+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
6 sonuçtan 1 ile 6 arası

Tevbe İbadetinin Önemi ,Tevbe Edasının ve Kabulünün Şartları

 İslami Konular ve kaynakları Katagorisinde ve  Dualar Forumunda Bulunan  Tevbe İbadetinin Önemi ,Tevbe Edasının ve Kabulünün Şartları Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Tevbe İbadetinin Önemi ,Tevbe Edasının ve Kabulünün Şartları ALLAH Rasûlü (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Allahü Teâlâ, can boğaza takılmadan önce kulun tevbesini kabul eder.”(1) Hadîs, “Mesâbîh”in hasenlerinden olup, onu İbn Ömer (r.a.) rivayet etmiştir. Hadisin metninde geçen “gargara” kelimesi, bir şeyin boğazda (ne aşağı, ne yukarı gidemeyip) anlık olarak takılıp kalmasıdır. ...

  1. #1
    Status
    Offline
    Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Administrator
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    13.421
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Tevbe İbadetinin Önemi ,Tevbe Edasının ve Kabulünün Şartları

    Tevbe İbadetinin Önemi ,Tevbe Edasının ve Kabulünün Şartları
    Tevbe İbadetinin Önemi ,Tevbe Edasının ve Kabulünün Şartları

    ALLAH Rasûlü (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Allahü Teâlâ, can boğaza takılmadan önce kulun tevbesini kabul eder.”(1)
    Hadîs, “Mesâbîh”in hasenlerinden olup, onu İbn Ömer (r.a.) rivayet etmiştir.
    Hadisin metninde geçen “gargara” kelimesi, bir şeyin boğazda (ne aşağı, ne yukarı gidemeyip) anlık olarak takılıp kalmasıdır. Bu kelime, ruhun boğazda takılıp kalması hakkında da kullanılır ve buradaki maksat da odur. Mânâsı da şöyledir:
    Can boğaza gelip dayanmadıkça günahkâr kulun yapacağı tevbe kabul olunur. [O andan sonra yapılan tevbe kabul olunmaz.] Zira gargara ve ruhun boğaza dayanması anında o kişinin rahmet veya aşağılamadan (azaptan) hangisine maruz kalacağı kendisine açık edilir. O yüzden de o anda yapılan tevbenin kendisine bir yararı olmaz. Nitekim yüce Allah indirdiği Kur’ân’da şöyle buyurur: “Hışmımızı gördükleri zaman imanları onlara fayda verecek değildir.”(2) Başka bir âyette Allahü Teâlâ şöyle buyurur: “Kabahatleri yapıp yapıp da tâ her birine ölüm gelince, ‘İşte ben şimdi tevbe ettim’ diyen kimselere tevbe yok!”(3)

    TEMEL İLKE: ECEL GELMEDEN TEVBE ETMEKTİR
    “Tevbe ettim” denilen günahın terkine azmetmek ve bir daha geri dönmemek tevbenin şartıdır. Bu ise, ancak seçme imkânı olduğu vakitte, tevbe eden kişinin sözünde sağlam durması ve o makamda kalmasıyla gerçekleşir. Can boğaza dayanmadan (tevbeden ve bağışlanmadan) ümit kesilmez; o zamana kadar pişmanlık ve günahı bırakmaya yapılan azim, gerçek ve sahih yani, kabule şayan olur.
    Şu anlatılanlardan anlaşılacağı üzere; ruhları kabz eden (melek kişiye) görününceye kadar –ki bu hadise, gargara ve canın boğaza dayandığı anda gerçekleşir- kul için geniş tevbe imkânı bulunmaktadır. Buna göre kulun, bu görünüm ve gargara hali gerçekleşmeden önce işlemiş olduğu günah ve isyanlardan tevbe etmesi ve Allah’ın rahmetinden ümit kesmemesi gerekir. Allahü Teâlâ buyurur ki; “Hakikat şudur ki kâfirler güruhundan başkası Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.”(4) Bir başka âyette şöyle buyuruyor: “O, kullarının tevbesini kabul eder, kötü hareketlerini (tevbe ile) bağışlar.”(5)
    Bu durumda aklı başında olan kişinin, her an ve vakitte tevbe etmeyi ihmal etmemek ve günahta ısrarcı olmaması lazımdır. Şüphesiz günahından tevbe eden kişi, günde yetmiş kere o günaha dönmüş olsa bile, ısrarcı olmayacaktır.
    Bir hadislerinde Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “İstiğfâra (Allah’tan bağışlanma dileğine) yapışan kimse için yüce Allah, her sıkıntıdan bir çıkış, her kederden bir genişlik ve beklemediği yerden de rızık ihsan eder.”(6) Başka bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurur: “Âdemoğullarının hepsi yanlış yapar, (fakat) hata işleyenlerin en hayırlısı tevbe edenlerdir.”(7)
    Başka bir hadislerinde Aleyhissalâtü Vesselâm şöyle buyurmaktadır: “Allah’a yemin olsun ki ben, günde yetmiş kereden fazla Allah’tan bağışlanma diliyor ve tevbe ediyorum!..”(8) Başka bir hadiste Aleyhissalâtü Vesselâm şöyle buyuruyor: “Ey insanlar! Hepiniz Allah’a tevbe edin, ben kesinlikle günde yüz kerre ona tevbe ediyorum.”(9)
    Ey insaf sahibi kişiler, şu hale bakın! Allah geçmiş ve gelecek (tüm) günahlarını bağışladığı halde, Peygamberimiz (s.a.v.) bağışlanma dileniyor ve tevbe ediyor. Şu halde bağışlanıp bağışlanmadığı belli olmayan kişi, nasıl olur da her vakit Allah’a tevbe etmez ve dilini sürekli istiğfâr ile meşgul etmez?..


  2. #2
    Status
    Offline
    Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Administrator
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    13.421
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Cevap: Tevbe İbadetinin Önemi ,Tevbe Edasının ve Kabulünün Şartları

    HER AN TEVBE ÜZERE OLMANIN ÖNEMİ
    İbn Abbas’tan Peygamberimizin (a.s.); “Erteleyenler helâk oldu!”(10) buyurduğu rivayet edilmiştir. Metinde geçen “müsevvif” (erteleyen), “Yakında tevbe ederim” diyen kimsedir, hâlbuki o çoktan helâk olmuştur. Zira işi, hiçbir garantisi olmayan ileride hayatta kalma olasılığına bırakmakta, planını ona göre kurmaktadır. Oysa belki yarın hayatta kalmayacak; kalsa bile, bugün günahı terk edemeyen, yarın da terk edemeyecektir. Zira şu anda onu bırakmaya güç yetirememesi, başka bir şeyden değil, sadece şehvete yenik düşmesindendir. Şehvet ise ondan hiçbir zaman ayrılacak değil, aksine gittikçe artacak ve alışkanlıkla kuvvet bulacaktır. Oysa insanın itiyatla pekiştirdiği şehvet, henüz pekişmemiş şehvet gibi değildir. İşte bu yüzden “Müsevvifler (erteleyenler) helâk olmuştur”. Zira onlar, bu iki benzer durum arasında bir fark var zannetmekte ve şehevi arzuları terk etmenin daima meşakkatli bir şey olması noktasında günlerin tıpatıp birbirine benzediğinin farkına varamamaktadırlar.
    Erteleyen kişinin hali, tıpkı şu misaldeki adamın hali gibidir: Bu adam, bir ağacı kesmek ya da kökünden sökmeye ihtiyaç duyar. Fakat denediğinde görür ki ağaç, ancak meşakkatle çok efor sarf ederek kesilebilecek kadar sağlamdır. Bunun üzerine; “Şimdi bırakayım bari, bir sene sonra tekrar gelir sökerim” der. Oysa kesin olarak bilinen şudur ki; ağaç yerde ne kadar çok bırakılırsa, kökleri de o kadar daha çoğalır ve sağlamlaşır. Dünyada bundan daha büyük başka bir ahmaklık yoktur. Zira kökleri çoğalıp ağaç güçlenmeden önce onu sökmekten aciz kaldığı halde, kökleri çoğalıp sağlamlaştıktan sonra onu sökmeye güç yetireceğini sanmaktadır.(11)
    Bu gerçek böylece bilindikten sonra, mü’min kişinin yapması gereken şey, hiçbir anını tevbesiz geçirmemek olmalıdır ki, ölüm geldiği vakit de tevbe eder halde bulunsun. Çünkü yüce Allah’ın “Hepiniz toptan Allah’a tevbe edin!”12 kavline dayanarak, bütün müslümanların ittifakıyla, inanan herkes üzerine tevbe etmek farzdır. Yine Allahü Teâlâ şöyle buyurur: “Ey iman edenler, Allah’a nasûh (samimi ve kararlı) bir tevbe ile tevbe edin!”(13)
    Yüce Allah’ın kullarına olan rahmetine ve şefkatine bir baksana; nasıl onları günah işledikten sonra tevbeye çağırmış, onlara tevbe etmeyi emretmiş ve bu emre uyarak tevbe edenleri “mü’minler” diye adlandırmıştır. Daha sonra tevbeleri sebebiyle onlara yapılacak ikramları açıklayarak şöyle buyurmuştur: “Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter, sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar.”(14)
    Yine kendisinin, kullarının günahlarını çok bağışlayıcı olduğunu haber vererek şöyle buyurmaktadır: “Onlar çirkin bir günah işledikleri yahut nefislerine zulmettikleri vakit Allah’ı hatırlar ve hemen günahlarının yarlığanmasını dilerler. Allah’tan başka günahları kim bağışlayabilir? Bir de onlar, bile bile işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmezler. İşte onların mükâfatı, Rableri tarafından bağışlanma ve altından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlerdir. Çalışanların mükâfatı ne güzeldir!”(15)
    Allahü Teâlâ tevbelerinin ardından (böyle yapan kullarını) seveceğini; “Şüphesiz Allah, çok tevbe edenleri de sever ve çok temizlenenleri de sever”(16) buyurarak açık bir nass ile ilan etmiştir. Ayrıca bu âyetle tevbenin, onları (bütün) günah kirlerinden temizlediğine de işaret etmiştir.


  3. #3
    Status
    Offline
    Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Administrator
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    13.421
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Cevap: Tevbe İbadetinin Önemi ,Tevbe Edasının ve Kabulünün Şartları

    TEVBE İBADETİNİN ŞARTLARI
    Mü’min için elzem olan, bir an önce tevbeye yönelmek ve tevbe etmektir. Yalnız tevbenin dört şartı vardır ki, bunlardan birisi ihlâl edildiğinde tevbe gerçekleşmemiş olur. Bunlardan;
    Birincisi: Geçmişte işlemiş olduğu günahlara kalbiyle pişman olmaktır. Nedametin anlamı, işlemiş olduğu günah sebebiyle üzülmek, ıstırap çekmek ve hiç işlememiş olmayı temenni etmektir.
    İkincisi: Derhal masiyet ve günahları terk etmektir.
    Üçüncüsü: Gelecekte bir daha böyle şeylere dönmemeye azmetmektir.
    Dördüncüsü: Bütün bunları başka bir şey için değil, sırf Allahü Teâlâ’dan korktuğu için yapmaktır.
    Kuşkusuz sırf baş ağrısı yaptığı, aklı giderdiği, mala ve ırza zarar verdiği için içki içmeye pişman olup içmeyi bırakan kimse şer‘î olarak tevbe etmiş sayılmaz. Aynı şekilde diliyle “Estağfirullâh” (Allahım bağışlamanı umuyorum) deyip, kalbiyle günah ve masiyette direnen kimsenin bu isteği bile, pişmanlıkla beraber ayrı bir tevbeye ihtiyaç duyar. Rivayet edildiğine göre Hz. Ali (r.a.), namazını bitirip aceleyle “Allahım sana tevbe ediyor ve beni bağışlamanı diliyorum!” [Allâhümme innî estağfiruke ve etûbu ileyke] diyen bir adamı görmüş ve “Behey adam, hızlı bir şekilde, dille yapılan istiğfâr, yalancıların tevbesidir. Senin tevben başka bir tevbeyi daha gerektirmektedir!” demiştir.(17) Hasan-ı Basrî’den de “Bizim istiğfârımız başka bir istiğfâra (bağışlanma talebine) ihtiyaç duymaktadır” dediği rivayet edilmiştir.(18)
    Kurtubî der ki: “Bu söz onun zamanı için söylenmiştir. Peki ya şu zaman için ne demeli? Öyle insanlar göze çarpıyor ki, büyük bir hırsla tamamen zulme gömülmüş, bir an olsun ondan geri durmuyor, ama diğer yandan eline tespih almış zannediyor ki, Allah’tan af diliyor. Aslında bu haliyle istiğfârı küçümsüyor ve alay ediyor, ama farkında değil.”19 Nitekim Aleyhissalâtü Vesselâm’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Günahta ısrar ettiği halde, diliyle istiğfar eden kişi, Rabbi ile alay eden kimsedir.”(20)


  4. #4
    Status
    Offline
    Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Administrator
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    13.421
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Cevap: Tevbe İbadetinin Önemi ,Tevbe Edasının ve Kabulünün Şartları

    TEVBE BÜTÜN GÜNAHLAR İÇİN
    YETERLİ MİDİR?
    Gerçek tevbe, diliyle bağışlanma dilenirken, kalbiyle de bir daha asla günaha dönmemeye niyet etmektir. Böyle yapan kimsenin günahını büyük de olsa yüce Allah bağışlar. Zira küfürden daha büyük bir günah yoktur ve yüce Allah küfür ehli hakkında elçisine hitaben şöyle buyurmaktadır: “O kâfirlere de ki: Eğer bu işe son verirlerse daha önce yaptıkları bağışlanacak!”(21) Şu halde küfürden daha aşağıda kalan diğer günahlar hakkında ne düşünürsün?
    Peygamberimizin (s.a.v.) şöyle buyurduğu rivayet edilir: “Sizden birisi gökyüzü ile yeryüzü arasını dolduracak kadar hata işlemiş olsa bile, tevbe ettiğinde Allah onun tevbesini kabul eder.”(22) Başka bir hadiste Aleyhissalâtü Vesselâm şöyle buyurur: “Kul günahını itiraf edip tevbeye yöneldiğinde Allah onun tevbesini kabul eder.”(23) Yani, günahkâr olduğunu ikrar edip, daha önce işlemiş olduğu günahlara ve üzerine bulaştırdığı çirkeflere pişman olarak, bir daha onlara dönmemeye azmeden kimsenin tevbesini Allah kabul eder ve onu o çirkeflerden kurtarır.
    Fakat burada bilinmesi gereken bir husus daha vardır ki, o da, günahların iki çeşit olduğudur: 1. Seninle yüce Allah arasında kalan günah. 2. Seninle kullar arasında olan günah. Seninle Allahü Teâlâ arasındaki günah için dille istiğfâr, kalpten pişmanlık ve bir daha ona dönmemeye azmetmek yeterli olur. Bunu yapan kimse daha yerinden ayrılmadan günahı bağışlanır.(24)
    Ancak günah ferâizi (farzları) ilgilendiren bir şey ise, şeriat, bu hususta sırf tevbeyi yeterli bulmamıştır. Aksine namaz, zekât ve benzeri gibi bazı durumlarda tevbenin üzerine kazâyı ilave etmiştir. Bazı durumlarda ise ayrıca kefareti ilave etmiştir.
    İnsanlarla ilgili haklara gelince… Bu hususta her hak sahibine hakkını ulaştırmak gerekmektedir. Eğer artık onlar bulunamıyorsa, kıyamet günü sahiplerine ulaştırılmak üzere yüce Allah katında bir emanet olarak kalması niyetiyle onlar adına sadaka vermek lâzımdır. Geçim darlığı nedeniyle bu tür takip gerektiren günahlardan kurtuluş yolu bulamayan kimseye düşen ise, sâlih amelleri çoğaltmak ve çoğu vakitlerde zulmettiği o mü’min erkek ve kadınlar için bağışlanma dilenmek (istiğfâr istemek) olmalıdır. Böyle yaptığı takdirde yüce Allah’ın kıyamet günü hasımlarını kendisinden hoşnut etmesi umulur.


  5. #5
    Status
    Offline
    Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Administrator
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    13.421
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Cevap: Tevbe İbadetinin Önemi ,Tevbe Edasının ve Kabulünün Şartları

    TEVBENİN KABUL ALÂMETİ,
    MÜKÂFAATI VE SONUÇLARI
    Âlimlerden birine, “Tevbe eden kimse için tevbesinin kabul edildiğini gösterecek bir alâmet var mıdır?” diye sorulmuş. O da şu cevabı vermiştir: “Evet, onun alâmeti dört şeydir: Birincisi: O kişinin, artık kötü fiiller işleyen kişilerden kopup ayrılmasıdır. İkincisi: O kişinin artık her türlü günahtan yüz çevirip tâ‘atlere yönelmiş olmasıdır. Üçüncüsü: Kalbinden dünya sevgisi ve neşesi gidip, yerini daimi olarak âhiret üzüntüsünün kaplamasıdır. Dördüncüsü: Allah’ın kendisi için kefil olduğu rızık ve benzeri şeyleri düşünmekten gönlünü ferah tutup, Allah’ın kendisine emir buyurduğu şeylerle meşgul olmasıdır.(25)
    Kul bu dört alâmeti gördüğü vakit, kendisine yüce Allah tarafından dört de kerâmet ikram edilir. Birincisi: Onu günahlardan çıkarıp, sanki hiç günah işlememiş gibi bir hale koymasıdır. İkincisi: Onu sevmesidir. Üçüncüsü: Onu şeytandan koruması ve üzerine onu musallat etmemesidir. Dördüncüsü: Ölümle dünyadan ayrılmadan (az bir süre) önce onu korkudan güvende kılmasıdır.(26) Nitekim yüce Allah şöyle buyurur:
    “(Haberiniz olsun ki ‘Rabbimiz Allah’tır’ deyip de sonra doğruluğu iltizam edenler yok mu?) Onların üzerlerine; ‘Korkmayın, tasalanmayın vaat olunduğunuz cennetle sevinin!’ diye diye melekler inecektir.”(27)
    Tevbe eden kişiye karşı diğer insanlara da düşen dört vazife vardır:
    Birincisi: Onu sevmeleridir, zira yüce Allah onu sevmektedir.
    İkincisi: Onun tevbesinde sebat göstermesi için dua etmeleridir, çünkü tevbede sebat gösterip tevbeye sadık kalmak, tevbenin kendisinden daha zordur.
    Üçüncüsü: Onunla oturmaları, sohbet ve müzakere etmeleri ve kendisine destek vermeleridir.
    Dördüncüsü: Geçmiş günahlarından dolayı kendisini kınamamalarıdır, çünkü yüce Allah Hz. Yûsuf’tan (a.s.) hikaye ederek şöyle buyurur: “Bugün size hiç bir başa kakma ve ayıplama yok!”(28)
    Fakîh Ebü’l-Leys bu son maddenin gerekçesini anlatırken şunları söyler: “Bunun sebebi şudur ki, günaha bilerek ve kasten dalmak mü’minin şanından değildir. Yüce Allah’ın; “O, size küfrü, fasıklığı ve isyanı çirkin gösterdi”(29) kavli de buna işaret eder. Allahü Teâlâ bu âyetle mü’minler için en tiksinilecek şeyin Allah’a karşı isyan özelliği taşıyan fiiller olduğunu haber vermiştir. Eğer îmânı dille söylenmiş bir kuru laftan ibaret değil de, gerçek îmân ise, Allah’a inanan kişinin, gaflet hali dışında böyle bir hataya düşmesi mümkün değildir. Bir kere bu yaptıklarından dönüp tevbe etti mi, artık onu ayıplamak da caiz olmaz.”(30)
    __________________


  6. #6
    Status
    Offline
    Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Administrator
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    13.421
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Cevap: Tevbe İbadetinin Önemi ,Tevbe Edasının ve Kabulünün Şartları

    (1) Begavî, Mesâbîhu’s-Sünne, c. 2, s. 171, Hd. 1682; Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 547, Hd. 3537; İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1420, Hd. 4253; Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 153, Hd. 6408; İbn Hibbân, Sahîh, c. 2, s. 394, Hd. 628; Hâkim, Müstedrek, c. 4, s. 286, Hd. 7659.
    (2) Kur’ân-ı Kerîm, Mü’min (Gâfir) Sûresi, Âyet: 85.
    (3) Kur’ân-ı Kerîm, Nisâ Sûresi, Âyet: 18.
    (4) Kur’ân-ı Kerîm, Yûsuf Sûresi, Âyet: 87.
    (5) Kur’ân-ı Kerîm, Şûrâ Sûresi, Âyet: 25.
    (6) İbn Abbas’tan. Begavî, Mesâbîhu’s-Sünne, c. 2, s. 169, Hd. 1677; Ebû Dâvûd, Sünen, c. 2, s. 85, Hd. 1518; İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1254, Hd. 3819; Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 248, Hd. 2234.
    (7) Hz. Enes’ten. Begavî, Mesâbîhu’s-Sünne, c. 2, s. 170, Hd. 1679; Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 659, Hd. 2499; İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1420, Hd. 4251; Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 198, Hd. 13072; Dârimî, Sünen, Suudi Arabistan: Dâru’l-Muğnî, 2000, c. 3, s. 1793, Hd. 2769; Hâkim, Müstedrek, c. 4, s. 272, Hd. 7617.
    (8) Ebû Hüreyre’den. Begavî, Mesâbîhu’s-Sünne, c. 2, s. 164, Hd. 1662; Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 2324, Hd. 5948; Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 341, Hd. 8474; İbn Hibbân, Sahîh, c. 3, s. 204, Hd. 925.
    (9) Begavî, Mesâbîhu’s-Sünne, c. 2, s. 164, Hd. 1664; Müslim, Es-Sahîh, c. 4, s. 2075, Hd. No: 2702; Nesâî, Sünenü’l-Kübrâ, c. 6, s. 114-116, Hd. No: 10265-10281; Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 383, Hd. No: 3259; Ebû Dâvûd, Sünen, c. 2, s. 84, Hd. No: 1515.
    (10) Ebü’l-Leys Semerkandî, Tenbîhü’l-Gâfilîn, s. 114; Hâdimî, Berîka, c. 3, s. 2 ve 71, c. 4, s. 141; Gazâlî, İhyâü Ulûmiddîn, c. 4, s. 58; Bursavî, Rûhu’l-Beyân, c. 4, s. 117.
    (11) Bkz. Gazâlî, İhyâü Ulûmiddîn, c. 4, s. 58.
    (12) Kur’ân-ı Kerîm, Nûr Sûresi, Âyet: 31.
    (13) Kur’ân-ı Kerîm, Tahrim Sûresi, Âyet: 8.
    (14) Kur’ân-ı Kerîm, Tahrim Sûresi, Âyet: 8.
    (15) Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i Imrân Sûresi, Âyet: 135-136.
    (16) Kur’ân-ı Kerîm, Bakara Sûresi, Âyet: 222.
    (17) Kurtubî, Tezkira, c. 1, s. 52; Hâdimî, Berîkatü Mahmûdiye, c. 4, s. 315.
    (18) Kurtubî, Tezkira, c. 1, s. 52. Bu söz bazı kaynaklarda Râbi‘atü’l-Adeviye’ye nispet edilmektedir. Bkz. Ebü’l-Leys Semerkandî, Tenbîhü’l-Gâfilîn, s. 108; Gazâlî, İhyâü Ulûmiddîn, c. 1, s. 313, c. 4, s. 47 ve 49; Nevevî, Ezkâr, c. 1, s. 405.
    (19) Kurtubî, Tezkira, c. 1, s. 52.
    (20) İbn Abbâs’tan rivayet edilmiştir. Ebü’l-Leys Semerkandî, Tenbîhü’l-Gâfilîn, s. 108; Deylemî, Firdevs, c. 2, s. 77; 2433; Beyhakî, Şu‘abü’l-Îmân, c. 5, s. 436, Hd. 7178; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, c. 1, s. 296, Hd. 944.
    (21) Kur’ân-ı Kerîm, Enfâl Sûresi, Âyet: 38.
    (22) Hüsameddin Hindî, Kenzü’l-Ummâl, c. 4, s. 227, Hd. 10286.
    (23) Hz. Âişe’den (r.a.) rivayet edilmiştir. Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 1517, Hd. 3910.
    (24) Bkz. Ebü’l-Leys Semerkandî, Tenbîhü’l-Gâfilîn, s. 108 vd. (Not: Buradan ilerisi, bu kitaptan özetlenerek alınmıştır.)
    (25) Ebü’l-Leys Semerkandî, Tenbîhü’l-Gâfilîn, s. 109.
    (26) Ebü’l-Leys Semerkandî, Tenbîhü’l-Gâfilîn, s. 110.
    (27) Kur’ân-ı Kerîm, Fussılet Sûresi, Âyet: 30.
    (28) Kur’ân-ı Kerîm, Yûsuf Sûresi, Âyet: 93. Ebü’l-Leys Semerkandî, Tenbîhü’l-Gâfilîn, s. 109-110.
    (29) Kur’ân-ı Kerîm, Hucûtât Sûresi, Âyet: 7.
    (30) Ebü’l-Leys Semerkandî, Tenbîhü’l-Gâfilîn, s. 110.


+ Cevap Ver

Hızlı Cevap Hızlı Cevap

Giriş yapmak için Buraya tıklayın


Türkiyenıin Baskenti neresi Cevabı? (büyük harfle yazınız)

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279