ASHABI SUFFE KİMLERE DENİR ?

Peygamber Efendimizin (s.a.v.) mescidinin bir tarafında sofa vardı. Ashâb-ı Kirâm’ın fakirleri orada kalırdı. Onlara Ashâb-ı Suffe denilirdi. Mescid-i Nebevî’de gece ve gündüz durmadan Kur’ân okurlar, ilim ve ibâdetle meşgul olurlardı. Diğer Ashâb-ı Kirâm ise namaz vakti olunca mescide gelerek Peygamber Efendimiz ile namaz kılıp giderlerdi. Medine dışında Kur’ân öğretilmesi ile alakalı bir vazife olduğunda, Peygamber Efendimiz bunlardan gönderirdi. Yaklaşık dört yüz kişi idiler.
Ashâb-ı Suffe’nin akşam yiyecekleri olmazdı. Hergün akşam olunca bazısını Resûlullâh kendi yanında alıkoyar, diğerlerini Ashâb-ı Kirâm’ın evlerine gönderirdi. Her biri gidip bir evde yemek yerdi.
Resûlullâh Efendimiz sadaka kabûl etmez, ancak hediye kabûl ederdi. Kendisine sadaka diye gelen şeylere el sürmeyip onları Ashâb-ı Suffe’ye verirdi. Gelen hediyelerden de onlara hisse ayırırdı.
Bir gün Resûlullâh (s.a.v.) Ashâb-ı Suffe’nin yanına vardı. Onların fakirliğini, ibâdetteki gayretlerini, ihlâslarını ve gönüllerinin temizliğini gördü ve: “Ey Ashâb-ı Suffe! Bana ümmet olup sizin gibi yaşayan kimseye şunu müjde edin: Ben sizden ve onlardan râzı oldum. Siz ve onlar, Cennette benim yoldaşımsınız.” buyurdular.
Ashâb-ı Suffe’nin güzel ahlâkından biri aynı azim ve gayret içerisinde kardeşçe hareket etmek, iç ve dışlarının bir olması ve birbirine karşı içinde asla bir kin ve düşmanlık bulunmaması idi. İnsanda kin ve düşmanlık bulunması kalbindeki dünyalık hırsındandır. Dünya sevgisi ise bütün hataların başıdır. Bu ise onlarda asla yok idi.
Resûlullâh Efendimiz buyurdular:
“Mü’minler birbirlerinin kardeşidir. Bir kısmı diğer bir kısmına ihtiyaçlarını görmesini arzeder. Böylece bazısı diğer bazısının ihtiyaçlarını yerine getirir. Allâhü Teâlâ da kıyâmet gününde onların ihtiyacını görür.”