Tarih İskeletleri

Yunan felsefesinin ve Roma ilâhlarının (Helen kültürünün) yeniden tarih sahnesine çıkması sonucunda "Rönesans" diye isimlendirilen olay gündeme girmiştir 22 Feodal zorbalığın ve engizisyon mantığının koruyucusu olan Katolik mezhebi, Martin Luther'in 1529 yılında yayınladığı Protesto ile birlikte büyük bir sarsıntı geçirmiş, "dinde reform" hareketi hızlanmıştır.23 Rönesans ve reform hareketlerinin mahiyetini kavramak için, Batı'nın insan anlayışını iyi tesbit etmek gerekir.

Roma İmparatorluğu döneminde kuvvet sahipleri istediklerini suçlu ilân eder ve cezalandırırlardı. Hatta kur'a çekerek ölüm cezaları verebiliyorlardı 24 İki insanın (gladyatörlerin) karşılıklı birbirlerini öldürmelerinden, insanın çarmıha gerilmesinin verdiği acıdan ve vahşi hayvanların suçluları parçalamasından özel bir zevk alıyorlardı.25 Bilhassa Hz. İsa (as)'ı ve İncil'i tasdik eden insanlar, siyasi suçlu olarak .değerlendirildiği için, akla-hayale gelmeyen işkencelere muhatap olmuşlardı.

Roma İmparatorluğu gücünü kaybettikten sonra durumda pek fazla bir değişiklik olmadı. Güç dengesi feodal zorbalar ve kilisenin lehine değişme göstermişti. Ancak devlet başkanları, bütün yetkileri ellerine geçirmişlerdi. Katolik kilisenin suçluları değerlendirişi mahiyet itibariyle putperest Roma İmparatorlarından farklı değildi. Toplumun üzerine gelecek âfet ve belâları önlemek gerekçesiyle yeni işkence metodları keşfettiler. Engizisyon mahkemeleri asırlarca insanlara kan kusturdu 26

1789 Büyük Fransız İhtilâlinden önce cezaların zihnî temeli, suçluların sindirilmesi esasına dayanıyordu. Müstekbirler ve tâgûtlar suçluya istediği cezayı uygulayabilirdi, bu hususta tamamen serbesttiler. Genellikle cezalar; suçlunun tekerleğe gerilmesi, çuval içerisine konarak nehre atılması ve suda boğulması, diri diri yakmak, kaynar su içerisine daldırıp çıkarmak, diri diri toprağa gömmek, kollarını ve bacaklarını dört beygire bağlayıp vücudunu parçalamak şeklinde cereyan ediyordu 27 Aynı dönemde İspanya'da, kiliseye karşı gelenler, krala ve kral ailesine saygısızlıkta bulunanlar bir araya toplanır, diri diri ateşe atılmak suretiyle cezalandırılırlardı 28

Bütün bu gerçekler iyi değerlendirilirse,1789 Büyük Fransız ihtilâlinin ve kilise-bilim çatışmasının tarihî temellerini kavramak kolaylaşır. Sicientisme (bilimcilik) sözcülerinin, kiliseyi ve ruhban sınıfının yorumlarını inkâr edip, "hür düşünce" çığlığı atmalarının temelinde, bu olaylar mevcuttur. İşte karanlık çağdan mağara devrine, ilk çağdan günümüze kadar gelen tarih iskeletleri ve ilkel dinlerden, evrensel dinlere kadar varolduğu iddia edilen "evrim teorileri" bu savaşın bir sonucudur. Allahû Teâla (cc)'nın indirdiği hükümleri inkâr edenler, temelde demokrasiye ve hümanizme dayanan insanlık dinini kurmaya karar vermişlerdir?9 Bu noktada şöyle bir sual hatıra gelebilir: Peki bunda muvaffak olabildiler mi? Bu suale "evet" dememek için insanın başını kuma sokması gerekir. Dikkat edilirse halkının büyük bir çoğunluğu İncil'e inanan devletlerin tamamı demokrasiyi ve laikliği esas almışlardır. Nitekim Abdülvahid Yahya (Rene Guenon) şu tesbitte bulunmaktadır: "Modem Batı'nın Hıristiyan olduğu söylenir, ama bu yanlıştır. Modern tavır temelde din düşmanı olduğu için, Hıristiyanlığa da düşmandır."3o demokrasinin ve politikanın kaynağı kabul edilen eski Yunan toplumunu ele alalım. Politika kelimesi, bugün kullandığımız "polis" kelimesinden türemiştir. Daha açık bir ifadeyle, Yunan siyasî düşüncesinin (Hellenist kültürün) temelini polis kavramı oluşturur. Atina'da, kadınlar ile sayıları 365 bin olan köleler ve yabancı kökenli metoikler siyasî hakka sahip değildir. Sayıları 20 bin civarında olan bir zümre (başta filozoflar olmak üzere) yönetimi sağlamaktadır.3ı İşin ilginç tarafı, köleler eğitim yoluyla "köle" olduklarının şuurundan uzaklaştırılmışlardır 32 İşte hellenist kültürün mahiyeti... Bütün siyasi bilimcilerin çağdaş uygarlığın temelde hellenist kültüre ve hellenizm dinine dayandığı hususunda ittifak ettikleri malûmdur. Nitekim Dawson'un şu itirafı meseleye açıklık getirmektedir: "Helenizm'i bir yana bırakacak olursak, ne batı medeniyeti, ne Avrupa insanı düşüncesinin doğması mümkün değildir."33 Klasik Hellenizm; M.Ö. IV. ve V.nci yüzyıllarda Yunan şehirlerinde gelişen Yunan kültürü demektir. Bilindiği gibi eski Yunan kültüründe, nitelikleri, yetkileri ve hünerleriyle tıpatıp insana benzeyen binlerce ilâh mevcuttur. Bir Yunan tarihçisi "Bu insan özellikleri taşıyan ilâhları Homeros'la Hesiodos yaratmıştır" demektedir.34 İnsanın hevâ ve heveslerini ilâh edinmesi, hellenist kültürün temelidir. Batı medeniyeti (nâm-ı diğer, çağdaş uygarlık) temelde hellenist kültüre dayandığına göre, karşımıza "modern putperestliğin" çıktığı gerçeği kolayca kavranır. Bu çağdaş putperestlik, aile hayatından devlet teorilerine, ekonomik sistemlerden insanlık tarihine ve siyasî mücadelelere kadar her alanda gücünü hissettirmiştir. Aklı yeterli bulan ve dini hafıfe alan modern insan, kendi ilâhlığını ön plâna çıkarmıştır.