçileri geri çevirmiştir. Buralarını ben aradım, yok, demiştir. Ne garip tecellîdir ki, bir kaç dakika evvel dolu dizgin Hazret-i Muhammed(s.a.v.)’i yakalamağa koşan Sürâka şimdi bu işe engel oluyordu. Az evvel kendisi ta’kîpçi olduğu halde, şimdi ta’kîb edicileri geri çeviriyordu. Denildiğine göre Ebû Cehil, sonraları Sûraka’nın bu hareketiyle alay ederek onu ayıplamış, o da:
    -Eğer atımın nasıl kuma batıp saplandığını görseydin, derhal Muhammed’in Peygamberliğini sen de tasdik ederek Ona inanırdın, diye cevap vermiş.


  2. #2
    Status
    Offline
    MuHaMMeD - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üst Düzey Yönetici
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    3.525
    Tecrübe Puanı
    12

    Standart ÇÖllerİn ortasinda

    ÇÖLLERİN ORTASINDA
    Sûrâka geri döndükten sonra dünyanın en büyük iki adamını Mekke’den Medîne’ye nakleden bu küçük kaafile, yine kızgın çöllerin enginliğine daldı. Gökten alev yağıyor, kızgın kumlardan kıvılcımlar fışkırıyordu. Her tarafı saran alev dalgaları çölü yakıp kavuruyordu. Hazret-i Peygamber (s.a.v.) Yâr-ı ğârıyla vâdîlere dalarak, dağlara tırmanarak gidiyordu. Sahra sefîneleri olan develerin sırtında yedi gün, yedi gece bu alev deryâsında yüzdüler. Fakat, su yerine kızgın çöllerin alevini içtiler. Akşam olunca hava biraz serinliyordu. Gece serin rüzgâr esmeğe başlıyor, onlar da çöllerde ilerliyorlardı. Gökte parlayan yıdızlar, onların yoluna ışık serpiyordu.
    İnsanlara nûr ve îmân getiren büyük Peygamber, mukadderâtın cizdiği yoldan Medîne’ye doğru gidiyordu. Gecenin karanlığı, gündüzün sıcağı demeden hak ve hakîkat zolcusu yürüyordu. Bütün bir târih Onun yolu boyunca serilmiş, bütün gözler Ona çvrilmiş, hakka ve nûra âşık insanlar Onu gözlüyordu. O da onlara doğru gidiyordu.
    Mekke’den Medîne’ye giderken bu hicret yolunda şu Âyet-i Kerîme nâzil oldu:
    “Sana Kur’an’ın tebliğini ve Onunla ameli farz eden Allah, muhakkak ki seni Mekke’ye iâde edecektir.” (Kasas Sûresi:85)
    Peygamber’imizin Mekke’den çıkıp Medîne’ye hareket ettiğini haber alan Medîneliler Onun yolunu dört gözle bekliyorlardı.
    Medîne halkı her sabah şehrin dışına çıkıp öğleye kadar yollara bakarlardı. Öğle sıcağı basıp etraf alevler içinde kalınca, bu sıcakta artık gelmez, diye beklemekten vazgeçerlerdi. Bir gün yine şehre dönerken, bir kalenin tepesinde duran bir yahudî kızı ilk müjdeyi verdi :
    -Beklediğiniz, yolunu gözlediğiniz geliyor, dedi. Bu haber bir yıldırım sür’atiyle halk arsına yayıldı. Şehir baştan başa sevinç ile çalkandı, Herpes şehrin kenarına koşup gözlerini ufka çevirdi. Uzaktan beyaz elbiseler içinde iki yolcu göründü. Bu elbiseleri, Suriye’den ticaretten avdet eden Zübeyr, yolda rastladığı zaman onlara hediye etmişti.
    Medîne’ye bir saat mesâfede Âlize’de Kubâ nâmı verilen bir yer vardır. Medîne’nin ileri gelenleri, Ensârın bir çok âileleri brada yaşarlar. Gülsüm b. Hedm’in riyâsetinde bulunduğu Amr b. Avf âilesi buranın ma’ruf sâkinlerindendi. Hazret-i Peygamber buraya geldiğinde bu âileler Onu tekbirlerle karşıladılar. Yaz ortasında, yazın sıcak günlerinde kızgın çöllerde bir hafta süren yolculuk onları yormuştu. Brada istirahat etmeği arzu buyurdular. Peygamberler kaafilesinin serdarı, iki cihan serveri brada Gülsüm b. Hedm’e misâfir kaldılar, bu büyük misâfiri konuklamak şerefi ona nasîb imiş. Zâten Ashâb-ı Kiram’dan bir çokları bu âile nezdinde misâfir olarak bulunuyordu. Ebû Ubeyde, Mıkdâd, Habbâb, Süheyl, Safvân, Iyâd, Abdullah b. Mhazeme, Vehb b. Sa’d ve sâire bunların arasında idi.
    Hazret-i Peygamber’in Mekke’den hareketinden üç gün sonra Hazret-i Ali de yola çıkmıştı. Bu yiğit ve kaharaman insan, tek başına çölleri aşarak Kubâ’da Peygamber’imize yetişti. Ölümü göze alarak Peygamber Efendimizin yatağına bir gül bahçesine girercesine giren bu mert ve fedâkâr gencin yürümekten ayakları kabarmıştı. Peygamberimiz onu görünce yaşlarını tutamadı. Gözlerinden boşanan yaşlar içinde Hazret-i Ali’yi kucaklayıp öptü. Bu görüşme çok heyecanlı olmuştu. Nasıl ve hangi şartlar altında ayrılmışlar, nerede buluşmuşlardı! Allah’ın lûtfu ne büyüktür.
    Peygamber’imiz, Kubâ’ya erişince onüç yıllık ıztırap arkada kalmış oldu. Buraya Rebîü’l-Evvel ayının başlarında, 622 milâdî yılının 20 Eylûlünde, bir Pazartesi günü ulaştı.
    İbn-i Abbas (r.a.) şöyle demektedir: “Doğumu Pazartesi günüdür, ilk Peygamberlik Pazartesi geldi, hicret Pazartesidir, rûhu da Pazartesi kazolunmuştur.”
    Hazret-i Peygamber (s.a.v.)’in, Kubâ’da ilk işi, oranın eşrâfından Gülsüm b. Hedm’in hurmalarını kuruttuğu yerde bir mescid binâ etmek olmuştur. Kur’ân-I Kerîm İslâmda ilk kurulan bu mescidden şöyle bahseder:
    “İlk gününden takvâ temeli üzerine kurulan bu mescidde namaza durmak daha evlâdır. Orada temizliği ve nezâheti pek seven insanlar vardır. Allah da zâten temizlenenleri sever.” (Tevbe Sûresi âyet: 108 )
    Bu mescid inşâ olunurken Hazret-ı Peygamber (s.a.v.) bir amele gibi çalışırdı. En ağır taşları kaldırmağa çalışırken vücûdu eğilirdi. Ashâb-ı kiram yanına gelerek derin bir samimiyetle:
    -Sana canımız fedâ olsun, biz taşıyalım, yâ Resûlâ’llâh derler, O da onları kırmaz, elindeki taşı verir, fakat başka bir taş alır, onlarla berâber çalışırdı. Böyle içten gelen bir iştiyakla sevgi ve saygı ile bu ilk mescidi inşâ ettiler.
    Şâir ve sahâbî olan Abdullah b. Revâha, bu mescidin inşâsına iştirâk etmiş zevattandır. O da bir amele gibi çalışır, şarkı ve nağmelerle yorgunluklarını gideren işçiler gibi şu ma’nâdaki mısrâları terennüm ediyordu:
    “Mescidin inşâsına iştirâk edenlere ne mutlu.
    Ayakta iken veya otururken Kur’ân okuyanlara ne saâdet.
    Gecelerini uykuya dalıp geçirmeyenler ne büyük haz var.” Peygamber Efendimiz de bu nağmelerin âhengine iştirâk ederdi.
    Burada on günden fazla bir müddet ikaamet buyurduktan sonra Peygamber Efendimiz bir cumâ günü Kubâ’dan hareket ederek Medîne’ye yollandılar. Rânûna vâdisinde Benî Salîm mahallesinden geçerken güneş zevâle gelmiş, öğle vakti olmuştu. Hazret-i Peygamber (s.a.v.), Cumâ namazının farz kılındığını Ashâbına tebliğ ederek burada ilk Cumâ namazını kılmış ve güzel bir Hutbe okumuştur. Artık, müşriklerin baskısından uzaktılar, artık namaz kılmak, Allah’a ibâdet etmek için tenhâ yeler aradıkları, Kur’ân okurken seslerini duyurmaktan çekindikleri günler arkada kalmıştı. Artık bir araya toplanmalarına, büyük cemaat olmalarına engel kalmamıştı. Yepyeni bir devir başlıyordu. İnfiratcılık bitmiş, cemiyet hayâtı başlamıştı. Burada söylenen Hutbe çok önemli tâ’lîmâtı ihtivâ etmektedir. Hutbenin hikmet-i şer’iyyesi pek büyüktür. Halka din ve dünya ta’lîmatını bildirerek onları uyandırmaktır. Hazret-i Peygamber (s.a.v.)’in ilk Cuma namazında îrad buyurdukları o iki hutbeyi teberrüken naklediyoruz:


+ Cevap Ver

Hızlı Cevap Hızlı Cevap

Giriş yapmak için Buraya tıklayın


Rabbin kim? (Cevabı Büyük Harfle Yazınız)

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279