Islat ey yağmur ıslat! Islat dilediğince;
Akıt üzerimdeki şu dünyanın kirini
Makbere varana dek ıslat elverdiğince;
Doldur avuçlarımı tövbenin harfleriyle
Dindir susuzluğumu düşmeden eller yana
Ruhumun çöllerinde gezdiğim yeter bana…


Pişmanlığım devleşti açılınca gözlerim;
Gördüm iyi kötüyü, vah ki ben yalnızmışım!
Ömrümü heder eden ahraz açıkgözlerim (!)
Anladım ki sırtımdan inmeyen kamburummuş
Yazık bu ömre yazık, boşa geçti onca yıl
Benimle ağlar oldu başa doluşan ak kıl…


Alnımın çizgisini öpüyor şimdi dağlar;
Yasladıkça başımı yamaçlarına ıssız
Hani nerde gençliğim, nerde o altın çağlar?
Vefasızlar yanında vefa imiş gördüğüm!
Ah benim mecnun başım! Seni nere çalayım?
İbret alasın diye hangi kabre dalayım…


Yaşayan bir ölüyüm, kimler canlı sanıyor?
Hangi rızık peşinde çevremi saran kurtlar!
El çekin artık benden yaram içten kanıyor
İçimin vaveylâsı sarmışken dört yanımı
Dilden düşen bin keşke zamanı döndürür mü?
Bin günahla, bir tövbe ateşi söndürür mü?


Islat ey yağmur ıslat! Islat bu dudakları
Islat ki kalbe doğru süzülen tövbe olsun
Arınsın kirden tozdan ruhumun sokakları
Yoksa nasıl çıkarım! Yüce’nin karşısına
Ben ki aciz bir kulum, yükümse yalnız çile
Eline su dökemem bir karıncanın bile…


islami sohbet, dini sohbet, dini forum