+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
4 sonuçtan 1 ile 4 arası

Kabenin fazileti ve önemi nedir

 İslami Konular ve kaynakları Katagorisinde ve  Doğru İslam Bilgileri Forumunda Bulunan  Kabenin fazileti ve önemi nedir Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Kabenin fazileti ve önemi nedir Kabe: Bereket ve hidayet kaynağı Rasyonel aklın bütün mekanizmalarını işlemez hale getiren bir noktadayız şimdi Kabe, tarihin bir döneminde Hz İbrahim ve oğlu Hz İsmail (ikisine de selam olsun) tarafından taş ve çamurdan inşa edilen dört köşe bir yapı mıdır sadece? O yapı ki tarih ...

  1. #1
    Status
    Offline
    islamsel - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2010
    Mesajlar
    29
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart Kabenin fazileti ve önemi nedir

    Kabenin fazileti ve önemi nedir
    Kabenin fazileti ve önemi nedir

    Kabe: Bereket ve hidayet kaynağı
    Rasyonel aklın bütün mekanizmalarını işlemez hale getiren bir noktadayız şimdi Kabe, tarihin bir döneminde Hz İbrahim ve oğlu Hz İsmail (ikisine de selam olsun) tarafından taş ve çamurdan inşa edilen dört köşe bir yapı mıdır sadece? O yapı ki tarih içinde birçok defa çeşitli sebeplerle tahrip olmuş, kimi zaman tamir görmüş, kimi zaman temellerine kadar sökülüp yeniden yapılmıştır (Geniş bilgi için bkz Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, “Kabe” maddesi, 24/14 vd)
    O halde bu “yapı”nın özelliği nereden gelmektedir?
    Şüphesiz ki zaman da mekan da Allah Teala’nın mahlukatındandır Dolayısıyla (Ramazan ayı, Cuma günü, Kadir gecesi… gibi) bir kısım zamanlar ve (Mescid-i Haram, Mescid-i Nebî, Mescid-i Aksa, Ravza-i Mutahhara… gibi) bir kısım mekanlar, özellik ve değerini bizzat kendilerinden değil, taallukatlarından alırlar “Şerefu’l-mekan bi’l-mekîn” (Mekanın üstünlüğü, orada bulunanın üstünlüğünden gelir) sözü buna yakın bir durumu ifade eder Yani zaman da, mekan da, kendilerini değerli kılan Rabb-i Müteal’in veya O’nun değer verdiklerinin değer vermesi ile değerli olur Bu sayede madde ile mananın, fizik ile fizik ötesinin, beşer alemi ile Melekût Alemi’nin kesişme noktaları olmak, bu zaman ve mekanların ortak özelliğidir Kutlu bir zaman olarak Hac mevsimi ve kutlu bir mekan olarak Kabe de böyledir
    Yüce Rabbimiz şöyle buyurur: “Şüphesiz alemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mabet), Mekke’deki (Kabe)dir” (al-i İmran, 96)
    Acaba Kabe’nin insanlar için bir “bereket ve hidayet kaynağı” olması ne demektir?
    Bu sorunun biri özel, diğeri genel olmak üzere iki cevabı vardır Özel cevabı biraz sonraya bırakarak genel cevaba bakalım:
    Yukarıda Hz İbrahim ve oğlu Hz İsmail (ikisine de selam olsun) tarafından inşa edildiğini söylediğimiz Kabe, ilgili ayetlerin (Bakara, 125-127; Hac, 26) ifadesinden de anlaşıldığı gibi, onlardan daha önce mevcut idi İşaret ettiğimiz ayetlerde geçtiğine göre, Yüce Rabbimiz Kabe’nin yerini Hz İbrahim as’a göstermiş, o da temelleri üzerine Kabe’yi inşa etmişti Keza al-i İmran 96 ayette de Kabe’nin, “yeryüzünde kurulmuş ilk mabet” olduğunun zikredildiğini yukarıda görmüştük
    Bu da gösteriyor ki Kabe, insanlık tarihi kadar eski bir geçmişe sahiptir ve ilk yapıldığı günden bu yana hep hakkın, hakikatin, tevhidin ve hidayetin merkezi olmuştur Rivayetlerden öğrendiğimize göre Kabe yeryüzünün merkezi olarak, Melekût Alemi’ndeki Beyt-i Ma’mûr’un tam hizasında bulunmaktadır (Musannef-i Abdürrezzak, 5/28; Taberanî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, 11/417) Yine Efendimiz sav’in haber verdiğine göre orayı her gün yetmiş bin melek ziyaret etmekte ve bir giden grup bir daha gitmemecesine bu böyle devam etmektedir (Buharî, Müslim, vd) Melekût Alemi’nde meleklerin Beyt-i Ma’mûr merkezinde eda ettiği kulluğu, dünyada da müminler Kabe’nin etrafında ifa etmektedir
    Buna bir de Mescid-i Haram’ın doğrudan Allah Teala tarafından “haram bölge” olarak ilan edilmiş olması gerçeğini de ilave ettiğimizde, Kabe ve çevresinin aynı zamanda bir emniyet ve huzur mekanı olduğunu anlarız Avının avlanamaması, ekininin koparılamaması da bu yüzdendir
    Oraya korkuyla giren emin olur; kederle giren ferahlık bulur, günahla giren arınmış olarak çıkar Cahiliye Araplarının şirk bataklığında debelendiği en karanlık zamanlarda bile Kabe huzur ve güvenin adresi olma özelliğini sürdürmüş, günlerini didişmekle geçiren cahiliye Arap kabileleri, Kabe’ye sığınanlara dokunmaz, onun hürmetini ihlal etmekten çekinirlerdi Kabe’nin insanlar nezdindeki bu itibar ve hürmeti dolayısıyla Yemen hükümdarı Ebrehe, kendi memleketinde bir bina inşa etmiş ve insanları Kabe’den vaz geçirip oraya sevk etmek için Kabe’yi yıkmaya azmetmişti Efendimiz sav’in dünyaya teşrif ettiği yıl meydana gelen bu olayda Ebrehe ve ordusu Fil Suresi’nde anlatılan feci akıbete uğramıştı
    İnançtan imana, imandan yakîne
    Yukarıda Kabe’nin insanlar için bir “bereket ve hidayet kaynağı” olmasının biri özel, diğeri genel olmak üzere iki anlamı bulunduğunu söylemiştik Kasdettiğimiz özel anlam, hac ibadetinin müminler için yeniden doğuş anlamına gelmesidir Bu, zayıf inancı imana, imanı da yakîne dönüştüren bir etkidir; haccın esrarından biri de müminde böyle bir dönüşümü gerçekleştirmesidir
    Amerikalı zenci müslümanlardan merhum şehid Malcolm X’in, önceleri “ırkçı bir müslüman” kimliğindeyken, hacca gittiği zaman Ümmet tasavvuruna ulaştığı, yaygın olarak bilinen bir husustur
    Konuyla ilgili olarak pek çok örnek arasından seçtiğimiz birisini zikrederek yazıyı nihayetlendirelim:
    Muhammed Zahid el-Kevserî merhumun anlattığına göre (Makalat, 249), Osmanlı zamanında Bulgaristan’ın Şumnu şehrinde eşraftan bir müslümanın kızına bir genç talip olur Hristiyan iken kısa bir zaman önce İslam’a girmiş olan gencin bu talebi konusunda şehrin müftüsüne danışan baba, görmüş geçirmiş, alim ve fazıl müftüden, acele etmemesi tavsiyesini alır Zira imanın kalbe yerleşmesi birden bire olmaz İslam’a yeni girmiş kişi zahiren ne kadar mutmain görünürse görünsün, batınının ne ahvalde olduğunu kimse bilemez
    Adam müftünün bu cevabı üzerine müstakbel damadı hakkında övgü dolu şeyler söyleyip, duymak istediğini duyma konusunda ısrar edince, tecrübeli ve hikmet ehli müftü niçin acele etmemesini söylediğini şöyle izah eder:
    “Ben küçükken bir müslüman tarafından evlat edinilmiş, Bulgar asıllı bir kimseyim Beni evlat edinen zat gerçekten çok iyi yetiştirdi İlim tahsili için İstanbul’a gönderdi ve büyük hocalardan ders alıp yetişmemi sağladı Eğitimimi tamamladım ve müftü olarak atandım Bugüne kadar da din hizmeti olarak bu görevi sürdürdüm Buna rağmen içimde hep bir vesvese vardı: Acaba eski dinim hak idi de, ben velinimetim olan o zata tabi olarak İslam’ı seçmekte hata mı etmiştim?
    Bu düşünce aklıma gelir gelmez, hemen ardından tevbe ederdim Sonra bu vesvese bana tekrar tekrar gelmeye başladı Ben bu düşünceyi içimden atmaya ne kadar şiddetle çalışsam ve Allah’a sığınsam da, bir süre sonra aynı vesvesenin kalbime tekrar gelmesine engel olamıyordum Ta hacca gidene kadar bu böylece devam etti Ne zaman ki hac menasikini eda ettim, görülecek yerleri gördüm, durulacak yerlerde durdum ve nihayet Peygamber Efendimiz sav’in Ravza-i Mutahharası’nı ziyaret ettim; işte o zaman o vesvese beni tamamen terk etti, elhamdülillah…
    Bütün birikimime, sabr u sebatıma ve Allah Teala’ya sığınmalarıma rağmen benim gibi birisi böyle durumlar yaşarsa, daha dün müslüman olmuş birisinin hali nice olur?!”
    Dr Ebubekir Sifil



  2. #2
    Eylül
    Eylül - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Exclamation Cevap: Kabenin fazileti ve önemi nedir



  3. #3
    elül
    elül - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart Cevap: Kabenin fazileti ve önemi nedir

    Kabenin fazileti ve önemi nedir

    Kabe: Bereket ve hidayet kaynağı
    Rasyonel aklın bütün mekanizmalarını işlemez hale getiren bir noktadayız şimdi Kabe, tarihin bir döneminde Hz İbrahim ve oğlu Hz İsmail (ikisine de selam olsun) tarafından taş ve çamurdan inşa edilen dört köşe bir yapı mıdır sadece? O yapı ki tarih içinde birçok defa çeşitli sebeplerle tahrip olmuş, kimi zaman tamir görmüş, kimi zaman temellerine kadar sökülüp yeniden yapılmıştır (Geniş bilgi için bkz Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, “Kabe” maddesi, 24/14 vd)
    O halde bu “yapı”nın özelliği nereden gelmektedir?
    Şüphesiz ki zaman da mekan da Allah Teala’nın mahlukatındandır Dolayısıyla (Ramazan ayı, Cuma günü, Kadir gecesi… gibi) bir kısım zamanlar ve (Mescid-i Haram, Mescid-i Nebî, Mescid-i Aksa, Ravza-i Mutahhara… gibi) bir kısım mekanlar, özellik ve değerini bizzat kendilerinden değil, taallukatlarından alırlar “Şerefu’l-mekan bi’l-mekîn” (Mekanın üstünlüğü, orada bulunanın üstünlüğünden gelir) sözü buna yakın bir durumu ifade eder Yani zaman da, mekan da, kendilerini değerli kılan Rabb-i Müteal’in veya O’nun değer verdiklerinin değer vermesi ile değerli olur Bu sayede madde ile mananın, fizik ile fizik ötesinin, beşer alemi ile Melekût Alemi’nin kesişme noktaları olmak, bu zaman ve mekanların ortak özelliğidir Kutlu bir zaman olarak Hac mevsimi ve kutlu bir mekan olarak Kabe de böyledir
    Yüce Rabbimiz şöyle buyurur: “Şüphesiz alemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mabet), Mekke’deki (Kabe)dir” (al-i İmran, 96)
    Acaba Kabe’nin insanlar için bir “bereket ve hidayet kaynağı” olması ne demektir?
    Bu sorunun biri özel, diğeri genel olmak üzere iki cevabı vardır Özel cevabı biraz sonraya bırakarak genel cevaba bakalım:
    Yukarıda Hz İbrahim ve oğlu Hz İsmail (ikisine de selam olsun) tarafından inşa edildiğini söylediğimiz Kabe, ilgili ayetlerin (Bakara, 125-127; Hac, 26) ifadesinden de anlaşıldığı gibi, onlardan daha önce mevcut idi İşaret ettiğimiz ayetlerde geçtiğine göre, Yüce Rabbimiz Kabe’nin yerini Hz İbrahim as’a göstermiş, o da temelleri üzerine Kabe’yi inşa etmişti Keza al-i İmran 96 ayette de Kabe’nin, “yeryüzünde kurulmuş ilk mabet” olduğunun zikredildiğini yukarıda görmüştük
    Bu da gösteriyor ki Kabe, insanlık tarihi kadar eski bir geçmişe sahiptir ve ilk yapıldığı günden bu yana hep hakkın, hakikatin, tevhidin ve hidayetin merkezi olmuştur Rivayetlerden öğrendiğimize göre Kabe yeryüzünün merkezi olarak, Melekût Alemi’ndeki Beyt-i Ma’mûr’un tam hizasında bulunmaktadır (Musannef-i Abdürrezzak, 5/28; Taberanî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, 11/417) Yine Efendimiz sav’in haber verdiğine göre orayı her gün yetmiş bin melek ziyaret etmekte ve bir giden grup bir daha gitmemecesine bu böyle devam etmektedir (Buharî, Müslim, vd) Melekût Alemi’nde meleklerin Beyt-i Ma’mûr merkezinde eda ettiği kulluğu, dünyada da müminler Kabe’nin etrafında ifa etmektedir
    Buna bir de Mescid-i Haram’ın doğrudan Allah Teala tarafından “haram bölge” olarak ilan edilmiş olması gerçeğini de ilave ettiğimizde, Kabe ve çevresinin aynı zamanda bir emniyet ve huzur mekanı olduğunu anlarız Avının avlanamaması, ekininin koparılamaması da bu yüzdendir
    Oraya korkuyla giren emin olur; kederle giren ferahlık bulur, günahla giren arınmış olarak çıkar Cahiliye Araplarının şirk bataklığında debelendiği en karanlık zamanlarda bile Kabe huzur ve güvenin adresi olma özelliğini sürdürmüş, günlerini didişmekle geçiren cahiliye Arap kabileleri, Kabe’ye sığınanlara dokunmaz, onun hürmetini ihlal etmekten çekinirlerdi Kabe’nin insanlar nezdindeki bu itibar ve hürmeti dolayısıyla Yemen hükümdarı Ebrehe, kendi memleketinde bir bina inşa etmiş ve insanları Kabe’den vaz geçirip oraya sevk etmek için Kabe’yi yıkmaya azmetmişti Efendimiz sav’in dünyaya teşrif ettiği yıl meydana gelen bu olayda Ebrehe ve ordusu Fil Suresi’nde anlatılan feci akıbete uğramıştı
    İnançtan imana, imandan yakîne
    Yukarıda Kabe’nin insanlar için bir “bereket ve hidayet kaynağı” olmasının biri özel, diğeri genel olmak üzere iki anlamı bulunduğunu söylemiştik Kasdettiğimiz özel anlam, hac ibadetinin müminler için yeniden doğuş anlamına gelmesidir Bu, zayıf inancı imana, imanı da yakîne dönüştüren bir etkidir; haccın esrarından biri de müminde böyle bir dönüşümü gerçekleştirmesidir
    Amerikalı zenci müslümanlardan merhum şehid Malcolm X’in, önceleri “ırkçı bir müslüman” kimliğindeyken, hacca gittiği zaman Ümmet tasavvuruna ulaştığı, yaygın olarak bilinen bir husustur
    Konuyla ilgili olarak pek çok örnek arasından seçtiğimiz birisini zikrederek yazıyı nihayetlendirelim:
    Muhammed Zahid el-Kevserî merhumun anlattığına göre (Makalat, 249), Osmanlı zamanında Bulgaristan’ın Şumnu şehrinde eşraftan bir müslümanın kızına bir genç talip olur Hristiyan iken kısa bir zaman önce İslam’a girmiş olan gencin bu talebi konusunda şehrin müftüsüne danışan baba, görmüş geçirmiş, alim ve fazıl müftüden, acele etmemesi tavsiyesini alır Zira imanın kalbe yerleşmesi birden bire olmaz İslam’a yeni girmiş kişi zahiren ne kadar mutmain görünürse görünsün, batınının ne ahvalde olduğunu kimse bilemez
    Adam müftünün bu cevabı üzerine müstakbel damadı hakkında övgü dolu şeyler söyleyip, duymak istediğini duyma konusunda ısrar edince, tecrübeli ve hikmet ehli müftü niçin acele etmemesini söylediğini şöyle izah eder:
    “Ben küçükken bir müslüman tarafından evlat edinilmiş, Bulgar asıllı bir kimseyim Beni evlat edinen zat gerçekten çok iyi yetiştirdi İlim tahsili için İstanbul’a gönderdi ve büyük hocalardan ders alıp yetişmemi sağladı Eğitimimi tamamladım ve müftü olarak atandım Bugüne kadar da din hizmeti olarak bu görevi sürdürdüm Buna rağmen içimde hep bir vesvese vardı: Acaba eski dinim hak idi de, ben velinimetim olan o zata tabi olarak İslam’ı seçmekte hata mı etmiştim?
    Bu düşünce aklıma gelir gelmez, hemen ardından tevbe ederdim Sonra bu vesvese bana tekrar tekrar gelmeye başladı Ben bu düşünceyi içimden atmaya ne kadar şiddetle çalışsam ve Allah’a sığınsam da, bir süre sonra aynı vesvesenin kalbime tekrar gelmesine engel olamıyordum Ta hacca gidene kadar bu böylece devam etti Ne zaman ki hac menasikini eda ettim, görülecek yerleri gördüm, durulacak yerlerde durdum ve nihayet Peygamber Efendimiz sav’in Ravza-i Mutahharası’nı ziyaret ettim; işte o zaman o vesvese beni tamamen terk etti, elhamdülillah…
    Bütün birikimime, sabr u sebatıma ve Allah Teala’ya sığınmalarıma rağmen benim gibi birisi böyle durumlar yaşarsa, daha dün müslüman olmuş birisinin hali nice olur?!”
    Dr Ebubekir Sifil


  4. #4
    Status
    Offline
    ŞehadetGüvercini - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Gönüllü Paylaşımcı
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    1.282
    Tecrübe Puanı
    9

    Standart Cevap: Kabenin fazileti ve önemi nedir

    Müslümanların Kıblesi ve yer yüzünün en değereli mekanı olana kabeye selamlar.


+ Cevap Ver

Hızlı Cevap Hızlı Cevap

Giriş yapmak için Buraya tıklayın


İslamın sartı kactır Cevabı ? (Harfle Yazınız)

LinkBacks (?)

  1. Yandex
    Refback Bu Konu
    10-01-2016, 07:35 PM
  2. Yandex
    Refback Bu Konu
    04-25-2014, 01:20 AM

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277