Hz. Peygamber (S.A.V)’in Vefatından Sonra Kur’an Hıfzı


Hz Peygamber (s.a.v)’in vefatından sonra Kur’an hıfzına olan ilgi giderek artmıştır.


Ebu Mûsâ el-Eş’ari,Basra vâlisi iken Halife Ömer’e yazdığı bir mektupta Basra’dan bir çok kimsenin Kur’an ezberlediğini bildirmiş ,halife de onlara maaş bağlamasını istemişti. Ebu Mûsâ ertesi yıl hâfız sayısında büyük bir artış olduğunu haber verince Hz.Ömer “Onları kendi hallerine bırak .İnsanların Kur’an ezberlemekle meşgul olurken onun hükümlerini öğrenmeyi ihmal etmelerinden kaygı duyuyorum” diyerek hâfızlara maaş bağlamanın sakıncalı olacağını kanaatine vardığını belirtmiştir. (Abdülhay el Kettâni:111/95)


Müslim’in bir rivayetine göre Ebu Mûsâ el Eşârî bazı nasihatlerde bulunmak üzere Basra’nın hâfızlarını çağırttığında dâvete icâbet edenlerin sayısı 300’ü bulmuştur.


(Müslim,Zekât:119)


İlk Asırda Hafızlık Çalışmaları


Hicretin ilk sırlarında Kur’an hıfzı ve tâlimi çalışmaları daha çok camilerde yapılıyordu.


Medine’de Mescîd-i Nebevi’nin dışında dokuz mescitte daha Kur’an öğretimi devam etmiştir.Ayrıca Mahreme b.Nevfel’in evi gibi “dârülkurrâ” denilen yerlerde de Kur’an tâ’limi yapılmış olması muhtemeldir. Nitekim Huzâi Mahrame’nin evini medreselerin menşei olarak göstrilmektedir. (Tarîcü-d-delâlâti’s-semiyye_syf:80)


Sonra ki dönemlerde de hocalarda evlerini mektep olarak kullanmışlardır.meselâ:Ebu İshak et-Taberi’nin evi ehl-i Kur’an ve ehl-i Hadis için bir toplantı yeriydi. (İbn-ül Cezeri,Gâyetü’n-Nihaye:1-6)


Hicrî İkinci Asırda Hafızlık


İbn-i Hâllikân’ın, Ebü’l Ferec İbn-ül –Cevzi’nin el-Elkâb adlı eserine dayanarak verdiği bilgiye göre Hârûn reşîd’in hanımı Zübeyde’nin 300 kadar hâfız câriyesi bulunmakta ve sarayın dan dışarıya “arı kovanı gibi” Kur’an sesleri yayılmaktaydı.(Vefeyat:11/314)


Bu bilgi daha ikinci yüzyılda hâfızlığın ne kadar büyük itibar gördüğünü,kadınlar arasında bile geniş ölçüde yaygınlaştırıldığını göstermesi bakımından oldukça ilgi çekicidir.Bu itibarın gittikçe arttığından şüphe yoktur.Nitekim Bâkillânî, bazı şiî gurupların Kur’an’da eksiltme veya ona ilâveler yapılmış olabileceği yolunda ki iddiasını cevaplandırırken Allah’ın kitabında böyle bir tahrifin mümkün olmadığını,çünkü her yerde pek çok insanın Kur’an’ı ezberleyip hâfızasında zaptettiğini, artık onun bir harfinde değişiklik yapmanın mümkün olmadığını belirtir.(İ’câzü’l-Kur’an.shf:29,30/41,42)


İbrâhim b.Mûsâ eş-Şâtıbî de kendi dönemiyle ilgili olarak aynı şeyleri söyler.(El-Muvâfakat.shf:59)


Endülüs’te Hafızlık


Endülüs’te bazı kurâya kıraat dersi ve hâfızlık çalışmaları için belli mescitler ayrıldı. Endülüs âlimlerinden Ebu Bekir İbnü’l-Arabi ülkesinde çok başarılı bir metodu takip edildiğini, ilk öğretimin yazı, hesap ve dil bilgisiyle başlatıldığını, daha sonra Kur’an hocasının talebesine şifâhi olarak Allah’ın kelâmını tâlim ettiğini, çocukların kabiliyetlerine göre Kur’an’dan bir kısmını ezberlediğini, hâfızlığını tamamlayanlardan isteyenlerin öğrenimlerini fıkıh ve hadis dersleriyle sürdüklerini bildirir.(Ahkamü’Kur’an=4:1895)


Daha Sonraki Asırlarda Hafızlık Çalışmaları


Hafızlık çalışmaları sonra ki asırlarda cami ve dârül-kurrâlar yanında medrese, dârülhuffâz, darûlhadis, ribât ve türbelerde devam ettirilmiştir.


Dımaşk(Şam)’taki el-Eşrefiyyetü’l-Cevvâniyye Dârül-hadisi’nin vakfiyesinde ,sayıları ona sınırlandırılmış olan kırâat-ı seb’a talebelerine aylık on dirhem burs verilmesi öngörülmüştü.Bazı türbeler Kur’an öğretimine uygun tarzda bina edilir, türbe sahibi kabrin yanı başında Kur’an öğretilmesinden büyük bir hayır umardı.


Bir kısmın kârîlerin birkaç yerde görev yaptığı da oluyordu.Meselâ,İbrâhim b.Fellâh Eşrefiyye Dârü’l hadisi, Eşrefiyye Türbesi ve Emeviyye Camii bünyesinde ki Kubbetünnesr de uzun müddet kıraât dersleri vermişlerdir.


Peygamberlere ait olduğuna inanılan kabirlerde,ribatlarda Kur’an dersi verilen mekânlardı. Müstansiriyye Medresesi bünyesinde bir dârûlkurâ mecuttur.


Evliya Çelebi’nin verdiği Bilgilere göre darûlkurra veya dârûlKur’an’lar İstanbul’da umumiyetle cami bünyesinde yer alırdı. Ayrıca müstakil dârûlkurrâlar ve mektepler de vardı.


Hafızlığa Küçük Yaşlarda Başlanırdı


İslam dünyasının bir çok yerinde Kur’an hıfzına küçük yaşlarda başlanırdı. Evliya Çelebi’nin verdiği bilgiye göre Amasya’da dokuz darûl-kurrâ vardı ve bunlardan sadece Sultan Beyazıd Dârulkurrâsı’nda 300 den fazla hafız bulunmaktaydı. (Evliya Çelebi,Seyahâtnâme 11-188)


Hüseyin Hüsâmeddin’e göre Sıbyan mekteplerinde de hafızlık yapılmaktaydı.


(Amasya Tarihi,1.265-268)


Yine Evliya Çelebinin kaydettiğine göre İstanbul’da “esnaf-ı hafızân-ı Kur’an-ı Azim” in sayısı 3000 kadar kadın olmak üzere 9000’dir. Merasimlerde “Hâfız ve hâfızeler, umumiyetle küheylân atlar üzerinde Feth-i Şerif (Fetih suresi) tilâvet ederek Alay köşkü dibinden geçerlerdi. (Evliya Çelebi,Seyahâtnâme.1-524)


Cumhuriyet Döneminde Hafızlık


Türkiye’de Cumhuriye’tin kurulmasından sonra zamanın Diyanet işleri Reisi Rıfat Börekçi’nin gayretleriyle Kur’an Kursları Tevhid-i Tedrisât Kanunu’nun dışında bırakılmışsa da ilk dönemlerde bu kurslara fazla ilgi gösterilmiş 1950li yıllara kadar o devrin şartları gereği özel çabalar çok az sayıda hâfız yetiştirile bilinmiştir.


Nitekim Ali Rıza Sağman bu dönemde hâfızlık mesleği’nin nerede ise ölmek üzere olduğundan yakınarak bu işin bir nizama bağlanmasını istemiştir.(Din adamları nasıl yetiştirilmeli, shf:50-58)


1923-1933 yılları arasında dokuz olan resmi Kur’an kurslarının sayısı 1991’de 5000’i aşmıştır.


Kur’an kursların da hâfız olanlar için her ders yılı sonunda Diyanet İşleri Başkanlığı’nca tesbit edilen bölgelerde imtihan açmakla,başarılı olanlara hâfızlık belgesi verilmektedir.1970’ten bu yana Türkiye'de Kur’an kurslarında yetişen ve belge alan hâfız sayısı 30.000’den fazladır.


Hafızlık Yarışmaları


Malezya, Suudi Arabistan vb ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de 1983 ‘ten beri hâfızlık yarışmaları tertiplenmektedir.Hafızlık belgesi için yapılan on bölgenin birinci cami’de jüri ve halk önünde yarışmakta, dereceye girenler çeşitli hediyelerle ödüllendirilmektedir.


Diğer taraftan, 1975 yılında 657 sayılı Devlet memurları Kanunu’nun 36.maddesinde yapılan bir değişiklikle Diyanet İşleri Başkanlığı kuruluşlarında görevli olan hâfızlara mükteseplerin üstünde bir derece (üç yıllık kıdem) verilerek hâfızlık teşvik edilmiş ve bu uygulamaya devamlılık kazandırmıştır.


Balkanlarda Hâfızlık


Balkanlar’da Osmanlılar döneminden itibaren hafızlık müessesesi halk tarafından büyük ilgi ve destek görmüş çoğu camiler yanında hâfızlık medreseleri veya dârûl kurrâ adı verilen okullar faaliyet göstermiştir.Bu kurumlarda hıfzını tamamlayan on beş yaşlarında öğrencilerin ”hâfız-ı kavî” veya “hafsal-kârî”diye anılan hocalar önünde tâbi tutuldukları hâfızlık imtihanlarının günümüzde pazartesi başlayıp Cuma günü Cuma namazından sonra yapılan hatim duasıyla son bulan bir merasime dönüştüğü görülmektedir. Hafızlık imtihanları’nın ardından hıfzını geliştirmek isteyenler üç aylarda ve daha çok ramazan ayında mukabele okurlar.


Birinci Dünya Savaşından sonra özelikle komünist iktidarları döneminden itibaren Balkanlar’da bilhassa Arnavutluk, Karadağ, Kosova, Sancak ve Bulgaristan’da hâfızlık faaliyetlerini de belirgin bir duraklama olmuştur. Buna karşılık Üsküp ve yöresi en güç şartlarda bile Osmanlı döneminde ki hâfız yetiştirme geleneğini korumuş ve diğer Bakan Ülkelerinin hâfız ihtiyaçlarını karşılamıştır. Son dönemler kadar en çok hâfız yetiştiren bölgeler Makedonya’da Üsküp,Kalkandeleen ve Gostivar Bosna-Hersek’de Saraybosna,Mostar ve Zenica olarak görülmektedir.(Hadzi Hafiz İsmail Fazlic,shf:9-12;Hıfzica Hasandedic shf:92-113)


Mısır’da Hafızlık


Mısır’da 1983 yılında tanınmış hâfız Abdülbâsit Muhammed Abdüssamed’in başkanlığında kurulan Nikâbetü muhaffizi ve Kurrâi’l –Kur’ani’l –Kerim’in başlangıçta 300 olan üye sayısı 1996’da 4000’e ulaşmıştır. Dernek, hafızlık okullarının yönetimi yanında camilerde ,radyo ve televizyonda,yurt inde ve yurt dışında düzenlenen resmi-dini törenlerde görev alacak kârileri’de tesbit etmekte olup yapılan imtihanı kazananlara belge vermektedir.


Ayrıca Evkaf Bakanlığı ve Ezher’in yönetiminde ki çeşitli resmi ve sivil kurumlarda da hâfızlık öğrenimi yapılmakta, sayısı 5000’e ulaşan Kur’an Kursların da 250.000 talebe okumakta,vbunlar 4600’ü hıfzını tamamlamış bulunmaktadır.(1995-1996)


Hindistan’da Hâfızlık


Hint alt kıt’asının İslamlaşmasına büyük katkılarda bulunan tasavvuf ekolleri Kur’an öğrenimine de önem vermişlerdir.Özellikle Çiştiyye tarikatının 7.(13.) yüzyılda başlayan faaliyetleri sonunda o devirde Hindistan’da hâfızların sayısı başka İslam ülkeleriyle kıyaslanmayacak derecede artmıştı.Kur’an öğretimi bir dönem yavaşlamışsa da Şah Veliyyullah Dihlevi ve oğulları zamanında tekrar hız kazanmıştır.


Diyobend Dârûlulûmu’nun (kuruluşu:1866) kurucuları ve buradan yetişen âlimler de Kur’an hıfzını bir gelenek haline getirmişlerdir.Günümüzde bu ekole mensup medreselerin Kur’an hıfzı bölümlerinde her yıl yüzlerce hâfız yetiştirmektedir. 20.yüzyılın ilk yarısında Hindistan’ın Kandehle,Diyobend ve Penipat gibi bölgelerinde hâfızlık daha büyük bir gelişme kaydetmiş,kadınlardan da çok sayıda hâfız ve kârî yetişmiştir.


Pakistan’da Hafızlık


1947’de bağımsızlığını elde eden Pakistan’da sayısı günümüzde 3000’i aşan medreseler de Kur’an öğretimi sürdürülmüştür.


Bugün medreseler de öğrenciler “nisab” denen usule göre temel öğretime başlamadan önce hıfzını tamamlamaktadır.Hafızlık için medreselerde ayrı bölümler bulunmakta burada yatılı ve gündüzlü sonrasında iki yıl süreyle tevcid ve kıraat dersleri alınmaktadır.


1992 yılında Lahor’daki Câmia Eşrefiyye’deki 600 kadar talebenin 120’si hâfızlık bölümünde bulunuyordu.Okuma yazma alanı %25’lerde bulunan Pakistan’daki toplam hafız sayısı 30.000 den fazla olduğunu tahmin edilmektedir. Pakistan Eğitim Bakanlığı Mart 1988’de hazırlattığı Pakistan Key Dini Medâris ki Dayrektiri (directory) adlı kitapta verilen bilgiye göre ülkede bulunan 2991 medreseden 195’i hafızlık, tecvid ve kıraatle ilgili eğitim vermekteydi.