Tefsîr Okumanın Zararları:5 Âlimlere uyan doğruyu bulur

Âlimin dindeki yerini bilmiyenler "Elimizde Kur'ân var iken âlime ne lüzûm var" diyorlar.Kur'ân-ı kerîmi herkes kolayca anlasa idi, Peygambere ihtiyâç kalmazdı. Hadîs-i şerîfler, Kur'ân-ı kerîmin açıklaması mâhiyetindedir. Hakîkî âlimler de, hadîs-i şerîfleri açıklamışlardır. Arapça bilen herkese âlim denmez. Hakîkî âlim, Kur'ân-ı kerîmi, hadîs-i şerîfleri açıklıyan selâhiyetli, yüksek insandır. Sünneti, bid'ati bilir. Hakkı bâtıldan ayırır. Selef-i sâlihîn i'tikâdındadır. Yâni Ehl-i sünnet vel-cemâ'at i'tikâdındadır.
Çok ilmi olduğu hâlde, hakkı bâtıldan ayıramıyan, hakîkî âlim değildir. Yetmiş iki sapık fırkanın önderleri de derin âlim idi, hakkı bâtıldan ayıramadıkları, Ehl-i sünnetten ayrıldakları için dalâlete düşmüşlerdir. Meselâ Vâsıl bin Ata, Hasan Basrî hazretlerinin talebesi iken, hocasına i'tirâz edip, Ehl-i sünnetten ayrılarak Mu'tezîle fırkasını kurdu. İbni Teymiyye'nin de ilmi çok idi. Selef-i salihînin yâni Ehl-i sünnet âlimlerinin sözbirliğinden ayrıldı. Necdî fırkasının kurulmasına sebep oldu. Bugünkü mezhepsizlerin de önderi durumundadır.
Şu hâlde, âlim çok bilen değil, hakkı bâtıldan ayıran Ehl-i sünnet i'tikâdındaki din mütehassısıdır. Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde övülen âlimler böyle kimselerdir. Bunların sözleri senettir. Bunlar peygamberlerin vârisleri, vekîlleridir. İctihâdlarında isâbet etmeseler de yine sevap alırlar. Bunlara tâbi olanlar da kurtulur.
Âlimlerin Üstünlüğü
Ehl-i sünnet âlimleri çok yüksek insanlardır. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Âlimin âlim olmıyana üstünlüğü, peygamberin ümmetine üstünlüğü gibidir.) [Hatîb]
(Âlimin âbide üstünlüğü, dolunayın, yıldızlara olan parlaklığı gibidir.) [Ebû Nuaym]
(Âlim, âbidden yetmiş derece üstündür. Bid'at ortaya çıkınca âlim, halkı ikâz eder. Âbid bid'atten habersiz, ibâdetle meşgûl olur. Bu bakımdan da âlim, âbidden kıymetlidir.) [Deylemî]
(Âlimlerin mürekkebi, şehîdlerin kanı ile tartılır, âlimlerin mürekkebi, ağır gelir.) [İ.Neccâr]
(Allahü teâlâ, âlimleri almak sûretiyle ilmi ortadan kaldırır. Âlim kalmayınca da, câhiller bilmeden yanlış fetvâ verir, hem kendilerini, hem de başkalarını sapıtırlar.) [Buhârî]
(Âlim, Allahın emin olduğu, güvendiği kimsedir.) [Deylemî]
(Âlimler, yeryüzünün kandilleri, peygamberlerin halîfeleri, benim ve diğer peygamberlerin vârisleridir.) [Ebû Nuaym]
(Âlim ölünce,denizdeki balıklar bile, kıyâmete kadar ona istigfâr eder)[Deylemî]
(Kıyâmette âbide Cennete gir, âlime ise halka şefâ'at için bekle! denir.) [İ Mâverdi]
(Âlimlere tâbi olun! Onlar, dünyanın ışığıdır.) [Deylemî]
(Âlimler [ebedî saâdet yolunu gösteren, Cennete götüren] birer kılavuzdur, rehberdir.) [İ.Neccâr]
"Allahın İpi" Ne Demektir?
Ahmed bin Muhammed Tahtâvî hazretleri buyuruyor ki:
Kur'ân-ı kerîmdeki (Allahın ipi)nden maksat, cemâ'attır. Cemâ'at da, fıkıh ve ilim sâhipleridir. Fıkıh âlimlerinden bir karış ayrılan dalâlete düşer. Sivâd-ı a'zam, fıkıh âlimlerinin yoludur. Fıkıh âlimlerinin yolu da, Peygamber aleyhisselamın ve Hulefâ-i râşidinin yoludur. Bu yoldan ayrılanlar, Cehenneme gider. Kurtuluş, Ehl-i sünnet vel cemâ'at fırkasındadır. Fırka-i sünnet vel cemâ'at fırkasındadır. Fırka-i nâciyye, bugün dört mezhebde toplanmıştır. Bu zamanda bu dört hak mezhebden birine tâbi olmıyan, bid'at sahibi olup Cehenneme gider.) [Tahtâvî]
M.Hadîmî hazretleri buyuruyor ki:
(Dindeki dört delil, müctehid âlimler içindir. Bizim için delil, mezhebimizin bildirdiği hükümdür. Çünkü biz, âyetten ve hadîsten hüküm çıkaramayız. Bunun için, mezhebimizin bir hükmü, âyet ve hadîse uymuyor gibi görünse de, mezhebimizin hükmüne uyulur. Yâhut başka bir âyet veya hadîsle değişmiştir, yâhut te'vîl edilmesi gerekir. Bunları da ancak müctehid âlimler anlar. Bunun için tefsîr ve hadîs değil, âlimlerin kitaplarını okumamız lâzımdır.) [Berîka s.94] [Yarın: Kur'ân-ı Kerîme Uymak]