İmangüzel ahlâk ayrılmazlığı 1


Mehmet Talü

araştırmacı yazar


Bir inanç ve düşünce sistemi olan ahlâk, canlılardan sadece insana mahsus olan bir husustur. Belirtmek gerekir ki insanlar birlikte yaşamasalardı, ahlâktan söz edemezdik. Bu tersinden de doğrudur, yani ahlâk olmasaydı, toplumsal hayat olmazdı. O hâlde ahlâk, daha doğrusu güzel, iyi ahlâk, toplumsal hayatın vazgeçilmezidir. Gerçekten de ahlâkî ilke ve değerler olmazsa, toplum hayatı diye bir şeyden bahsedemeyiz. İnsanların bir arada yaşaması, güzel ahlâk ilkeleri ve değerleriyle mümkün olmaktadır. İnsanlar, hangi durumlarda nasıl davranmaları gerektiğini bilmeleri hâlinde ancak, sağlıklı ilişki kurabilirler; bu da ahlâkla mümkün olur. Gerçekten de milletlerin yaşaması bakımından ahlâkın önemi büyüktür. Geçmişte ve günümüzde birçok toplumun geçirdiği bunalım ve huzursuzluğun, nihayet bir ahlâkî çöküşe dayandığı söylenebilir. İyi ahlâkın, toplumları yaşatan büyük bir güç olduğu, kötü ahlâkın da toplumları çökerten bir zafiyet kaynağı olduğu, tarihî olaylarla ispatlanmıştır. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin güzel ahlâkında dikkati çeken önemli bir husus, O'nun bilinçli dindarlığı teşvik etmesidir. Yaptıklarımızı bilerek yapmak ve de dindarlığımızla kişiliğimizin ve diğer davranışlarımızın tutarlı olmasıdır. Toplumun kalkınmasının, mutluluğunun, huzurla varlığını sürdürmesinin temelinde güzel, iyi ahlâk yer alır. Bizim toplumumuzun tarihî, sosyal ve kültürel gerçekliği açısından konuya yaklaştığımızda, toplumumuzun varlığının temeli olan ahlâkın dinimiz İslâm'dan beslendiğini görebiliriz. İslâm'ın Müslüman'dan istediği ahlâk ise, bilinçli dindarlıktan ayrı düşünülemeyecek olan güzel ahlâktır. İslâm, bilinçli dindarın sahip olması gereken güzel ahlâkı, imanın bir boyutu olarak görmektedir. İslâm'da iman ile güzel ahlâk, birbirinden ayrı düşünülemez.
Esasen her din, birey ve toplumun davranışını, kendisinin açıkladığı hakikatlerle uyumlu hâle koymayı hedef alan ahlâkî kaideler dile getirir. Dindar toplum, düşünce ve davranışlarında din, iman ve ahlâkı bir bütün olarak yaşar. İslâm ahlâkı söz konusu olduğunda, ahlâkın kaynağının İslâm dini ve ALLAH'a iman olduğu, hatta ALLAH'a imanın da güzel ahlâkî bir eylem olduğu görülür. Kur'an-ı Kerim bunu açık bir üslûpla ortaya koymaktadır:
"Birr yani iyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl birr yani iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, ALLAH Teâlâ'ya, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere iman eden; O'na olan sevgisine rağmen malı, ALLAH Teâlâ'nın rızasını gözeterek yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere harcayan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirenler, sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında direnip sabredenlerin tutum ve davranışıdır. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır." (Bakara Suresi:177)
Bu ayet-i kerime, ahlâk ile ALLAH'a iman arasında geçerli olan doğrudan ilişkiyi gözler önüne sermektedir. Hatta bu ayet-i kerimeden hareketle İslâm'ın bütün emir ve nehiylerinin ahlâk kapsamı içerisinde ele alındığını söylemek mümkündür.
İman ile güzel ahlâkın birbirinden ayrılmayacağını anlamak için Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin şu hadis-i şeriflerine bakılabilir. Nevvas b. Sem'an el-Ensarî (R.A.) diyor ki: Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize, iyilik ve günah hakkında sordum. Şöyle buyurdular:
"Birr yani iyilik, ahlâk güzelliğidir. İsm yani günah ise, kalbinde gıcık yapan, içini rahatsız eden ve insanların muttali yani haberdar olmasından hoşlanmadığın, istemediğin şeydir." (Müslim, Birr: 14, 15; Tirmizî, Zühd: 52; Darimî, Rikak: 73; Ahmed b. Hanbel, 4/182, 227, 228, 5/251, 25)
Ebû Hüreyre (R.A.)'den rivâyete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimize insanların Cennete girmelerine sebep olan amel hangisidir? diye sorulduğunda:
"Takva yani ALLAH korkusu ve güzel ahlâktır." buyurdular. İnsanların Cehenneme girmelerine sebep olan amel sorulduğunda da:
"Ağızdaki dil ve cinsel organdır." buyurdular. (Tirmizî, Birr:62, No:2003, 2004; İbn Mâce, Zühd:26)