+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
3 sonuçtan 1 ile 3 arası

Tevbe-i Nasuh - Tevbe-i Nasuh Nedir?

 İslami Konular ve kaynakları Katagorisinde ve  Doğru İslam Bilgileri Forumunda Bulunan  Tevbe-i Nasuh - Tevbe-i Nasuh Nedir? Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Tevbe-i Nasuh - Tevbe-i Nasuh Nedir? Tevbe-i Nasûh; mü’min kulun sadece bir günahından değil, bütün günahlarından tevbe etmesidir. Bazı günahlarından vazgeçmeyen, bazı günahlarından tevbe etmeyi ileri bir tarihe erteleyen kişi ve kimseler; her gün tevbe de etseler, yine de Tevbe-i Nasûh etmiş sayılmazlar. Tevbe-i Nasûh’ta tam teslimiyet ve kesin dönüş ...

  1. #1
    Status
    Offline
    Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Administrator
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    13.436
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Tevbe-i Nasuh - Tevbe-i Nasuh Nedir?

    Tevbe-i Nasuh - Tevbe-i Nasuh Nedir?
    Tevbe-i Nasuh - Tevbe-i Nasuh Nedir?

    Tevbe-i Nasûh; mü’min kulun sadece bir günahından değil, bütün günahlarından tevbe etmesidir. Bazı günahlarından vazgeçmeyen, bazı günahlarından tevbe etmeyi ileri bir tarihe erteleyen kişi ve kimseler; her gün tevbe de etseler, yine de Tevbe-i Nasûh etmiş sayılmazlar. Tevbe-i Nasûh’ta tam teslimiyet ve kesin dönüş esastır. Bilûmum mü’minlerin, bilûmum kusurlarına, hatalarına günahlarına tevbe etmeleri vaciptir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de “Tûbû/Tevbe ediniz” emri yer almıştır. Bu “Tûbû” emri, vücûb için olduğu gibi fevrî tevbenin vacip olduğuna delalet eder. Binaenaley günah işlemek bir cürüm olduğu gibi tevbeyi tehir etme hastalığı da ayrı bir cürümdür. Günah işlemek bir suçsa, günahtan dönmeyip ısrar etmek daha büyük bir suçtur. İşte Tevbe-i Nasûh; küçükte olsa büyükte olsa, işlenen suç bir de olsa, bin de olsa ertelemeden kavlen ve fiilen tevbe etmektir.

    Tevbe-i Nasûh

    TEVBE, ferdi inkılâptır. Sosyal ve siyasal inkılâbın davetiyesidir. Ferdi inkılâbın gerçekleşmediği bir yerde sosyal ve siyasal inkılâp gerçekleşemez. Tevbe, günahtan Allahû Teâla’ya dönüştür. Tevbe, Allahû Teâla ile kişi arasında yapılan içten bir antlaşmadır. Dolayısıyla tevbe eden birisi değişimi içten bir duyguyla onaylamaktadır. Gözlerden damlayan birkaç damla yaş tevbe’deki içtenliğin işaretidir. Tevbe, iç inkılâbın işaretidir. Tevbe, Arapça bir kelime olup, tâbe-yetûbû maddesinden mastardır. Allah’a dönüş ve yöneliş anlamına gelmektedir. Bu kelime daha çok, masiyetten Allah’a dönme anlamıyla meşhur olmuştur. Tâbe fiili, günahından Allah’a dönen kul hakkında “Ha” harfi cerri ile kullanılmaktadır. Aynı fiil “al┠harfi cerri ile, Allah’ın günahkâr kullarının tevbesini kabul etmesi anlamına gelmektedir. Tevbe eden kul tâib adını alırken, Allah hakkında kullarının tevbesini fazl-ı keremi ile kabul eden anlamında bir vasıf olarak, tevvâb sıfatı kullanılmaktadır.(1)
    Tevbe, bazan iman etmek anlamına gelse de imandan sonra bir insana ihsan edilen en büyük nimettir. Kur’an-ı Kerim, bizden sadece tevbe etmeyi istemiyor. Tevbe ile birlikte aynı zamanda Tevbe’nin Nasûh’unu istiyor. Kur’an-ı Kerim, sadece birilerimizden değil, hepimizden Tevbe’nin Nasûh olanını istiyor.
    “Ey iman edenler! Hepiniz Allah ‘a tevbe edin. Umulur ki siz felaha erersiniz (korktuğunuzdan emin umduğunuzdan nail olursunuz).”(2)
    Tevbe hepimiz için felah kapısıdır. Tevbe eden kurtulur. Günah esarettir, tevbe ise hürriyettir. Günahlarından tevbe etmeyip direnenler, esirlerden, kölelerden sayılırlar.
    “Ey mü’minler! Allah’a Tevbe-i Nasûh ile tevbede bulunun. Umulur ki Rabbiniz sizden günahlarınızı örter ve sizi altlarından ırmaklar akar cennetlere girdirir. O gün ki Allah, Peygamberini ve O’nunla beraber imân etmiş olanları rüsvay etmez. Nûrları önleri ve sağ tarafları arasında koşar. Derler ki: ‘Ey Rabbimiz! Bize nûrumuzu tamamla, bizim için mağfiret buyur. Şüphe yok ki Sen her şey üzerine hakkıyla kâdirsin.’ “(3)
    Dikkat edilirse, Tevbe-i nasûh, Kur’ân’a ait bir kavramdır. Ciddî, halis ve safi olarak, hulûs-u kalp ile sırf günahların bağışlanmasını dileyerek sırf Allah rızası için yapılan tevbe demektir. Nasuh, “nush ve nasihat” kökünden mübalâğa siygasındadır. Günahı günah olduğu için terk etmek, haramdan haram olduğu için yüz çevirmek, sırf Allah korkusuyla günahtan ve haramdan pişmanlık duymak, bir daha günahlara dönmemek üzere günahların şerrinden Allah’a sığınmak ve tevbe etmek demektir. Günah olan şeyi başka bir gaye için bırakmak ve başka bir nedenle pişman olmak tevbe-i nasûh olmaz. Meselâ içkiyi sağlığa zararlı olduğu için veya doktor yasakladığı için terk etmek veya bundan dolayı içtiğine pişman olmak tevbe-i nasûh olmaz. Günah olan bir şeyi menfaatli olsa dahi, Allah haram kıldı diye terk etmek ise tevbe-i nasûh sayılır.
    Ayette üzerinde durulması gereken üç kelime var. Bunlar sırasıyla: İman, tevbe ve Nasûh kelimeleridir.
    Birinci kelime imandır. İman, İslâm’ın bütününü dil ile ikrar kalb ile tasdik etmek, demektir. İnanılması gereken meselelerin hepsine inanmadıkça insan iman etmiş sayılamaz.
    Bizim için mühim olan imanın şer’i manâsıdır. Bununla beraber “İman” kelimesinin lügat manâsı nazara alınacak olursa, her iman eden insan Allah’ın teminatı altına girmiş olur. Evet, dünyada, dağlar gibi hadiselerin altında kalıp ezilmekten; ahirette ise dünyanın en büyük musibet ve belasına rahmet okutacak kadar dehşet verici azabın pençesine düşmekten, insan ancak imanı sayesinde kurtulur ve emniyete erer.
    İkinci kelime tevbedir. Tevbe kişinin kendini yenilemesi ve bir iç-onarımdır. Yani, saptırıcı düşünce ve davranışlarla bozulan kalbî muvânezeyi, yeniden düzene koyma uğrunda, ferdin, Hakk’tan Hakk’a kaçması, daha doğrusu, O’nun gazabından lütfuna, hesabından rahmet ve inâyetine sığınmasıdır tevbe.
    Tevbeyi, günah duygusuyla, benliğin bir hesaplaşması şeklinde tarif etmek de mümkündür. Yani, nefsin hayatı sorumsuzca sevk ve idaresine karşı, benlik ve iradenin, yüce dağlar gibi günahların karşısına dikilip ona geçit vermemesidir tevbe.
    Günah, muvâzenesizce bir çukura yuvarlanıp gitmekse, tevbe, usûlüne göre bir hamlede hoplayıp oradan dışarıya çıkmaktır. Diğer bir ifade ile, günah; vicdanın muvakkat bir murakabesizliğinden rûhun aldığı yara ise, tevbe; kalbin, sürekli bir ızdıraba düşmesi ve çok ciddî olarak kendi kendini kontrole koyulması ve böylece duyguların yeniden fer ve kuvvet kazanmasıdır.
    Günah, insanda şeytanın hâkimiyeti ve nefsin tesiriyle olduğuna göre, tevbe, şeytana karşı duyguların müdafaası ve ruhtaki âhenksizliği, dezarmoniyi düzenleme gayreti demektir.


  2. #2
    Status
    Offline
    Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Administrator
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    13.436
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Cevap: Tevbe-i Nasuh - Tevbe-i Nasuh Nedir?

    Günah, erozyonlarının; ruhu törpüleyip aşındırmasına karşılık tevbe, gönül zeminini, düşünce ve sözlerin en güzeli “kelime-i tayyibe” ile Ağaçlandırmak ve o erozyonların tahribatını önlemektir. Gözlerin döne yazacağı, yüreklerin hoplayacağı gün gelmeden, yürekleri hoplatan tevbe gayreti ne mübecceldir! Keşke onu, her günahın açtığı gediği kapatacak seviyede, âh u eninlerle yapmaya muvaffak olabilseydik!
    İnsanlar dünyaya günahsız ve masum olarak gelirler. Hiçbir eğrilikleri yoktur. Fıtratın bu temiz ve doğru yolundan ayrılan insanlar, kendilerini kuvve-i inbatiyesi olmayan bir toprağın bağrına atar ve orada çürürler. Evet, günahlar insanları, yolun kenarına atıp çürüten faktörlerdir. Günahtan sonra insanın yeniden rücûu hakkında bir ayette “Allah’a inâbe edin (döndüm-geldim deyin) Allah’a teslim olun”(4) buyuruluyor. Öyleyse tevbe, insanın bazen günahlarla temizliğini yitirince, hemen temizlenip asliyetine dönmesidir. Nitekim bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki: “İnsan günah işleyince, kalbinde bir siyah nokta belirir. Tevbe ile hemen onu silmezse, o nokta kalbinde öylece kalır. Sonra ikinci bir günah işlerse, kalbinde bir nokta daha belirir.” Yani günah işleme fikri artık onun dimağında gelişmiş olur. Nasıl ki merdivenin ilk basamağına adım atan bir insan, ikinci basamağa adım atma fikrine de hazırlanır. İkiye atan, üçe çok rahat adımını atar ve bir kere günah istikametinde perdeyi yırtınca -Allah korusun- artık sıkılmadan, haya etmeden, peşi peşine çok günahlar işleyebilir.. ve günah merdivenlerinden aşağıya, gayyaya doğru gitmeye başlar. Onun için yine büyük bir söz sultanı diyor ki: “her bir günah içinden küfre giden bir yol vardır.” Tevbe, bu yolları tıkama, aşağıya doğru atılan adımı değiştirme, insanı Allah’a götüren helezona girdirme ve Allah’a yükseltme gayretidir.
    Tevbe şaşmışlıktan, yoldan çıkmışlıktan sonra, tekrar dönüp-gelip sahibini bulmadır. Günah, ruhta bir ızdırap şeklinde duyulmalı, vicdan da o günaha karşı bir nefret, bir tiksinti ve bir ürperti hissetmelidir. Bir insan, işlediği günahlar karşısında hasta olmuyor ve ızdırap çekmiyorsa, alışa geldiği gibi ağzıyla tevbe etse dahi, onun yaptığı tevbe değil, sadece bir merasim ve yararsız bir kaç söz söylemekten ibaret kalır. Tevbe, vicdanın duyduğu nedamet ve bu nedametle insanın iki büklüm olmasıdır. Dil ile söylemek ise, sadece böyle iki büklüm olmuşluğa kavlen iştirak ve bir tercümanlıktır. Evet, tevbe ancak ızdırabın terennümüdür.
    Üçüncü kelime Nasûh kelimesidir. Nasûh kelimesi ise sözlükte “en halis, en safi ve en içten” anlamına gelir. Ayrıca bu kelime yırtığı, söküğü dikip kapayan, bozulanı ıslah eden ve hiçbir gedik bırakmayacak şekilde onaran manasını da içine almaktadır. Şu halde tövbe-i nasûh, hüsn-i niyet ve hulus-i kalb ile ciddi ve yürekten tövbede bulunmak demektir.
    Ayrıca tövbe-i nasûh, “Başkalarına nasihat ediyor gibi güzel örnek olmak” anlamlarını da taşımaktadır. Nitekim kul, günah ile kirlenirken, tövbe ile temizlenebilmektedir.
    Nasuh, “faûl” vezninde ism-i fail bir kelimedir. Mübalağa ifade eder. Çok ciddi hayırhahlık, nefsine nasihat edicilik demektir. O, nasihat ile aynı kökten gelir. Nasihat, bir insanın iyi düşünmesi, iyi görmesi, başkalarının iyiliğini istemesidir.
    Tevbe-i Nasûh; , kalbin nedamet ve ızdırap duymasıdır. Günümüzde kişi “Elimle, dilimle, ağzımla, gözümle, kulağımla işlediğim her günahtan tevbe ettim, pişman oldum..” diyor fakat duygu ve düşüncelerimiz bu kelimelere refakat etmiyorsa ve içteki dalgalanmalar soluklarımızı kesecek kadar ağırlıklarını hissettirmiyorsa, boşuna uğraşıyoruz demektir. İnsan hiç olmazsa Allah karşısında günahlarını ifade de, vicdanından gelen sesleri soluklamalıdır. Evet tevbe ve istiğfar ederken şaka ve merasim yapmıyor, herhangi bir folklörü icra etmiyoruz. Bilakis Allah karşısında gerçekten işlediğimiz bir günahtan gerçek bir nedamet duygusunu Allah’a takdim ediyoruz.
    Tövbe, insanda günahların meydana getirdiği yaraların iyileştirilmesi gayretinin göstergesi olup, sadece kanı durdurmaya yönelik geçici bir pansuman olmamalıdır. Bilakis tövbe, insanın içiyle beraber dışının da temizlenmesi ve onarılması demektir. O halde tövbe, hastalıktan ta*ma*men kur*tul*maya ve ya*ra*nın hiç izi kal*ma*yacak şekilde kö*kü*nü kurutmaya yö*ne*lik sürekli bir tedavi şeklidir.
    Peygamberimizin (s.a.v) günde yetmiş veya yüz defa tövbe ve istiğfar etmesi(5) ümmetine töv*be*deki hikmeti ve istiğfarın sürekliliğini göstermektedir. Bir rivayette “Tövbe edilen hiçbir günahın büyük kalmadığı, ısrarla işlenen hiçbir günahın da küçük olmadığı”(6) haber verilmektedir. Günahı imtihan olarak veren Cenab-ı Hak, tövbe imkanını da ihsan ederek, kullarına rahmetinin genişliğini göstermektedir. Peygamberimiz (s.a.v) de “Günahından tövbe eden, günahsız (günah işlememiş) gibidir”(7 ) buyurarak, Cenab-ı Hakk’ın engin rahmetine işaret etmektedir.
    Bazı İslâmî eserlerde tevbe-i nasûh: “İnsanın günahını bilip, o günahı itiraf edip terketmesi, günahdan dolayı tam bir pişmanlık duyup bir daha yapmamaya azmetmesidir” diye tanımlanmıştır.
    Tevbe-i Nasûh; İnsanın, günah halini bırakıp, salah haline (iman, ilim ve Salih amele) dönmesidir. Tevbe, “günahda büyütülmüş nefsin ıslahı, masiyet vadisine dönmüş ortamın hakka bağlı değer ölçüleriyle yeniden donatılması”dır! Tevbe, “kişinin kalbinin, niyet ve amelini ilahi ölçüler içinde yeniden en güzel şekli almasıdır.” Yine tevbe, “toplumun yanlış hayat seyrinin Hakka bağlı kurallarla düzelmesi ve düzeltilmesidir.” Kısacası tevbe, kişi ve toplum hayatında yapılması gereken bir ıslah cihadıdır. Tevbe; geçmiş hataların verdiği iç sancısıdır.(8) Tevbe; kötü huyları iyi huylara değiştirmektir. Tevbe; Allah’a muhalefetten dönmek, kişinin zimmetinde oluşmuş, başkalarının haklarından edaya güç yetirdiğini sahiplerine ödemektir. Tevbe; günahı çirkinliği için terketmek, yapılan fiile pişman olmak, onu tekrarlamamaya azmetmek ve mağdura hakkını vermektir.(9) Tevbe; mü’min varlığın inhilâl ve çözülmesinden sonra, Yaratıcı’nın huzurunda, yeniden bir inşâ ve binâ olunmadır. Günahtan sonra, Allah ile yeniden uzlaşma da diyebileceğimiz bu hareket, bir tazeleniş, bir filizleniştir.(10) Tevbeyi, daha şümullü bir tarifle şöyle tanımlayabiliriz: Tevbe; yapılan kötülüğü, işlenen günahı veya kabahati, Allah yönünden, affedip bağışlamak, kul yönünden, yaptığının kabahat veya günah olduğunu bilip, onu bırakıp terk ederek Allah’a dönmek, yani O’nun emirlerine uymak ve yasak ettiği şeylerden kaçınmak suretiyle, Allah’a sığınarak, O’ndan affetmesini, bağışlamasını dilemek, yaptıklarından pişman olduğunu da belirterek yalnız O’na yalvarmak demektir. (11)
    Tevbe ile ilgili ayet ve hadisler, şartları yerine getirilerek yapılan tevbenin kabul olabileceğine işaret ettiğinden, alimler, tevbenin makbul olmasının şartlarını şöyle belirtmişlerdir: a- İşlenen günahtan dolayı kalben pişmanlık duymak. b- Günahı terketmek. c- Günahı bir daha işlememeye kesin karar vermek. d- Günahı itiraf edip çokça istiğfar etmek. e - Eğer işlenen günah, insan hakkına müteallik ise, hak sahibiyle helalleşmek.(12)
    Buna “Tevbe-i Nasûh” denilmiştir. Her günahın kendine göre bir tevbesi vardır. Ama Kur’an’ın bizden istediği tevbe, tevbe-i nasûh’tur. Bu hususta M. Hamdi Yazır (rh.a.) şunları kaydediyor: “Tevbe-i nasûh: Nasûh bir tevbe. Tevbe, imana dair makamların ilki, hak yolculuğunun başlangıcı, (sevgiliye) ulaşma kapısının anahtarıdır. Yukarılarda geçtiği gibi lugatte dönmek demek olan tevbe, ıstılahta ise kabahatten, kabahat olduğu için pişmanlık duyarak vazgeçmektir. Vicdanında meydana gelen çirkinliğinden dolayı değil de bedenine, malına veya şerefine zarar verme gibi herhangi bir korku yahut ümit sebebiyle vazgeçmek, tevbe değildir. Asıl tevbe, yaptığı kabahatin bir menfaatini görse de esasen onun çirkinliğini duyup tiksinerek vazgeçmektir. Burada tevbenin sıfatı olan “nasûh” ise, “gafûr” vezninde mübalağa sigası olup nush, nasahat ve nasîhat maddesindendir. Bu madde, Kamus sahibinin de “Besâir”de beyan ettiği şekilde esasen iki anlama gelir. Birisi hâlislik ve saflık mânâsınadır. Nitekim mumu alınmış hâlis bala denir. Bu mânâda nasûh çok hâlis ve temiz demektir. Diğeri de söküğü dikmek, yırtığı yamamak suretiyle onarıp düzeltmek anlamındadır. Nitekim elbisenin dikişine “nesahatü’s-sevb” denilir. Bu mânâya göre de nasûh, çok ıslah edici, hiçbir gedik bırakmayacak şekilde eksiklikleri düzeltip iyi onarıcı demektir. Her iki mânâ da dikkate alındığı zamanda nush, iyi niyet ve temiz kalb ile herkesin iyiliğini isteyerek eksiklikleri düzeltip ıslah etmek, öğüt vermek, vaaz ve nasihat etmek mânâsına gelir ki nasihat, o verilen öğüdün ismidir. Bu anlamda nasûh, çok iyi nasihat edici demektir. Önceki iki anlamda nasûh, tevbenin doğrudan doğruya sıfatı olarak hâlis, ciddi, temiz bir tevbe veya insanın dinini ve ahlâkını çok iyi ıslah edecek te’sirli bir tevbe anlamındadır. Üçüncü mânâda ise nasûh, hakikatte tevbe eden kimsenin vasfı olup tevbeye aklî mecaz suretiyle isnad edilmiş olur. Yani bir tevbe ki, onunla tevbe eden kimse önce kendi nefsine, sonra da diğerlerine çok iyi nasihat edip düzeltmiş olacağından nefsin hakkıyla düzelmesine sebeb olan o tevbesine, isim tamlaması olarak “çok iyi nasihatçının tevbesi” anlamında nasûh tevbesi demek doğru olur. Bununla beraber sıfat tamlaması olarak “çok iyi nasihat edici tevbe” mânâsına nasûh tevbe demek daha doğrudur. Böyle bir tevbe nasıl olur? Kabahatlerden başka bir sebeple değil, sırf çirkinlikleri yani Allah’ın rızasına ters düşen bir kabahat oldukları için vicdanında pişmanlık duyarak ve işlemekten dolayı şiddetli üzüntü hissederek ve bir daha çirkinlik yapmamaya azmedip vazgeçmek, nefsini buna alıştırıp hiçbir sebep ve engel karşısında dönmemeye karar vermekle olur. İbnü Merdûye’nin rivayet ettiği bir hadisde şöyle denilmiştir: “Mu’âz b. Cebel (r.a) Hz. Peygamber (s.a.v)’e, “Ey Allah’ın Resulü! Nasûh tevbe nedir?” Diye sordu. Hz. Peygamber de buyurdu ki: “Kulun yapmış olduğu günaha pişmanlık duyup ve Allah’a özrünü arzedip sonra da sütün memeye geri dönmediği gibi o (günaha) dönmemesidir.” Hz. Ali (r.a)’den şöyle rivayet edilmiştir: “O, bir çöl arabının “Ey Allah’ım senden beni bağışlamanı diliyor ve sana (günahlarımdan dolayı) tevbe ediyorum.” dediğini işitmişti de ona, “Ey adam! Tevbede dil çabukluğu yalancıların tevbesidir.” demişti. Adam, “O halde tevbe nedir?” deyince de, Hz. Ali (r.a) ona şöyle cevap vermişti: “O tevbenin altı özelliği vardır. Geçmiş günahlara pişmanlık duymak, farzları iade etmek, mazlumun hakkını vermek, düşmanlarla helâllaşmak, bir daha ona dönmemeye azmetmek ve nefsi günah içerisinde büyüttüğün gibi Allah’a itaatte eritmek ve ona günahların tadını tattırdığın gibi, itaatın da acısını tattırmaktır.” (Tevbenin kabul edilmesi konusunda Nisâ Sûresi’nde geçen “Allah’ın kabul edeceği tevbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden tevbe edenlerin tevbesidir...”(13) ve “Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca ‘Ben şimdi tevbe ettim’ diyen ve kâfir olarak ölenler için tevbe yoktur.”(14) âyetlerine bakınız.) Gereği gibi yapılan tevbenin kabul edileceğinin vaad edilmiş olduğuna dair bir hayli âyet ve hadis vardır ki, şu âyet de bu cümledendir. Umulur ki Rabbiniz sizden kabahatlerinizi örter. Zira Kur’ân’da tehdit ve tamaa düşürmek mânâsını ifade eder. Mamafih burada dikkat edilecek birkaç nokta vardır.


  3. #3
    Status
    Offline
    Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Administrator
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    13.436
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Cevap: Tevbe-i Nasuh - Tevbe-i Nasuh Nedir?

    Birincisi, bunun esasında Allahû Teâla üzerine aklen vacib olmayıp İlâhî bir vaadin gereği olmasıdır. Tevbe-i nasûh hakkında böyle olunca, onun dışında olan tevbeler hakkında da bundan daha ileri bir vaadin olmayacağı da aşikârdır.
    İkincisi, bağış ve sevab ile güzel bir şekilde kabul edilme ümidini besleyerek tevbe etmek, tevbenin hâlis ve nasûh olmasına mâni değil bilakis şiddetli bir arzu ve istek verir. Kabahati ve kötülükleri kötü ve çirkin oldukları için pişmanlık duyup terketmek, yalnız kendi nazarında değil, esasen Hak Teâlâ’nın katında çirkin olduğu için vazgeçmek, O’nun rızasına uygun hareketle, geçmişte olan kötülüklerin yapılmamış gibi örtülmelerini ve tam bir günahsız gibi rızaya ermesini istemekten başka bir şey değildir.
    Üçüncüsü, az çok ihtimal mânâsı ifade etmekten de uzak olmayan ayrıca burada şu anlama da gelmektedir. Tevbe ile günahın örtülmesi, hiç işlenmemiş gibi Allah’ın ilminden silinmesi demek değildir. Onun içindir ki tevbeden, her hususta tam bir masuma eşit olması lazım gelecek derecede örtülmesi mânâsına, genel bir tehdit ve taahhüd anlaşılmasın. Kabahat madem ki yapılmıştır, o halde yazılı kalmalıdır. Allah’ın ilminden silinmesine imkân ve ihtimal yoktur. Ancak nasûh bir tevbe iyilikler ve keffâretle örtülür, bağışlanır ve cezası affolunur. Geçmişi hesab defterinden silinir, hatta ondan sonra hâle göre tam bir günahsız gibi muamele edilir. Fakat esasen masum olmadığından o dereceye yükseltilmesi hususunda teminat verilmez. Bununla beraber ümid de kestirilmez, çünkü Allah her şeye kâdirdir. “Onların nuru önlerinde ve sağlarında koşar.” (Hadid Sûresi’nde geçen “Mümin erkeklerle mümin kadınları, önlerinden ve sağlarından nurları koşarken gördüğün günde...” (Hadid, 57/12 âyetine bkz.) “Onlar: Ey Rabbimiz! Nurumuzu tamamla ve bizi bağışla, derler.” Bu âyetle münafıkların halinden sakınmakla imanda devam ve ilerleme istenmektedir. Rivayet edildiğine göre bu sözü, münafıkların nuru sönüverdiği zaman müminler, sakınarak söyleyeceklerdir.”(15) Tevbe etmek, mü’minlerin vasfıdır. Nasûh ise mü’min kişinin yaptığı tevbenin vasfıdır. Şunu bilelim ki; kulun her gün Allah’a avuçlarını açarak “Göz kaptırdığım renkten/ kulak verdiğim sesten, affet senden habersiz aldığım her nefesten” diye yalvarması, tevbe-i nasûh şuuruna ermiş olmasındandır.
    Tevbe-i Nasûh; mü’min kulun sadece bir günahından değil, bütün günahlarından tevbe etmesidir. Bazı günahlarından vazgeçmeyen, bazı günahlarından tevbe etmeyi ileri bir tarihe erteleyen kişi ve kimseler; her gün tevbe de etseler, yine de Tevbe-i Nasûh etmiş sayılmazlar. Tevbe-i Nasûh’ta tam teslimiyet ve kesin dönüş esastır. Bilûmum mü’minlerin, bilûmum kusurlarına, hatalarına günahlarına tevbe etmeleri vaciptir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de “Tûbû/Tevbe ediniz” emri yeralmıştır. Bu “Tûbû” emri, vücûb için olduğu gibi fevrî (yani; günahın akabinde zaman fevt etmeksizin) tevbenin vacip olduğuna delalet eder. Binaenaley günahı işlemek bir kusur olduğu gibi tevbeyi tehir etme de ayrıca bir günahtır.(16) Günah işlemek bir suçsa, günahtan dönmeyip ısrar etmek bin suçtur. İşte Tevbe-i Nasûh; küçükte olsa büyükte olsa, işlenen suç bir de olsa, bin de olsa ertelemeden kavlen ve fiilen tevbe etmektir. Tevbe-i Nasûh; samimi olan sahibini de samimi kılan ve başkasına samimiyet telkin eden tevbedir.
    ________________
    (1) Cevherî, İsmail b. Hammad, es-Sıhah fi’l-Luga ve’l-Ulûm, Beyrut 1974, I, 146, I, 46; İbn Manzur, Cemaleddin Muhammed b. Mükerrem, Lisanü’l-Arab, Beyrut 1990, I, 233; Firûzâbâdî, Muhammed b. Yakup, El-Kamusu’l-Muhit, Beyrut 1991, I, 166; Zebîdî, Muhammed Murtaza el-Huseynî, tahk. Abduh’l-âlim et-Tahavi, Tâcu’l-arûs min cevahiri’l-kamus, Beyrut 1984, II, 77; Sadi Ebu Ceyb, el-Kâmusu’l-Fıkhî Lugaten ve Istılahen, Dımeşk 1988 s. 49, 50
    (2) Nur Suresi/31
    (3) Tahrîm Sûresi: 8
    (4) Zümer Sûresi/ 54
    (5) Sünen-i İbn Mace, Edeb: 57
    (6) Aclunî, Keşfü’-Hafa, II, 508
    (7) Sünen-i İbn Mace, Zühd: 31
    (8) Gazzâlî, Ebu Hamid Muhammed, İhyâu Ulûmiddin, tere. Ahmet Serdaroğlu, İstanbul 1974, IV, 10; Muhammed Allan es-Sıddîkî, De-lilu’l-Falihtn li Turuki Riyazu’s-salihin, Kahire 1987, 1,78
    (9) İbn Hacer el-Askalanî, Şihabüddin Ahmet b. Ali, Fethu’l-Bari bi Şerhi’i Buharı, Kahire, 1987, XI, 106.
    (10) İbnu’l-Kayyım el-Cevziyye, Medaricü’s-Salikin, Kahire ts.1:331; Sadık Kılıç, Kur’ân’da Günah Kavramı, Sh: 368, Konya/ 1984
    (11) Sadık Kılıç, Kur’ân’da Günah Kavramı, Sh: 376, Konya/1984
    (12) İmam Kurtubî, el-Cami-u Li - Ahkâmi’l-Kur’an, V, 90, Sabuni, Safvetü’t-Tefasi, 3, 410
    (13) Nisa Sûresi/ 17
    (14) Nisa Sûresi/ 18
    (15) Hak Dini Kur’an Dili (M. Hamdi Yazır) C: 7, Sh: 5126- 5129, İst/ 1971
    (16) Ahkâm Kur’aniye (Mehmed Vehbi) Sh: 461, İst/ 1971


+ Cevap Ver

Hızlı Cevap Hızlı Cevap

Giriş yapmak için Buraya tıklayın


İslamın sartı kactır Cevabı ? (Harfle Yazınız)

LinkBacks (?)

  1. Yandex
    Refback Bu Konu
    05-14-2014, 12:44 AM

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277