IMF'ye ihtiyaç var mı?
Yeni yıl bir yandan yeni beklentiler ve diğer yandan da zamlarla başladı. Ekonomiyle ilgili beklentiler olumlu, ancak zamların sevimli olanı da var, olmayanı da.
Hükümet daha önce açıkladığı ücret politikasına uygun olarak, kamu çalışanı ve emekliyi enflasyona karşı ezdirmeme adına, ücretlere enflasyon oranında zam yaptı. Ancak, bütçenin gelir dengesini bozmamak adına da bazı mal ve hizmetlere zam yaptı. 2010 yılı bütçesi 50 milyar TL açıkla yürürlüğe girdi. Yıl içinde üretim artışı sağlanabildiği ölçüde ihracat ve iç tüketimden elde edilecek vergiler, bütçe gelirlerini oluşturacak. Ekonominin henüz çözülememiş sorunlarının başında kayıt dışılık geliyor. İşsizlik gibi, kayıt dışılığı azaltmak da hükümetin hedefleri arasında ön sıralarda yer alıyor. Ancak, yıllardan beri süregelen bu sorunu, hangi hükümet gelse bir anda çözmesi mümkün değil. Hükümet, ekonomide yüzde 50'nin üzerinde olduğu tahmin edilen kayıt dışılık nedeniyle gelirlerden aldığı vergiyi yeterince toplayamıyor. Gelirin büyük bir bölümünü dolaylı vergilerle toplamak zorunda kalıyor. Önemli olan mevcut koşullarda toplanan vergilerin halkın yaşam kalitesinin iyileşmesine yansıyıp yansımadığıdır. Geçmiş yıllarla karşılaştırıldığında homojen olmasa da belirgin bir iyileşme gözleniyor.
Hükümet gelir-gider dengesini sağlamak adına, iç ve dış piyasalardan belirli zamanlarda ihtiyacı karşılığında borçlanıyor. Ekonomi güçlü ve borç döndürme rasyosu yüksekse, piyasa koşullarına göre borçlanma faiz oranı daha düşük oluyor. Ayrıca, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının tespit ettiği ülke kredi notunun yüksek olması da uluslararası piyasalardan borçlanmayı kolaylaştırıyor. Hafta içinde Hazine 2 milyar dolar tutarında 2040 vadeli, yurtdışına yılın ilk tahvil ihracını gerçekleştirdi. Hazine 2010 yılı borçlanma programının yüzde 37'sini tek seferde gerçekleştirdi. Üç buçuk kat talep gelen tahvilin yatırımcıya getirisi yüzde 6,85 oldu. Hazine Müsteşarlığı, söz konusu tahvil ihracının gelişmekte olan ülkeler tarafından yapılan 30 yıl vadeli ihraçlar arasında bugüne kadar tek seferde gerçekleştirilen en yüksek miktarlı işlem olduğunu belirtti. Hazine, borçlanma programı gereği yılın geri kalanında uluslararası piyasalarından 3,5 milyar dolarlık daha borçlanma öngörüyor. Bir zamanlar 30 cente muhtaç olan Türkiye, bugün dış piyasalardan 30 yıl vade ile borçlanabiliyor. Asıl fark burada.
Türkiye, bir buçuk yıldır Uluslararası Para Fonu (IMF) desteği olmaksızın kendi ekonomik programıyla yönetiliyor. Hükümet, 2009'da gündemde tuttuğu bu beklentiyle piyasalarda iyimserliği korudu. İş dünyasının bir bölümü, IMF ile anlaşma yapılmasına karşı çıkarak bu konuda kendi fikirlerinin alınmasını istiyor. Hükümet de mevcut koşullarda Türkiye'ye yaptırımlar konusunda yük getirmeyecek ucuz IMF kredisine sıcak bakıyor. Ayrıca, global finansal krizin olası artçı sarsıntılarına karşı şimdiden tedbir almak istiyor. Para piyasaları yeni yıla IMF haberlerinin iyimserliği ile girdi. Hazinenin başarılı geçen dış borçlanma ve Moody's'in kredi notumuzu artırması iyimserliğini artırdı. İç piyasa, dış borsalardan olumlu yönde ayrıştı. Yatırımcı, döviz fiyatları düşerken, dövize soğuk bakıyor. Yurtdışı piyasalarda fiyatı yeniden yükselen altını da işlem yapmadan izliyor. Profesyoneller dışındakiler, Borsa ile henüz barışabilmiş değil. TL cinsinden mevduatı olan, repo veya katılım bankalarının kâr payının küçük kazançlarıyla yetinmeye çalışıyor. Ama yine de rahat değil. IMF'ye ihtiyaç olup olmadığını, hesaplar kendilerinde olan ekonomi yönetimi daha iyi biliyor. Ancak, IMF konusunun kısa zamanda netlik kazanmaması, piyasaları tedirgin edebilir.