Şeytânın taktikleri
[Şeytan, Sâlih efendiye, ibâdetlerini beğendirip ucba sürüklemek için vesvese vermeye devam ederek der ki:]- Sâlih efendi, gerçekten büyük insansın. Yaptıkların, adına lâyık sâlih işlerdir. Herkes gaflette yüzerken senin şuurluca, âkıllıca ibâdet etmen her türlü takdirin üstündedir. Dünyada bu dereceye kaç kişi erişmiştir ki?
- Eğer söylediklerin bende varsa, hepsi Rabbimin ihsânıdır. Her ni'metin sâhibi yalnız Allahü teâlâdır.
[Şeytan, Sâlih efendiyi gizli riyâya sürüklemek için der ki:]
- Az önce "Allahın beni görmesi kâfidir" demiştin. O halde riyâdan kurtulmak için, insanların gözünden uzak yerlerde ibâdet edersen, yine Allah senin sevgini insanların kalbine yerleştirir.
- Başkalarına, "Sâlih efendi ibâdetlerini hep gizli yapıyor." dedirterek beni ucba, kibre ve riyâya sürüklemek istiyorsun. Ben kulum, Rabbim, benim ibâdetimi dilerse açığa vurur, dilerse gizler. Gizli yapılacak işler var, açık olanları var. İnsanlardan gizlemekle veya onlara göstermekle elime ne geçer?
İbâdeti Bıraktırmak İster
[Şeytan, ibâdeti bıraktırmak için bu sefer de tenkîd yolunu deneyerek der ki:]
- Sâlih efendi, ibâdetlerin kusûrlu mu, yoksa mükemmel mi?
- Çok kusûrludur.
- Zaten gizlemen mümkün değildir. Namaz kılarken kalıbın namazda, kalbin dünya işlerindedir. İşlediğin günâhları ben bilirim. Bu hâlinle takvâ ehli olamazsın. Halbuki Rabbimiz, (Allah, sadece takvâ ehlinin ibâdetlerini kabûl eder.) buyuruyor. Takvâ ehli olmadığına göre, yatıp kalkman boşunadır.
- Benim vazifem Rabbimin emrine uymaktır. Şartlarına uygun olan her ibâdet sahihtir. Fakat şartlarına uygun bir ibâdeti de kabûl edip etmiyeceği O'nun bileceği bir iştir. Farz olan ibâdetleri terk etmek büyük günâhtır. Bu günâhlardan kurtulmak için farzları yapmak şarttır. İbâdet etmeden, Cennete girmek için duâ etmek günâhtır. Hadîs-i şerîfte, (Âkıllı, nefsine uymaz, ibâdetlerini yapar, ahmak olan da nefsine uyar, sonra Allahın rahmetini bekler.) buyuruluyor. Dünyada, ne ekersen, âhırette onu biçersin. Âhıret için lâzım olan şeyleri bu dünyada hazırlamak lâzımdır. Bu da Rabbimizin emîrlerine uyup, yasak ettiklerinden kaçmakla olur.
[Şeytan, bir çok kimsenin ayağının kaydığı kazâ-kader konusunda Sâlih efendiyi kandırmak ister. Der ki:]
- Sen i'tikâdı düzgün bir insansın, hayrın ve şerrin Allahtan olduğunu bilirsin. Cennetlik veya Cehennemlik olduğun ezelde takdir edilmiştir. Cehennemliksen, yapacağın ibâdetlerin hepsi boştur. Cennetliksen, ibâdete ne lüzûm var?
- Bir kimse Cennetlik ise, dünyada Cennete götürücü amelleri işler, Cehennemlikse, günâh olan işleri yapar. Kulun vazifesi, Allahü teâlânın emrine uyup Cennetlik amelleri işlemektir. Ezelde takdir edildiği için ibâdet ediyorum.
- "Ezelde Allahın takdir ettiği olur." diyorsun. Sâlih efendi, o hâlde şu minâreye çık, kendini aşağı at, eğer ezelde selâmetin takdir edilmişse, sana birşey olmaz.
İmtihânı Kim Eder?
- Allah kullarını imtihân eder. Kulun, Allahı imtihân etmeye hakkı yoktur. Cenâb-ı Hak, (Kendinizi tehlikeye atmayın.) buyuruyor. Emretmediği, üstelik yasak ettiği bir iş nasıl yapılır? Minâreden kendini atmak intihârdır. Onun emrine isyân edip intihâra teşebbüs edilir mi?
- Sâlih efendi konuyu değiştirme! Benim soruma cevap vermedin. Cennetliksen ibâdete ne lüzûm var diyorum?
- Eğer Cennetlik isem, ibâdet etmekle derecelerim yükselir. Hak teâlâ, ibâdet edenleri Cennete, ibâdet etmiyenleri de Cehenneme koyacağını va'dediyor. Rabbimiz, va'dinde sâdıktır, îmân edip sâlih amel işliyenleri Cennete koyacağına söz vermiştir.
- Sâlih efendi, "Cennetlik olan Cennete götürücü, Cehennemlik olan da Cehenneme götürücü amelleri işler." dedin. Yâni "Allah takdir ettiği için ibâdet ediyorum." demek istiyorsun. Peki, ezelde Cehennemlik olarak takdir edilen kimsenin günâhı nedir de ona kötü işler işletiliyor?
- İnsanlarda (İrade-i cüz'iyye) denilen bir kuvvet vardır. Bir şeyi yapmak ve yapmamakta kullanır. İrâde-i cüz'iyyeyi kullanmakta mecbûr değil, serbesttir. Allahü teâlâ, kul, irâdesini iyiliğe kullanırsa iyilik, kötülüğe kullanırsa kötülük yaratacağını bildiriyor. Kul, ibâdet etmekte ve günâh işlemekte serbest olmasa, âhırette iyiliğe mükâfat, kötülüğe cezâ verilmez. O halde irâdemizi iyi yolda kullanmalıyız. (Berîka)