Dinde reform gibi, tarihselcilik de, Hristiyan Batı kültürünün problemlerini çözmek için ortaya atılmış bir metoddur. Mezhepsizler ve dinsizler bunu Müslümanlıkta da uygulamak istiyorlar. “Hristiyanlıkta nasıl Luther dinde reform yapmışsa, İslam’da da gerekli reformlar ve yeni ictihadlar yapılmalı, indiği zamana mahsus olan tarihi âyetler Kur’andan çıkarılmalıdır. (Zaman sana uymazsa, sen zamana uy) kuralı uygulanmalıdır” diyorlar.
Maksatları İslamiyet’i yıkmaktır. Önce hadislere saldırdılar, bu zayıftır, bu uydurmadır diyerek İslam âlimlerine olan itimadı sarsmaya başladılar. Şimdi de Kur’an-ı kerimi değiştirmeye çalışıyorlar. Adı İslam olan, fakat Müslümanlıkla hiç ilgisi olmayan, hiçbir ibadeti emretmeyen ve hiçbir haramı yasaklamayan felsefi bir din ortaya çıkarmaya çalışıyorlar. Halbuki Allahü teâlâ buyuruyor ki:
-- (İslam’dan başka din arayan, bilsin ki, o din asla kabul edilmez.) [Al-i İmran 85]
-- (Allah’ın kelamını[Kur'an-ı kerimi]kimse değiştiremez.)[Enam 115]
-- (Bugün, dininizi ikmal ettim. Size olan nimetlerimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı seçtim, beğendim, razı oldum.) [Maide 3]
Tarihselciliği savunanların başında mason Abduh, Abduhcular, Muhammed İkbal ve Fazlurrahman gibi mezhepsizler gelmektedir. Mezhepsizlerin teklifleri, dinsizlerin de işine gelmiş ve her fırsatta dinde reformun ve tarihselliğin lüzumundan bahsetmişler, İslam’ın beş şartının beşini de yok etmeye çalışmışlardır.
Kendi tasarladıkları sistemi oturtmada, karşılarına yorum yapamayacakları kadar açık bir ayeti kerime engeli çıktığı takdirde, “Tarihsel” yani o gün için geçerli idi; bugün için geçerliliği kalmadı, deyiverip kurtulduklarını sanıyorlar.
Aslnda bu metod vatikanın alanına girmekte..



Bu tarihselciliği kullananlardan biride fetoş papazı.
Ali İmran suresi 64. Ayeti kerimesini kendi kafasına göre yorumlayıp Kafirlerle düşmanlığın o dönem şartlarına bağlı bir emir olduğunu, şimdi hristiyan yahudi hatta budistlerin bile ortak kelimede birleşebileceğini utanmadan sıkılmadan söyleyebilmiştir.
Elbette bu fikirlerin temeli ve savunucuları da önemli
NURS' dedi ki;
Sâniyen: Zaman-ı Saadette bir inkılâb-ı azîm-i dinî vücuda geldi. Bütün ezhânı nokta-i dine çevirdiğinden, bütün muhabbet ve adaveti o noktada toplayıp muhabbet ve adavet ederlerdi. Onun için, gayr-ı müslimlere olan muhabbetten nifak kokusu geliyordu. Lâkin, şimdi âlemdeki bir inkılâb-ı acîb-i medenî ve dünyevîdir. Bütün ezhânı zapt ve bütün ukûlü meşgul eden nokta-i medeniyet, terakki ve dünyadır. Zaten onların ekserisi, dinlerine o kadar mukayyed değildirler. Binaenaleyh, onlarla dost olmamız, medeniyet ve terakkilerini istihsan ile iktibas etmektir. Ve her saadet-i dünyeviyenin esası olan asayişi muhafazadır. İşte şu dostluk, kat'iyen nehy-i Kur'ânîde dahil değildir.
İlk dönem eserleri
o----
Evet, tarih-i beşer, Risale-i Nur gibi bir eser göstermiyor. Demek anlaşılıyor ki: Risale-i Nur, Kur'ân'ın emsâlsiz bir tefsiridir.
Evet, Bediüzzaman Said Nursî'ye, yalnız âlem-i İslâm değil, Hıristiyan dünyası da medyun ve minnettardır ki, dinsizliğe karşı umumî cihadında mazhar olduğu muvaffakiyet ve galibiyetten dolayı Roma'daki Papa dahi, kendisine resmen tebrik ve teşekkürnâme yazmıştır.

Sözler
Böyle yazarsan, böyle aktarırsan, bunu savunursan bunu okuyanlardan Hristiyanda çıkar mecuside