Efendimiz Ramazan'da nasıl 'DUA' ederdi?


Akşam, sabah, yemek öncesi, yemek sonrası, eve girerken, evden çıkarken, arabaya binerken, arabadan inerken, her yerde, her zaman, her vesileyle ağzımızdan dua sözleri dökülür.

Çoğu kere de bir alışkanlık halinde söyleriz dua sözlerini... Elhamdülillah, Bismillah, Allahü Ekber gibi... Bu alışkanlığı Peygamberimizden öğrendik ve ondan aldık. Peygamberimiz her halinde ve hareketinde duâ eder, bizim de duâ etmemizi isterdi. Çünkü duâ, onu Rabbine yakınlaştıran bir araçtı. Ramazan ayı girince Peygamberimiz dualarını daha da arttırırdı. "Oruçlunun iftar vaktindeki duâsı reddedilmez" müjdesini verirdi.

"Ya Rabbi, herşeyi kuşatan rahmetinin hakkı için beni affet, bağışla!" diye dualarda bulunurdu. Özellikle Ramazan gecelerinde Allah'ın rahmeti coşar ve taşar, Ramazan bir dua denizi olurdu Ramazan ayı girer girmez Yüce Allah kullarını dua etmeye davet eder, yapılacak duaları kabul edeceğini bildirir. Efendimizin dile getirdiği gibi: "Ramazan'ın ilk gecesinde Cennet kapıları açılır. Her gece sabaha kadar bir çağırıcı seslenir:

"Günahlarının affedilmesi için bağışlanma isteyen yok mu? Tövbe eden yok mu? Allah tövbesini kabul buyursun. "Duâ eden yok mu? Cevap verilsin. "Kendisi için bir şey isteyen yok mu? İsteği hemen yerine getirilsin."

Oruçluyu, duâsı reddedilmeyecek üç kişi arasında sayan Sevgili Peygamberimiz şu teşviklerde bulunurdu: "Üç kişinin duâsı geri çevrilmez: "Adalet üzere hüküm veren hakimin... "İftar edinceye kadar oruç tutanın... "Zulme, haksızlığa uğrayan mazlumun..."

Zaten Ramazan ayı duaların makbul olacağı, karşılık verileceği özel ve müstesna bir mevsimdir. Oruçlu ağzın duası hep makbuldür. Hadis-i şerif bu müjdeyi dile getirir:

"Her oruç tutan kulun iftar vaktinde kabul olunacak bir duası vardır. Duasının karşılığı mükâfat olarak ya dünyada verilir ya da âhirette ebedi bir surette ihsan edilir." (Kenzü'l-Ummal, 3:328) İftar saati gelince de Peygamberimiz şöyle dua ederdi: "Ey Allah'ım! Senin rızan için oruç tuttum ve Senin rızkınla orucumu açıyorum." "Susuzluk gitti, damarlar ıslandı, inşâ sevap kesinleşti."

Lokman Hekim'in oğluna öğütleri Takvayı kendin için kârlı bir ticaret olarak kabul et. Çünkü böyle ticaretler sonsuz kazançlar temin eder. Allah'tan hakkıyla kork. Kalbinin bozuk olduğunu bildiğin halde başkalarının sana saygı göstermesi için takva ehli olduğunu ihsas ettirme. Kötülük ve günahlar senden sakındığı gibi, yani işlemedikçe sana dokunmadığı gibi, sen de onlardan sakın.

Çünkü kötülük kötülüğü, günah da günahı çeker. Dünya dipsiz bir denizdir. Onda niceleri boğulmuştur. Bunun için takvadan bir gemi edin. İçine îmânı yükle. Tevekkül yelkeniyle açıl. Ancak bu şekilde selâmetle yol alır, sahile çıkarsın.

Dünyaya geldin geleli âhirete doğru yol alıyorsun. Bunun için âhiret yurdu, sana dünya yurdundan daha yakındır. Horozdan daha geri kalma. Çünkü sen uykunun derinliklerinde iken, o dünyayı sese vererek insanları uykudan uyandırmaya çalışır. Cahil kimselerle dostluk kurma. Çünkü onunla dost olursan, kendi yaptıklarını senin hoş karşıladığını sanır.