Namaz, en az cihad kadar üzerinde hassasiyetle durulmuş İslam'ın temel emirlerinden biridir. Raşid halifelerin ikincisi, Hz. Ömer'e (ra) atfedilen bir söz de şöyle denilmiştir; "Namaz kılmayanın İslam'dan hakkı yoktur" Namaz kılmayan çocuklara, ebeveynlerinin ne yapacağı konusundaki tartışma uzun zamandır sürmektedir. Hakikati bulmak için peşine düşmemiz gereken iki cevap var; bu konuda kaynaklar ne diyor, Hz. Peygamber'in uygulaması nasıl olmuş?

Hz. Peygamber (sav)'ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Çocuklarınız yedi yaşına geldiklerinde onlara namazı emredin. On yaşlarına gelince (namaz kılmazlarsa) onları dövün. Ve yataklarda aralarını ayırın." [1]

Yine konuyla alakalı bir diğer hadis: Resûlullah (sav), şöyle buyurdu: "Çocuk, yedi yaşına varınca namazla emredilir. On yaşına varınca (eğer namaz kılmazsa) dövülür." [2]

Muhtasar isimli metinde İmam Şafiî şöyle der: "Anne ve babaya gerektir ki evlatlarını terbiye edip onlara taharet ve namazı öğretsinler. Ve akılları erdiğinde (eğer namaz kılmazlarsa) onları dövmelidirler."

İmam Ahmed bin Hanbel ise hiç kimsenin namaz dışında bir günahtan dolayı küfürle itham edilmediğini, [3] ancak bile bile kasten namaz terkinden dolayı küfürle itham edildiğine Hz. Peygamberden şu hadisi delil getiriyor: "Kişi ile küfür arasında ancak namazın terki vardır."

Dihlevî de namazın İslam şiarından olduğunu ve çocukların buluğdan itibaren namaza zorlanacağını benimser. [4]

Hz. Ömer (ra)'dan rivayet edilen bir hadiste: "Küçüğün iyilikleri yazılır, seyyiatı yazılmaz" [5] şeklindedir ki bu hadisten anlaşılan Dihlevî'nin de işaret ettiği gibi küçüklerin ancak tasarruf ehliyetinden sonra mükellef olduklarıdır.
Önce bütün yollar denenmelidir

Namaz kılmayan çocuğun dövülebileceğine kail olan âlimler, bu eyleme geçebilmek için öncesindeki bütün yol ve yöntemlerin denenmiş ve netice alınmamış olması gerektiğinde ısrar ediyorlar. Yoksa çocuğu, ibadetin gerekliliği konusunda yeterince eğitip öğretmeden ilk iş olarak dayak cezasına başvurmayı hiçbir İslam âlimi öngörmemiştir.

Beyhakî ise dayakla ilgili hadislerin mensuh olduğunu onlarla hükmedilemeyeceğini, zira onların Hz. Ali (ra)'dan rivayet edilen sahih şu hadisle neshedildiğini belirtir: "Kalem/sorumluluk, üç kimseden kaldırılmıştır. Küçük buluğa erinceye kadar, uyuyan uyanıncaya kadar... Hasta / mecnun, kendisine gelinceye kadar..." [6]

İslâm âlimleri, dayaktan çok rıfkla muameleden yana görüş belirtmişlerdir. Sevgi-merhamet ve şefkatle çocuğa yaklaşması gerektiğini benimseyenler şu hadisi delil getirmişlerdir:

"Ya Rabbi! Kim ümmetimin her hangi bir işini üzerine alır da zorluk çıkarırsa sen de onlara zorluk çıkar. Kim de ümmetimin bir işini üzerine alır da onlara rıfk ve mülâyemetle davranırsa sen de ona rıfk ve merhametle muamele et." [7] "Allah, rıfk sahibidir. Bütün işlerde mülayim olmayı sever." [8]

Beyhakî'ye göre neshedilmiş bir hadisin uygulanması hususundaki ısrarın bir anlam ifade etmeyeceğidir. Nitekim Hz. Peygamber (sav)'ın hayatında bu rivayetin fiili uygulaması olarak gösterilebilecek bir olaya tesadüf edilmemiştir. Ancak cumhur, te'dib ve tadrib için çocuğun fiziki ve ruhi yapısına uygun olan dayağa cevaz vermiştir. [9]

Yine bu konuya ışık tutacak bir örnek olay da Hz. Ömer'in ikazı ve tavrıdır ki son derece önemlidir. Uyuyan çocuğunu namaz kılması için uyandırmaya çalışan bir kadına tesadüf eden Hz. Ömer:

"Bırak onu! Akil baliğ oluncaya kadar o sorumlu değildir" [10] diyerek kadını bundan vazgeçirmeye çalışması Hz. Ömer gibi tavizsiz bir şahsiyetin bu konuda Resûlullah'a muhalif düştüğü söylenemeyeceğine göre onun, Beyhakî'nin de işaret ettiği gibi söz konusu hadislerin neshedilmiş olduğu kanaatinde olduğunu gösteriyor.
Çin imparatorunun ashap hakkındaki sözleri

İran Şahı Yezdicerd, Çin imparatorundan yardım istedi. Çin imparatoru, İran elçisine:

"Komşu hükümdarların birbirlerine yardım ettiğini biliyorum. Yenilen bir hükümdara yardım etmek gelenektir. Sizi memleketinizden çıkaran adamların vasıflarını anlat da nasıl insanlar olduklarını öğreneyim. Çünkü onların az oldukları halde, sizin gibi büyük bir devleti bu şekilde perişan edip yurdunuzdan çıkarmasında bir hikmet olsa gerek.

Herhalde onların iyi, sizin ise kötü bir tarafınız vardır ki, böyle oluyor" dedi. Sonra Çin imparatoru elçiye: "Sözlerinde duruyorlar mı?" diye sordu.
"Size ne teklif ediyorlar?"

Elçi: "Evet" dedi. İmparator: "Savaşa başlamadan önce size ne teklif ediyorlar" dedi. Elçi:

"Bizi üç şeyden birini seçmeye davet ediyorlardı: Ya dinlerini kabul etmeye, ya cizye vermeye, ya da savaşmaya. Dinlerine girseydik, onlardan biri gibi olacaktık. Cizye vermeyi kabul etseydik, bizi himayelerine alıp herkese karşı koruyacaklardı" dedi.
"Emirlerine itaatleri nasıldır?"

İmparator: "Emirlerine itaatleri nasıldır? diye sordu. Elçi: "Onlar kadar emirlerine itaat eden kimse görmedim" dedi. İmparator: "Onların dininde neler haram, neler helâl?" diye sordu. Elçi bunları da anlattı. İmparator: "Helâlleri haram, haramları helâl sayarlar mı?" dedi. Elçi: "Hayır" dedi.

İmparator: "Haramlarını helâl, helâllerini haram saymadıkça hiç bir toplum helâk olmaz" dedi. Sonra kıyafetleri hakkında sordu. Elçi bunu da tarif etti. Bineklerini sorunca, elçi "Cins Arap atlarıdır' diyerek atların özelliklerini anlattı.

İmparator: "Bu özellikte olan atlar kale gibidir" dedi. Elçi develerini ve develerin ağır yük altında uzun mesafeler kat ettiklerini de anlattı. İmparator: "Boynu uzun hayvanlar böyle olurlar" dedi.
İmparator daha sonra İran Şahına şu mektubu yazdı:

Sana, başı Horasan'da sonu Çin'de olacak kadar büyük bir ordu göndermem gerekir. Böyle yapmak gerektiğini biliyorum. Ancak senin elçinin bana anlattığı kavim eğer dağları yerinden sökmek isterlerse, bunu yapabilirler. Eğer onlarla bizim aramızda siz olmasanız, böyle vasıflara sahip oldukları müddetçe benim saltanatımı da elimden alırlardı.

Beni dinlersen onlarla barış ve himayeleri altına girmeye razı ol. Onlar sana dokunmadıkça da sen onlara dokunma.

[Hayatü's-Sahabe, M. Yusuf Kandehlevi]
İşte ilimden faydalanan da böyledir

Allah'ın Resûlü şöyle buyurmuştur: "Allah'ın beni kendisiyle gönderdiği hidayet ve ilmin meselesi, toprağa çokça yağan bir yağmurun meselesine benzer. Toprağın bir kısmı iyi olur yağmuru emer ve birçok bitkiler bitirir. Toprağın bir kısmı ise, kurak olup yağmuru emse bile, yüzünde topladığı için Allah, onunla halkı faydalandırır.

İnsanlar o sudan içerler. Hayvan ve ekinlerini sularlar. Toprağın bir kısmı da düz ve kaygan olduğundan, yağan yağmuru ne yüzünde tutar ne de emip herhangi bir şey bitirir.

İşte Allah'ın dinini kavrayıp getirdiğim ilim ve hidayetten faydalanan ve bunu başkalarına bildiren kimseyle, dinlediğinde, kibrinden dolayı başını önünden kaldırmayan ve Allah'ın benimle gönderdiği hidayeti kabul etmeyen kimse de böyledir. [Buhari, Müslim]
İlim üç şeydir

Allah'ın Resûlü, şöyle buyurdu: "İlim üç şeydir: Muhkem bir ayet veya kaim olan bir sünnet veya adil olan bir halifedir. Bunlardan ötesine gelince, o fazladır."

[Ebu Davud, İbn Mace]

Kaynaklar

[1] Ebû Davut, Salât, 26, h.no: 495; İbn Ebî Şeybe, I/304, h.no:3482; Darakutnî, I/230; Hâkim, Müstedrek, I/311, h.no: 708; Beyhakî, Şuabu'l-İman, VI/398, h.no: 8650;

[2] Ahmed bin Hanbel, III/404, h.no: 15276. Ayrıca bkz. İbn Ebî Şeybe, I/304, h.no: 3481; Ebû Davud, salât, 26, h.no: 494; Tirmizi, salât, 182,

[3] Tirmizi, iman, 9.

[4] Dihlevî, Hüccetu'l-Baliğa, I/186.

[5] İbn Abdileber, et-Temhid, I/106.

[6] Ahmed b. Hanbel, Müsned, I/116

[7] Müslim, imare, 19.

[8] İbn Mace, edeb, 9.

[9] Münavi, Feyzu'l-Kadir, IV/327.

[10] İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, I/382