İnsanlık Tarihi

İnsanlık tarihi hakkında doğru bir bilgiye ulaşmak için ne yapılmalıdır? İnsan; bilgilerini haber, duyu organları ve istidlâl (akıl yürütme) ile elde ettiğine göre 6 hepsini değerlendirmek zorundayız. Bize ulaşan bütün haberleri iki grupta toplamak durumundayız: Birincisi; Kur'ân-ı Kerim, İncil ve Tevrat gibi vahye dayanan, Müslümanların, Hıristiyanların ve Yahudilerin inançlarını belirten kitaplar. Tabii bu dinlere ait bütün temel eserler de bu haber kaynağı ile yakından alâkalıdır. İkinci gurup ise; Scientisme'i (Bilimciliği) esas alan ve vahyi inkâr eden insanların kaleme aldığı haberler; buna laik kültür de diyebiliriz.

Duyu organları ve akıl yürütme, elde edilen haberlerle yakından alakalıdır. Önce Kur'ân-ı Kerim, İncil ve Tevrat'ın insanlık tarihinin başlangıcı ile ilgili olarak kaydettiği bilgileri ele alalım.

Kur'ân-ı Kerim, İncil ve Tevrat'ta; ilk insanın Hz. Âdem (as) olduğu konusunda ittifak vardır. Dolayısıyla müslümanların, hıristiyanların ve yahudilerin "evrim teorisine" inanmaları mümkün değildir; aksi takdirde kendi kitaplarının hükmünü kabul etmemiş olurlar. İslâm'a göre Kur'ân-ı Kerim'in bir âyetini inkâr, insanı irtidata sürükler.s İncil ve Tevrat'ta da, hükmü inkâr edenler hakkında "dinsiz" tabiri kullanılır:

Şurası muhakkaktır ki, Allah (cc) katında hak din olan İslâm'a göre, "ilkel insan" ve "ilkel komünal toplum" gibi teorilere inanmak küfürdür. Bugün Dinler Tarihi, Din Sosyolojisi ve Din Psikolojisi gibi isimler altında yayınlanan ve dinî eğitim veren müesseselerde ders kitabı olarak okutulan eserlerde Scientisme (Bilimcilik) bütün çirkinliği ile sırıtmaktadır 9 Genellikle "Dinlerin Evrimi" başlığı altında ilkel toplumlarda, totemizm (veya animizm)in hâkim olduğu, daha sonra belirli evrimler geçirerek "evrensel dinlere" geçildiği, ilmî gerçekler olarak sunulur. Bilimsel olma kaygusuyla işlenen bu korkunç zulüm, başta Hz. Âdem (as) olmak üzere bütün peygamberlerin inkâr edilmesini beraberinde getirir. Çünkü "evrensel dinler Allah (cc) tarafından değil, belirli bir tekâmül sonucu ortaya çıkmışlardır" tezi esas alınmıştır. Esasen "evrim" denilmesinin tek sebebi de budur.
İnsanların Farklılaşması


İslâm'a göre ilk insan ve ilk peygamber olan Hz. Âdem (as)'dan itibaren bütün peygamberler, insanları tek bir istikamete (Sırat-ı Müstakim'e) sevketmek için mücadele vermişlerdir. Buna, "tevhid mücadelesi" denir. Esasen ilk insan toplumu, aynı inanç etrafında teşkilâtlanmış, tek bir ümmettir. Kur'ân-ı Kerim'de bu husus şu şekilde haber verilmektedir:

"İnsanlar tek bir ümmet idi; sonra kimi iman etmek, kimi küfre sapmak suretiyle ihtilâfa düştüler de, Allah rahmetinin müjdecileri ve azabının habercileri olmak üzere peygamberler gönderdi. Ve beraberinde insanların ihtilâf ettikleri şeyler hakkında aralarında hükmetmek için hak kitaplar da indirdi. Hal böyle iken kendilerine kitap verilenler, bunca açık deliller geldikten sonra birbirlerine karşı ihtiras ve hasedleri yüzünden bunda da ihtilâfa düştüler."(10)

Bütün müfessirler, insanlığın; biri Hz. Âdem (as)'m döneminde, diğeri tufandan sonra Hz. Nuh (as)'m döneminde olmak üzere iki defa (iman üzere ittifak ederek) tek ümmet durumuna geldikleri hususunda müttefiktirler.(11) Ancak dünya yaratıldığından beri, kâfirlerin hiçbir dönemde (tek millet halinde) hakimiyet sağlayamadıkları, her dönemde mü'minlerin bulunduğu açıktır.


Peygamberler, insanların yalnız Allah (cc)'a iman etmeleri ve yalnız O'na kulluk etmeleri gerektiği hususunda ortak bir tebliğ sunmuşlardır. Nitekim Hz. Nuh (as)'ın kavmine: "Şayet (davetimden, tebliğimi kabulden) yüz çevirirseniz, ben sizden bir ücret istemedim. Benim ücretim Allah'dan başkasına ait değildir. Ben MÜSLÜMANLARDAN olmakla emrolundum."12 şeklinde hitap etmesi, Hz. Yakub (as)'ın oğullarına: "Ey oğullarım, Allah sizin için İSLÂM dinini beğenip seçti, o halde siz de ancak MÜSLÜMANLAR olarak can verin"13 şeklinde nasihat etmesi bunun en güzel delilidir. Yine Hz. Musa (as)'ın kavmine:"Ey kavmim, eğer siz gerçekten Allah'a iman ettiyseniz, O'na samimi olarak teslim olmuş MÜSLÜMANLAR iseniz, artık O'na güvenip dayanın."14 diye emretmesi, Hz. İsa (as)'ın havarilerinin kendisine: ...Biz Allah'ın (dininin) yardımcılarıyız. Sen şahit ol ki (Ey İsa) biz hiç şüphesiz MÜSLÜMANLARIZ (dediler)."15 şeklinde itirafları, meseleye açıklık getirmektedir. İslâm kelimesi (S-L-M)'den türemiştir. Allah (cc)'a teslim olmak anlamındadır. Bütün peygamberlerin tebliği de mahiyet itibariyle,,Allah (cc)'a iman etmek ve aslâ şirk koşmamaktır.

Kur'ân-ı Kerim'de bütün peygamberlerin insanları Allah'a kul olmaya ve asla şirk koşmamaya çağırdıklarına dair, birçok âyet-i kerime vardır. "Biz peygamber göndermedikçe kimseye azap etmeyiz"16 ve "Her peygamberin bir ümmeti vardır" âyet-i kerimelerinden de anlaşılacağı üzere dâvetten uzak kalmış hiçbir kavim yoktur. Ayrıca her kavme kendi dilleriyle konuşan, kendi içlerinden peygamber gönderilmesi insanlar için bir lütûftur. Zira insanların kendi cinslerinden olanlara ve kendi dillerini konuşanlara yakınlık duydukları bir gerçektir. Dolayısıyle insanlar, kendilerinden olmayan veya kendi dillerini konuşmayan bir kimsenin sözünden veya dâvetinden çok, kendilerinin yakından tanıdıkları ve dilini bildikleri kimsenin sözünü dinleyecek veya dâvetine icabet edeceklerdir. Peygamberlerin kendi kavimlerinin diliyle gönderilmesindeki hikmet budur.19

Hz. Âdem (as)'den başlayan insanlık tarihini İslâm ûlemâsı "el-Milel ve'n-Nihal" temeline göre incelemiştir. "Milel" vahye dayanan, "Nihal" ise vahyi inkâr eden zihniyetleri esas alır 2o Daha açık bir ifadeyle Kitabu'l-Milel, Hz. Âdem'den günümüze kadar süren ve kıyamete kadar devam edecek olan mü'minlerin tarihi; Kitabu'n-Nihal ise Kabil'le başlayan, Allah (cc)'ı inkâr ederek, hevâ ve heveslerini ilâhlaştıran kâfirlerin tarihidir.

Temelde vahye dayanmakla birlikte insanların heva ve heveslerine kapılarak tahrif ettikleri İncil, Tevrat ve Zebur'da insanlık tarihi ile ilgili bilgilere rastlamak mümkündür. Bu kitaplarda da insanlık tarihi Hz. Âdem (as)'la başlar, Habil ve Kabil olayı izah edilir. Ancak daha sonra, bir kısım hikâyelerle meseleler değişik boyutlara sürüklenir. Bugün yeryüzünde yaşayan hıristiyan ve yahudilerin evrim teorilerine inanmaları, inançları açısından mümkün değildir. Ancak bütün bu teorilerin, hıristiyan ve yahudi kaynaklı olması, muharref olan kitaplarına inanmamalarının bir sonucudur.

Esasen Scientisme (Bilimcilik), Batı'da kiliseye karşı mücadele veren bilim adamlarının teşkilâtlı mücadelesinden doğmuştur.21