Sahabenin her dediği doğrudur denilebilirm? Ashabım gökteki yıldızlar gibidir hangisine uyarsan.. hadisi sahih mi?
Soru
Sahabenin her dediği doğrudur diyebilir miyiz? Ashabım gökteki yıldızlar gibidir hangisine uyarsan.. hadisi sahih mi?

Cevap
Değerli kardeşimiz;

“Ashâbım yıldızlar gibidir. Hangisine tâbi olsanız hidayete erersiniz.” anlamındaki hadisin senedi zayıftır(bk. Beyhakî, el-Medhal, s.164, Kenzu’l-ummal, h. no: 1002)
“Yıldız” olma özelliğinde olan bütün yıldızlar eşit oldukları halde, aralarında büyüklük ve küçüklük itibariyle farklılıklar bulunduğu gibi, sahabeler arasında da fazilet ve mertebe noktasında elbette farklılıklar olacaktır. Bazısı İslâmiyet’le daha önce şereflenmiş. hizmette diğerlerini geçmiş, bir kısmı adalet ve idarede hepsinin üzerine çıkmış, bir diğeri yumuşak huy ve cömertlikte daha ileri gitmiş, bir başkası ilim ve kahramanlıkta diğerlerini geçmiştir.
Bizim ölçülerimiz her şeyden önce elbette Kur’an ve Sünnettir. Kitap ve sünnetten sonra sahabeler önemli bir referans kaynağımızdır. Çünkü onlar her şeyi/ veya lüzumlu bilgilerin önemli bir kısmını doğrudan vahiyden, Hz. Peygamberden öğrenme imkânını bulmuş bir güzide cemaattir. Özellikle Hz. Ali’nin içinde bulunduğu dört raşit halife, Hz. Aişe, Hz. Ebu Hureyre, Hz. Muaz, Hz. Abdullah b. Abbas, Hz. Abdullah b. Mesud’un içinde bulunduğu yedi Abdullah gibi alim sahabilerin yeri çok müstesnadır.
Ancak, sahabeden nakledildiği iddia edilen her rivayetin doğru olduğunu söylemek mümkün değildir. Resulullah’a isnat edilen uydurma rivayetler bile varken, uydurma sözlerin sahabelere isnat edilmediğini iddia etmek imkânsızdır. Demek, sahabeye yanlış şeyler isnat edilebilir ve bu yanlışlar sahabeye ait değil, uydurucu yalancılara aittir.
Özellikle, Hz. Ali ve Hz. İbn Abbas gibi ilimde temayüz etmiş kimseler -farklı görüşlere sahip-her kesimin kurtarıcı can simidi hükmünde kabul edilmiştir. Yanlış çizgide yürüyen değişik fırkalar, kendilerini destekleyen bu zatlara ait doğru bilgi bulamadıkları zaman, onlara yalan yere isnatlarda bulunmaktan çekinmemişler.
Bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, Kur’an’ın açık ifadelerine ters düşen sözlerin sahabeye ait olmadığını düşünmek onlara gösterilmesi gereken saygının bir ifadesi olacaktır.
Bununla beraber, sahabelerin farklı içtihatlarda bulundukları da bir gerçektir. Ancak, bir müçtehit hata da etse bir sevap kazanır. Bir içtihadın hatası müçtehitlerin ilmine asla bir noksanlık değildir. Çünkü, peygamberlerin dışında -insan olarak- herkesin yanlış yapma ihtimali vardır. Peygamberlerin de küçük yanlışları olabilir, fakat onları Allah derhal düzeltir. O yanlışlar tedavüle girmeden ortadan kaldırılır.
Diğer taraftan, bir sözün hangi makamda, hangi amaca yönelik olarak söylendiği de önem arz etmektedir. Bir muhataba irşat için verilen hususi bir ders, başkaları için geçerli olmayabilir. Nitekim, her hastaya aynı ilacı vermek doğru değildir.
Bu ifadeyle şunu kast ediyoruz; diyelim ki, Hz. Ali’nin muhatabı olan kimse, İslam’ın bütün emir ve yasaklarına riayet ediyor, sadece anne- babasına karşı gereken hassasiyeti göstermiyor. Hz. Ali onun bu durumunu bildiği için ona “anne-babanın hakkına riayet edersen cennete gidersisin” demiş olsa bu söz o kimse için doğrudur. Çünkü, adamın tek kusuru odur, onu da tamamladı mı, cennete gitmesine bir engel kalmaz. Fakat siz kalkıp aynı sözü namazı da kılmayan, orucu da tutmayan, hırsızlığı da yapan birine söylerseniz bu söz elbette yanlış olur. Ayrıca bir kimse, anne-babanın hakkının büyüklüğünü göstermek için “onların hakkına riayet eden cennete gider” dese ve bununla anne-babanın rızasını kazanmak da cennete götüren vesilelerden biri olduğunu kast etse, bu söz irşat üslubu açısından doğrudur.
Bütün bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, herhangi bir konuda hüküm verirken, bir yargıya varmaya çalışırken, acele etmemek gerekir. İslamî literatürün geniş ulaşım hattını elde etmeden, gönül hattını kapatmaya çalışmak her zaman isabetli olmayabilir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet