İmangüzel ahlâk ayrılmazlığı 2


Mehmet Talü

araştırmacı yazar
Kur'an-ı Kerim'in yaklaşımında güzel ahlâk, inanç ve ibadetin ayrılmaz bir parçası olarak görülür. Kur'an-ı Kerim'de, güzel ahlâkın olmadığı yerde iman ve ibadetin anlamsızlığı vurgulanır. Kur'an-ı Kerim, insanın ALLAH'a, kendine ve topluma ilişkin güzel ahlâka dayalı sorumluluk alanlarını belirleyen bir kitaptır. Ahlâk kavramının bir insanın bütün davranışlarını kapsadığı hesaba katılırsa, onun inanç, ibadet ve insanın diğer boyutlarıyla ayrılmaz bağı anlaşılır.
Bütün bu hususlardan İslâm'ın, insanlardan güzel ahlâk sahibi olmalarını ve güzel ahlâk sahibi bir toplum inşa etmelerini istediği anlaşılmaktadır. Müslüman öyle bir güzel ahlâk sahibi olmalıdır ki dindarlığıyla davranışları arasında bir çelişki olmasın, dindar insanla iyi ahlâklı insan aynı fotoğrafı oluştursun. İslâm'ın istediği bu dindar tipine samimî dindarlık diyebiliriz. İman, dindarlık, güzel ahlâk ve bilgi arasında anlamlı bir ilişki vardır. İman üzerine bina edilen dindarlık bir taraftan doğru davranışın, güzel ahlâkın zeminini oluştururken, diğer taraftan da güzel ahlâk bilgisi, doğru davranış bilgisi, dindarlığı besler, nitelikli kılar, kişinin imanla bağını yeniden kurar. Din, insanın dindarlığa yönelimini, dine uygun yaşamasını temin eder; ama insanın dindarca yaşayabilmesi için bilgiye, bilmeye ihtiyacı vardır. Bilen insan, dinin kazandırdığı zihniyet ve ahlâk ile bilinçli dindarlık sergiler. Böylece dindar insan ile davranışları arasında tutarsızlık ve uyumsuzluk yerine bir anlamlılık ve uyum olur. Yani dindar insan, her zaman kendinden beklendiği gibi güzel ahlâka uygun davranışlar sergiler, doğru olanı yaparak iyi insan olur. İnsanın dindarlığı, onun kötü davranışlar sergilemesine engel olmuyorsa, bu demektir ki o insan, bilgi ve ahlâktan yoksundur, başka bir ifadeyle dininin kendisine bir zihniyet ve ahlâkî yaklaşım kazandırmasını sağlayacak bilgiden mahrumdur.
Din, güzel ahlâktır. Güzel ahlâk ise, dinî emir ve yasaklara riayet etmektir. Hak din İslâm'ın tebliğcisi olan Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz dinin bütün ilkelerini uygulamış, emir ve yasaklara riayet etmiştir. Bu yüzden yüce ALLAH O'nu Kur'an-ı Kerim'de:
"Şüphesiz sen, yüce bir ahlâka sahipsin ey Resûlüm Muhammed!"30 buyurarak övmüştür. Bu ayet-i kerimedeki "ahlâk" kelimesi "edep" manasındadır ve bu, Kur'an-ı Kerim edebidir. ALLAH, peygamberini Kur'an-ı Kerim ile te'dip etmiştir. Büyük ahlâktan maksat, İslâm dinidir.
Yüce ALLAH'ın övgüsüne mazhar olan Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin ahlâkı Kur'an-ı Kerim idi. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, en güzel ahlâka sahip idi. O'nun tebliğ ettiği hak din kemale erdiği gibi güzel ahlâk da O'nunla kemale ermiştir. Sevgili Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz güzel ahlâkı tamamlamak, en yüksek zirveye çıkarmak, insanlığa yüksek ahlâkı ve karakteri öğretmek için gönderilmiştir. Ebû Hureyre (R.A.)'den rivayet edilen:
"Ben ahlâkî faziletleri tamamlamak için gönderildim"31 hadis-i şerif bunun ifadesidir.
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin güzel ahlâkı, bize; iman etmiş bir Müslümanda bulunması gereken iyi ahlâkî özelliklerin en güzel örneğini sunmaktadır. İman-güzel ahlâk ayrılmazlığının en ideal modelini, o güzel insanın hayatında, şahsiyetinde net olarak görebilmekteyiz. İslâm'ın yayılış biçimi ve hızına bakıldığında, onda Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin güzel ahlâkıyla örnekliğinin birinci plânda etkili olduğu görülür. İslâm'ın kılıçla yayıldığını söylemek, bu tarihî gerçekliğe karşı insafsızlık etmektir aslında. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin güzel ahlâkı, insanları etkilemekte ve kendisini cezb etmektedir.