Degerli islamseli üyeleri kardeşlerim öncelikle sitemiz herkese hayırlı olsun.Burda önemli olan siteye gelişi güzel kaynagını bilmedigimiz yazıları atmak degil.Ehli sünnet kaynaklarına baglı kaynaklardan yada kendi özdün yazılarımızı sizlerle paylaşmaktır.İnsanı sadece "biyolojik" bir varlık olarak ele alan ve "Tabiat Kanunları"nın temel ilkelerine göre değerlendiren ideolojiler, birer sihirli hurafe hükmündedir. Bilimin yapısını, gayesini ve şartlarını araştıran, bilim dışındaki bütün inançları inkâr eden pozitivist düşünce; "Bilim bir dindir, bundan sonra amentüleri yalnız bilim yazacaktır; ahlâkî ve edebî meseleleri bilim çözecektir"1 inancını zihinlere yerleştirmiştir. Halbuki bilim de dahil hiçbir ideoloji "Tabiat nedir?" sualine, kesin bir cevap veremez. Çok hassas mikroskoplarla görülebilen mikrop tabiatın bir parçası olduğu gibi: ışığı binlerce yıl sonra dünyaya ulaşabilen yıldız da tabiatın bir parçasıdır. Ayrıca hiçbir bilim dalı, kesin olarak kanunların tamamını ortaya koyduğunu iddia edemez, sürekli değişim halindedir. ,
Scientisme (Bilimcilik) akımı2 İslâm topraklarında şirkin ve zulmün yayılmasında büyük rol oynamıştır. Sosyal olayları determinizmle3 izaha çalışan ve ilkel toplumdan modem topluma doğru sürekli bir evrimin bulunduğunu iddia eden filozoflar; başta sosyoloji olmak üzere yüzlerce bilim dalının kurucusu olmuşlardır. İlkel toplumu genel anlamda "Yazılı uygarlığa geçmemiş olan toplum"4 olarak tarif eden ve "sürekli evrim" ilkesini ilâhlaştıran modern putperestler; İslâm topraklarında güçlerini göstermişlerdir.

"İnsan nedir, nasıl yaratılmıştır?" Bu suale bütün ideolojiler; "belirli bir evrimin, tür tabiat kanununun sonucunda ortaya çıkan varlık" diyerek cevap vereceklerdir. İhtilâf ettikleri mesele, bu evrimin şekli, sebepleri ve şu anda hangi noktada olduğudur. İnsanı tarif ederken bile ortak bir uslûba sahiptirler: "İnsan konuşan hayvandır, insan düşünen hayvandır vs.." Bu tariflerini kendi mantık kalıpları içerisinde tersine çevirirsek, şu hükümler ortaya çıkar: "Hayvan, konuşmayan insandır, hayvan düşünmeyen insandır vb..." Nitekim bu çelişkiler, son yüzyılda kendisini iyice hissettirmiştir. Bilimsel ve felsefi ideolojilerin insanı tarif etmekte ve mahiyetini kavramakta yeterli olmadığı itiraf edilmiştir.5 İnsan, Bu Meçhul! diye haykıran Dr. Alexis Carrel'in, "Nobel" ödülüne lâyık görülmesi bunun en güzel delilidir.

"Tabiat kanunları" adı altında kendi vehimlerini ve korkularını sistemleştirenler; insan toplumunda yegâne ölçünün "kuvvet" olduğunu kabul etmeye mecburdurlar. Zira hem kâinatta ilâhî bir düzen ve âhengin varlığını kabul etmeyeceksin, hem "kuvvet" ölçü değildir diye haykıracaksın; bu mümkün değildir.