Helal kazanç 2

Mehmet Talü

araştırmacı yazar


Bu hadis-i şerifteki önemli ikazlardan biri şöyle: Eğer insan ebedî yaşayacağını bilirse dünyaya hırsı azalır ve bilir ki, arzu ettiği dünyalık, onu talepteki hırs ve koşuşturmayı bir kenara bıraksa bile elinden kaçıcı değildir. Şöyle düşünür: Dünyalığımı bugün kaçırsam bile yarın elde ederim, nasıl olsa ben ebedî yaşayacağım. Bu sebeple Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz bir nevi: "Dünyalık hususunda ebedî yaşayacağını zanneden kimsenin ameliyle amel et, dünya işleri için hırslı olma" buyurmuş oluyor. Buna göre hadis-i şerif, hoş bir metod ve tatlı bir lafızla dünyalık talebinde teenni ve hafifliğe teşvik etmiş olmaktadır. Hadis-i şerif, diğer taraftan âhiret ameliyle ilgili olarak da: "Yarın öleceğini zanneden kimsenin gayretiyle gayret göster!" irşadında bulunmuş olmaktadır.

Kısacası hadis-i şerifte hem dünyayı ma'mur etmeğe teşvik vardır. Çünkü bununla, bizden sonra gelecek olan nesil faydalanacaktır. Hem de zühde de teşvik bulunmaktadır.

Dinimiz kazanç konusunda "nötr" bir yaklaşım getirmiyor. Bunun yerine, helal kavramını merkeze alarak meşru bir yoldan kazanç sağlamayı emrediyor.

Müslümanlıkta kesb, yani kazanç sahasına atılmak, esasen bütün müslümanlara ait, pek ehemmiyetli bir vazifedir. Abdullah b. Mes'ud (R.A.)'dan rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz şöyle buyurdu:

"Kazanç aramak her Müslüman üzerine bir farzdır." (İmam Muhammed, El-Kesb, 1/32; El-Muhît el-Burhanî, 5/212) buyrulmuştur. Çünkü herhangi bir Müslüman, mükellef olduğu vazifeleri ancak kazanç sayesinde yerine getirebilir. Bu vazifelerin yapılması kuvvet ile sıhhate bağlıdır. Kuvvet ve sıhhat ise, gıdaya ve diğer hususlara bağlıdır. Gıda ve diğer hususlar ise, ancak kazanç vasıtasıyla elde edilebilir. Bu sebeple kazanç meydanına atılmak da mühim bir vazifedir, bir farzdır. Şöyle ki:

Herhangi bir Müslüman için kendi nefsini ve nafakaları üzerine lâzım gelen kimseleri geçindirmeye ve borçlarını ödemeye yetecek miktar helâlinden kazançta bulunmak bir farzdır.

Fakirlere yardım, gariplere iyilik yapmak için yeterli miktardan fazla kazanç, övülmüştür, güzel görülmüştür. Böyle bir kazanç nafile ibadetten daha faziletlidir. Çünkü bunun faydası başkalarına da dokunmaktadır.

Geniş bir imkana sahip olmak, daha fazla nimetlenmek için daha çok miktarda kazanmak, mubahtır. Amr b. Âs (R.A.)'dan rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz şöyle buyurdu:

"Ey Amr! Salih mal, salih insan için ne güzeldir." (A. b. Hanbel, No:17763; Taberanî, el-Mu'cemül-Evsat, 3/291, 9/22, Beyhaki Şüabu'l-İman: No:1248; 2/91)

Halka karşı kibirlenmek ve övünmek için yapılan kazanç haramdır. Hatta helâl bir yoldan yapılmış olsa bile. İnsanlara karşı servetiyle, mevkii ile çalım satan kimseler, yarın ahirette Hak Tealâ Hazretleri'nin gazabına uğrayacaklardır.

Mal ve mülk helâl yoldan kazanılmalı ve meşru şekilde harcanmalıdır. Unutmayalım ki kıyamet gününde hesap haktır. İnsanların kıyamet gününde, hesaba çekilecekleri hususlardan biri de mal'dır. Abdullah b. Mes'ud (R.A.)'dan rivayete göre, Hz. Peygamber (S.A.V.) şöyle buyurdu:

"Kıyamet gününde, şu beş şeyin hesabı sorulmadıkça, hiçbir insanın ayağı Rabbisinin katından ayrılamayacaktır, kıpırdayamayacaktır.

1- Ömrünü nerede tüketti?

2- Gençliğini nerede yıprattı?

3- Malını nereden kazandı?

4- Malını nereye harcadı?

5- Bildiği, öğrendiği konularda ne gibi işler yaptı? " (Tirmizi, Sıfatu'l-Kıyame:1, No: 2416)

Görüldüğü üzere sorulan soruların üçüncüsü ve dördüncüsü de maldır. Binaenaleyh o malı nereden ve nasıl kazandın; haramlardan mı; hırsızlık veya eşkiyâlık yapıp ta mı veya faizlerle mi? Veya ihtikârlarla mı? diye ince ince sorulacak sonra da bunları nerelere harcadın; hayırlara mı, yoksa günah ve şer yerlere mi? Bunların cevabı öyle kolay olmaz zannederim.