Muhammed Özkılınç
2010-01-16
Bedîu'z zaman Said nursi (rh.a) nin kıyam teessürü Üstad Said nursi (rh.a) nin hayatını islama ilgisi olan herkes az çok bilir. Doğunun bir çok medreselerinde islami ilimleri tahsil etmiş, Allah (cc) ın kendisine olan özel zeka ve mevhibeleri sebebiyle de kısa zaman da farklılığı kabul edilip Bedîu'z zaman lakabıyla anılır olmuş. En önemli özelliği ise Allah (cc) ın şeriatı uğrunda gözünü budaktan, sözünü dudaktan esirgememesidir. Hayatının esaret, sürgün, işkence ve zindanlarda geçmesinin asıl sebebi de budur.


Durum buyken onun, Allah (cc) ın şeriatını ortadan kaldıran bir otoriteye adeta rıza gösterdiği ve bu sebeple Şeyh Said (rh.a) in kıyamından teberri ettiği iddiası onun tabiatına, hayatıyla ispat ettiği direniş ruhuna ve onun çok iyi bildiği islamın ilkelerinne aykırı bir durumdur.


Daha önce konuyla ilgili yazılarımıza tuhaf tepkiler geldi. Bu tepkiler nur şakirdi geçinen nice yığınların, üstadın ideallerine tam ters istikamette olduklarının bariz örnekleriydi. Sanki bu nurculuk oyunu oynayan garibanlar, Bedîu'z zaman Said nursi (rh.a) nin haytını hiç okumamış, onun verdiği mücadeleyi; kime, niçin, nasıl ve hangi şartlarda vediğinden haberdar değillerdi…


Bunlar Bedîu'z zaman Said nursi (rh.a) nin duvar yazıları haline nice sözlerini hiçmi okumamışlar. Bu sözlerin, çile dolu bir hayatın, mertliğin, yiğitliğin ve tuğyana karşı direnişin en güzel örneğini sadece bu sözlerde dahi bulabilirsiniz. Rısaleyi nurla hiç tanışmayan nice insanlar dahi sadece bu sözlerle üstadın mezkur vasıflarını bilir ve takdir ederler.


İşte bazı örnekler:

Allah'a hakiki abd olan, başkalarına abd olamaz.
Saçlarım kadar başım olsa, hak yoluna feda olsun.
Zalimler için yaşasın cehennem.
Ümitvar olunuz, su istikbal inkilabâti (gelecekteki devrimler) içersinde, en yüksek sada (ses), Islam’in sadasi olacaktir.
Her söyledigin dogru olmali, fakat her dogruyu her yerde söylemek dogru degildir.
"Paşa! Paşa! İslamiyette , imandan sonra en yüksek hakikat namazdır. Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduttur."
Zaman gösterdi ki cennet ucuz değil cehennem dahi lüzumsuz değil.


Ancak şunu da unutmamak gerekir ki, bu gün risaleyi nuru hoyratça kullanan nice taifeler, sadece risaleyi nurda tahrifat yapmakla kalmamış, artık kendi fikir ve şablonlarını risaleyi nurun önene geçirmiş ve üstüne çıkarmışlardır. Artık bunlar fikirlerini ağabeylerinin kitap, dergi, gazete, radyo, tv vs kitle iletişim organlarından almaktadırlar.


İçeriği; bazen demokrasi, bazen liberalizm, bazen light islam bazen şu veya bu batı ülkesinin mandacılığı veya bazen şovenizm ve ırkçılık olan bu fikirlerin foyası belli olmasın diye “risaleyi nur” veya nurculuk ambalajına sarılarak sunulmaktadır. Şeriatçılık Bedîu'z zaman Said nursi (rh.a) nin hücrelerine işlemişti, ondan bu İslam karşıtı bu mozaik fikirler nasıl çıkabilir. Demek ki bu işte bir bit yeniği var.


Örneğin Şeyh Said (rh.a) kıyamıyla ilgili tavrını nasılda tersine çevirivermişler. Güya Bedîu'z zaman (rh.a) "Altıyüz sene İslamiyetin bayraktarlığını yapmış bu milletin torunlarına kılıç çekilmez. Halk irşad edilmelidir." Demişmiş. Bu apaçık bir çarpıtmadır.


Mumammed sıddık Şeyhanzade, “nurculuğun tarihçesi” isimli eserinde, risaleyi nurdaki yüzlerce çarpıtma örnekleri içerisinde (bakınız a.g.e. s. 10 tenvir neşriyat ist. Birinci baskı 2003 )bu konuyu açıkça zikretmektedir. Risaleyi nurdaki tahrifatı başka bir yazıda inceleyeceğiz inşallah.


Teodor Herzl Emanuel Karaso, Aram Efendi, vb kafirlerle işbirliği içine girerek; sultan Abdulhamid’i tahttan indiren, alenen ve kasten ümmeti İslam’ın paramparça olmasına sebep olan ve böylece üç kıtaya yayılan Osmanlı imparatorluğunun köküne incir diken İttihat ve terakki komplocuları, Osmanlının torunu falan olamazlar. Bunlar Osmanlı hanedanını avrupa’ya sürerken, “bunların dedelerinin mezarlarını açıp, kemiklerini torbalara doldurup, ellerine verelim beraberinde götürsünler. Aksi halde yarın bunların mezarları dahi başımıza bela olabilir.” Diye meclise teklif sunmuşlardır. Biraz tarih okuyun…


Hadi oldular diyelim ne değişir tüm bu hıyanetleri yapan, daha sonraki yıllarda Allah (cc) ın şeriatını ayaklar altına alan, islama ve Kur'an’a ait her şeye, kırmızıya saldıran boğa misali saldıran aynı güruh değil mi? Halen de aynı mezalim devam etmiyor mu? Şeyh Said (rh.a) in kıyamı da bu güruha karşı değimliydi? Her müslümanın da her tür küfür şirk ve tuğyana karşı olması gerekmez mi? El insaf!!!…


Şeyh Said (rh.a) in oğlu Şeyh salahaddin der ki: ağabeyim Şeyh Ali Rıza’nın hastalığı nedeniyle beraber ankaraya hastaneye gittik. Taburcu olduğunda, Bedîu'z zaman Said nursi (rh.a) nin Ankara da olduğunu işittik. Ağabeyim, gidip üstadı ziyaret edelim dedi ve beraber gittik. Kapıda ziyaret için bekleyen epey bir kalabalık vardı, ağabeyimin sağlık durumu da beklemeye pek elverişli değildi. Dedi ki; “kendimizi tanıtacak bir not yazıp kapı görevlisine verelim, eğer bize bir öncelik verilirse görüşelim yoksa fazla bekleyecek takatim yok”


Notumuz içeriye ulaşıp Şeyh Said (rh.a) in çocukları olduğumuz anlaşılınca, bekletilmeden içeri alındık. Bedîu'z zaman Said nursi (rh.a) bizi görünce ayağa kalkıp bizi kucakladı, “gelin bakalım kardeşimin çocukları” diyerek epeyce iltifatlarda bulundu. Sonra bize şu açıklamaları yaptı:


“Şeyh Said (rh.a) beni kıyama davet ettiğinde değişik sebeplerle ona icabet edememiştim, keşke icabet etsiydim. Takdiri ilahi böyleymiş. Fakat ben Şeyh Said (rh.a) i rüyamda gördüm, biraz önce sizi kucakladığım gibi o da beni kucakladı ve “Kardeşim Said! ben küfrü mutlakaya karşı cihad ettim, sen ise cehli mutlakaya karşı cihad ettin Allah (cc) ikimizin de amelini kendi rızası için kılsın.” dedi. Bu rüya onun davetine icabet etmeme konusundaki üzüntümü hafifletti.”


Bu ifadeleri halen hayatta olan Palolu bir alimden (ismi bende mahfuz) dinledim. Aynı zat şu ifadeleri de ekledi; “Paloda bu işe ilgisi olan bir çok yaşlı kesim bu görüşmeyi iyi bilmektedir ve her keste bilir ki, Ali Rıza efendi hilaf konuşacak birisi değildir. Ayrıca aynı konuyu 1978 yıllında “yazıcı” diye tabir edilen rısalyi nur şakirtlerinin yanında bulunduğum esnada ağabeylerimden işitmiştim. (rısaleyi nur benim de ilk göz ağrımdır. Bir yılı yatılı olmak üzere iki buçuk yıl rısaleyi nur yazdım, daha sonra doğu medreselerine ilim tahsiline gittim.)


Muhammed sıddık hoca efendi de mezkur eserinde aynı konuya değinerek, üstadın (rh.a) Şeyh Said (rh.a) in oğullarıyla Ankara’da görüştüklerini doğrulamakta ve aralarında geçen diyaloğu da ikinci bir kitabında detaylarıyla yazacağını bildirmektedir. (a.g.e. S. 175)


Esasen risalelerdeki tahrifatı önce irdeleseydik, Bedîu'z zaman (rh.a) ın Şeyh Said (rh.a) e olan mesajının nasıl olmuşta böyle ters yüz olduğu daha iyi anlaşılacaktı. Bu konuyu bir sonraki yazıya bırakalım inşallah. Yukarda ismi geçen kitap bu konuda çok net deliller içermektedir. Ayrıca siz, netten arama sayfasına, “risaleyi nurdaki tahrifatlar” vb bir ifade yazıp ararsanız, nice sitelerde mukayeseli olarak yapılan değişiklikleri göreceksiniz.


Şunu kesinlikle belirtmeliyim ki; gaye bekçi dövmek değil üzüm yemektir. Abid, zahid ve de mücahid bir alime buğzetmek akidevi bir tehlikedir. Ne olur tüm İslam alimleri gibi Şeyh Said (rh.a) i de doğru söyleyen tarihlerden okuyunuz, yalan söyleyen tarihten değil.