Hz. Muhammed (s.a.v) bizim peygamberimiz değil mi? Kuran-ı Kerim bizim kitabımız değil mi? Yaşamamız gereken hayat kanunları Kuran, örnek almamız gereken şahsiyet Hz. Muhammed (s.a.v) ve onun a-li, ashabı değil mi?
Peygamberimizin (s.a.v) bize getirdiği, Kuran’daki İslam dini ile bugün bizim yaşamış olduğumuz İslam dini arasında dağlar kadar fark var. İşte bazı farklar;

KURAN’I OKUMA VE YAŞAMA, HELAL, HARAM:
-Rabbimiz bir ayette cenneti kazanan takva sahiplerinin özelliklerini bize şöyle bildiriyor:
“Ve onlar ki Rablerinin ayetleri hatırlatılınca, kör ve sağır üstüne yıkılıp yatmazlar.” Furkan suresi 73

“Bizim ayetlerimize öyle kimseler iman ederler ki, onlarla kendilerine öğüt verildiği zaman secdelere kapanırlar ve Rablerine hamd ile tesbih ederler de büyüklük taslamazlar.
Yanları yataklarından aralaşır (uzaklaşır), korku ve ümit içinde Rablerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz azıklardan hayıra sarfederler.” Secde suresi 15,16

Kuran okuruz, hocalardan nasihatlar dinler öğütler alırız, fakat iş bunları hayata geçirmeye gelince bir türlü yapamayız. Oysa sahabeler peygamberimizden, gelen ayetleri işittikleri zaman derhal yaşamlarına geçirirlerdi. İçkinin yaygın olarak içildiği o dönemde içkinin yasaklanması ile ilgili ayet nazil olunca sahabeler içki küplerini yere devirip dökmüşlerdir.

Peygamberimiz (sav) ve sahabeler, kazançlarının, yedikleri içtikleri şeylerin helalinden olmasına çok özen gesterirlerdi.
Biz ne yapıyoruz, çoğumuz; ‘helal haram ver Allahım bu kulun yer Allahım’diye helalmiş harammış düşünmüyoruz bile.

PEYGAMBER SEVGİSİ:
-Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’ i dünyadaki her şeyden daha fazla sevebiliyormuyuz?
“Peygamber, mü'minler nazarında kendi canlarından daha önce gelir…” Ahzab suresi 6
“Hz. Ömer (r.a) Peygamberimize hitaben;
-Ya Resul, ben seni kendimden başka her şeyden daha çok severim, dedi.
Peygamberimiz (sav) : “ Hayır, nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, ben sana kendi nefsinden daha sevgili olmadıkça imanın kemale ermiş olmaz.”
Hz. Ömer: O halde yemin ederim ki, sen bana nefsimden daha sevgilisin. Peygamberimiz (sav); “İşte şimdi oldu” buyurdu.
Buhari
Sahabeler peygamberimizi o kadar çok sevmişler ki; Allah’ın resulü için kendilerini siper edip canlarını vermişler, bütün mallarını onun için feda etmişler, ona her zaman itaat etmişlerdir.

“Kim peygambere itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur, kim de yan çizerse, kendilerine seni gözcü de göndermedik”
Nisa Suresi 80

“Muhacirlerle Ensardan Sabikun-i evvelin =İslam'da ilk grubu oluşturanlar ve iyi amellerle onların ardınca gidenler, işte Allah onlardan razı oldu, onlar da Allah'tan razı oldular ve onlara altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ki, içlerinde ebedi kalacaklar. İşte büyük kurtuluş budur.” Tevbe suresi 100

Şüphesiz bizde Peygamberimizi sevdiğimizi söyleriz, ama sadece lafla severiz. Peygamberimiz nasıl yaşamış, ne demiş bilmeyiz. Onun izinden gitmeyiz, seven sevdiğini üzer mi? Seven sevdiğini dinlemez mi? Seven sevdiğini tanımaz mı? Bu nasıl sevgi?

YARDIMLAŞMA VE İNFAK:
-Peygamberimiz (sav) ve güzide sahabeler, maddi ihtiyaçlarını karşılama konusunda birçok sıkıntılar çekmişler, bundan hiçbir zaman şikayet etmedikleri gibi, yokluk zamanlarında yiyeceklerini, giyeceklerini diğer Müslümanlarla seve seve paylaşmışlardır. Birgün Peygamberimiz (sav) sahabelerle mescidde otururken, bir bedevi peygamberimizin huzuruna gelerek; “Ey Allah’ın resulü, kaç gündür bir şey yemedim beni doyururmusun?” der.

Peygamberimiz (sav) Hz. Bilal’i (r.a) yanına çağırarak, yiyecek bir şeyler getirmesi için pak zevcelerinin evlerine gönderir. Hz.Bilal (r.a) Allah Resulünün bütün zevcelerini dolaşır. Aldığı cevap şudur;”Evde sudan başka bir şey yok” evet, Allah’ın Peygamberinin, devlet başkanının evinde sudan başka yiyecek içecek bir şey yoktur. Hz. Bilal (r.a) bu cevapla tekrar mescide döner. Efendimiz bu kez sahabeye dönerek “Kim bu kardeşini evine götürürde doyurur? “ diye sorar. Ebu Talha (r.a) atılarak “Ben Ya Resul” der ve bedeviyi alarak evin yolunu tutarlar. Eve gelince hanımının yanına gider ve misafirlerine yedirecek bir şeyleri olup olmadığını sorar.

Hanımı; çocuklara ayırdığım bir tabak çorba var, çoçuklar bu akşam aç uyusunlar, onu misafirimize ikram edelim der. Ebu Talha (r.a); misafirimiz ile birlikte bende yemezsem misafir üzülür, nasıl yapalım der. Hanımı; sen misafirimiz ile birlikte sofraya oturursun, ben gaz lambasını biraz kısarım, sonra sofraya iki tabak getiririm boş olan tabağı senin önüne, çorbayıda onun önüne koyarım, sende kaşıkla boş tabaktan yermiş gibi yaparsın der. Bu planı uygularlar ve misafirlerini doyururlar kendileri ise aç yatarlar. Ertesi sabah Peygamberimiz (sav) Ebu Talha’yı mescidin kapısında karşılar onu över. Allah (cc) bu olaydan ötürü kendilerinden razı olmuş ve bunu habibine bildirmiştir.

Muhacirler Mekke’den Medine’ye hicret edince Medineli Ensar fakir ve muhtaç olan bu kardeşlerini bağırlarına basmış her şeylerini onlarla yarı yarı paylaşmıştır
.
“Ve şunlar ki, onlardan önce yurdu hazırlayıp imana sahip oldular, kendilerine hicret edenlere sevgi beslerler, onlara verilenlerden nefislerinde bir kaygı duymazlar, kendilerinin ihtiyacı olsa bile onları kendilerine tercih ederler. Her kim de nefsinin hırsından (cimriliğinden) korunursa, işte onlardır o kurtuluş bulanlar.” Haşr suresi 9

Peygamberimiz (sav) bir sefere çıkılacağını ve bu nedenle ordunun ihtiyaçlarını karşılamak amacı ile sahabelerden infakda bulunmalarını ister. Herkes bir şeyler getirir mescidin avlusuna bırakır. Hz. Ömer (r.a) sahip olduğu malının yarısını getirir bırakır, Efendimiz sorar; “Ey Ömer ailene ne bıraktın?” Hz.Ömer cevap verir;”buraya getirdiğim kadarda eve bıraktım” der. Bir müddet sonra Hz. Ebu Bekir (r.a) malının tamamını getirir bırakır. Allah Resulü onada sorar; “Ey Ebu Bekir evdekilere ne bıraktın?” Hz. Ebu Bekir (r.a) cevap verir; “Allah ve Resulünü bıraktım”
Evet, Peygamberimiz (sav) ve sahabeler yardımlaşma ve infak konusunda yokluk zamanlarında bile böyleymişler.

Peki biz nasılız? Gerektiği gibi yardımlaşıp infak edebiliyormuyuz? Maalesef, hayır. Bolluk zamanında yaşıyoruz buna rağmen gerektiği kadar infak yapamıyoruz çünkü dünya hırsı gözümüzü bürümüş. Kapı komşumuzun bile çoğu zaman durumundan haberdar olmayız. Bir hayır kurumuna veya bir fakire gerektiği kadar yardımcı olmayız, küçük bir miktar parayı bile verirken elimiz titrer. Oysa Allah rızası için veren mübarek insanlar nasıl vermişler. İnfak konusu Kuran’da Allah’ın (cc) önem verdiği ve üzerinde en çok durduğu konulardan bir tanesidir.

İBADET:
“Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratmıs olan Rabbinize kulluk ve ibadet ediniz ki, gerçek korunanlardan olasınız.”
Bakara suresi 21
“O halde Rabbine hamd ile teşbih et ve secde edenlerden ol! Ve sana ölüm gelinceye kadar Rabbine kulluk et!” Hicr suresi 98,99

Asrı Saadet döneminde sırasıyla namaz, oruç, zekat ve en son hac Müslümanlara farz kılınınca, bütün Müslümanlar hiç aksatmadan bu ibadetlere ölünceye kadar devam etmişlerdir. O dönemde Müslüman olupda beş vakit namaz kılmayan, Ramazanda gücü yettiği halde oruç tutmayan belkide bulunmazdı. Bugün yaşadığımız ülkede insanların yüzde doksan dokuzunun Müslüman olduğu söylenir ama, bu ülkede beş vakit namaz kılanların oranı sadece yüzde ondur, yani ülkedeki Müslümanların yüzde doksanı beş vakit namaz kılmamaktadır.

“Namaz dinin direğidir.” gibi bu konuda birçok hadis ve Kuran’da ayet vardır. İnsanlar ister dinini yıkarlar, ister yaparlar tamamen serbestirler.
Namazı cemaatle kılmak için camiye gidiyorsunuz, imamların bazılarının ve cemaatin bazılarının namazı kim daha çabuk kılacak? Kim daha çabuk kıldıracak? Yarışı içinde olduklarını, çocukları ses yapıyorlar bahanesiyle camiden kovduklarını görüyorsunuz ve hemen asrı saadet dönemine uzanıyorsunuz;
Acaba Efendimiz ve sahabeler nasıl namaz kılarlardı?

Mescidi Nebevi’de Peygamberimiz (sav) sahabelere namaz kıldırırken namaza başlayınca, bir kimsenin Cennetül Baki mezarlığına gidip tekrar mescide gelerek birinci rekata yetiştiği, Allah Resulünün namaz kıldırırken ancak bir çocuğun ağlamasıyla namazı kısalttığı (kısa sure okuduğu), Namaz kılarken torunlarından birinin secdeye gittiği sırada boynuna oturduğunu ve çocuk üzülmesin diye boynundan kalkana kadar secdede kaldığını, namazda kıyamda iken torununu sırtına aldığını rüküya eğilince indirdiğini siyer kitapları yazmaktadır.

ADALET, RÜŞVET:
“Söz sahibi olduğunuz zaman yakınlarınıza ait de olsa adaleti gözetin.” Enam suresi 152

Peygamberimiz (sav) zamanında hırsızlık yapan ve suçu sabitleşen bir kadının Kuran’ın hükmü gereği eli kesilecektir, kadının yakınları Peygamberimizin (sav) çok sevdiği Usame Bin Zeyd’i (r.a) araya sokarak kadının bağışlanması için Peygamberimize gönderirler. Peygamberimiz (sav) Usame Bin Zeyd’e (r.a) şunu söyler; “Sen böyle bir iş için aracımı oluyorsun? Allah’a yemin ederimki hırsızlık yapan kızım Fatma olsaydı onunda elini keserdim.” (Buhari)

Birgün bir sahabe Peygamberimizden (sav) kendisine valilik vermesini ister. Peygamberimiz ona şu cevabı verir;
“Siz adam kayırmayı benden sonra göreceksiniz.” Der ve sahabenin isteğini geri çevirir.

Birgün zekat toplama memurlarından biri topladığı zekat mallarıyla birlikte Efendimizin huzuruna gelir, topladığı zekat mallarını birkaç parça eşya dışında hepsini bırakır, tam gideceği sırada Efendimiz sorar “Diğer eşyaları niçin bırakmıyorsun?

Zekat toplama memuru cevap verir; ‘Ya Resul onlar bana verilen hediyelerdir.’ Peygamberimiz (sav) ; “Eğer zekat toplamaya memur olmasaydın yine bu hediyeler sana verilecekmiydi? “ der.

Asrı sadetteki bu tablolara bakılırsa, bu konuda biz tam anlamıyla sınıfta kalmış görünüyoruz. Adam kayırma ve rüşvet bir İslam ülkesinde belkide ilk defa bu kadar çoğalmış durumdadır. Rüşvetsiz adım atılmıyor, iş ehline değil adamı olana veriliyor, Parası veya dayısı olan her zaman haklı ve öncelikli oluyor. Böyle bir dünya.

GİYİM KUŞAM:
Sınıfda kaldığımız bir konuda giyim kuşam konusudur. Asrı saadet döneminde Müslüman kadınlar Kuran’ın emrettiği şekilde giyinirlermiş, Müslüman kadınlarından bir tanesinin bile Kuran’a aykırı giyindiğinin görüldüğü hiçbir kaynakda yazmamaktadır. Peki biz ne yapıyoruz?

Kadınlarımızı kızlarımızı yarı çıplak sokağa salıyoruz. Tesettürle ilgili yeterince Kuran’da ayet ve Peygamberimizinde hadisi şerifleri vardır. Bugün tesettüre riayet etmeyen hanımların çoğu tesettürün Allah’ın emri olduğunu bilirler ama yinede nefis ve şeytana uyduklarından böyle bir günaha düşmek onları rahatsız etmez hatta bu günahı zevkle yaparlar.

AHLAK HAYA:
“Ve herhalde sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin.”
Kalem suresi 4
Hz.Aişe’ye (r.a) sorarlar; “Peygamberin ahlakı nasıldı?” diye.
Hz. Aişe (r.a) : “Peygamberin ahlakı Kuran’dan ibaretti” der. Peygamberimiz (sav) her şeyde olduğu gibi ahlak konusunda da Müslümanlara en güzel örnekti.

“Yemin ederim ki, muhakkak ki size, Allah'a ve son güne ümit besleyip de Allah'ı çokça ananlar iç Allah'ın Resulünde pek güzel bir örnek vardır.” Ahzab suresi 21

Peygamberimiz (sav);
Peygamber olmadan önce “Muhammedül Emin” olmuş, asla yalan söylememiş, emanete asla hiyanet etmemiş, sözünde daima durmuş, insanlara yukardan bakmamış, insanlara hatta hayvanlara bile daima yumuşak davranmış, gösterişten ve mal sevgisinden kaçınmış, çocukları severek onlara özel ilgi göstermiş, yetimin başını okşamış, aç olanı doyurmuş, açıkta olanı giydirmiş, her zaman ülkelerden önce kalpleri feth etmiş, her zaman adaleti gözetmiş, Allah’ın emirlerinden asla taviz vermemiş, şahsına yapılan kusurları bağışlamış. İşte biz böyle alemlere rahmet olarak gönderilen bir peygamberin ümmetiyiz.

Cahiliyet döneminde, Mehmet Akif Ersoy’un ifadesiyle; “Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta, dişsizmi bir kardeşi onu önce kendisi yerdi” derecesinde vahşi ve zalim olan insanlar, Peygamberimize Risalet geldikten sonra islam’la şereflenmişler ve İslam ahlakı sayesinde insanlara yol gösteren bir yıldız olmuşlardır. Yaşadıkları asra asr-ı saadet denecek kadar mükemmel ve örnek bir hayat yaşamışlardır.

Ahlak demek her şey demektir, Peygamberimiz (sav) “ Din güzel ahlaktır” buyuruyor. Dini yaşadığımız zaman ahlakımızında güzelleşeceğinden şüphe yoktur. Bugün ahlak o kadar bozulmuş durumdadırki hangi konuda isterseniz örneğini görmek mümkün oluyor. Hangisini sayalım bilmemki; yalan dolan, gıybet dedikodu, zina, kötü söz, kadınların yarı çıplak sokaklarda dolaşması, gençlerin sokaklarda sarmaş dolaş gezmeleri, insanlara kötü davranma, kavga döğüş.
Kısacası Allah’dan korkmama ve kuldan utanmama. İşte ahlaksızlık ve hayasızlık bu.

Şimdi düşünelim; bir tarafta Allah’ın (cc) Peygamberimize (sav) gönderdiği İslam dini ve bu dinin kitabı Kuran’ı Kerim ve Peygamberimizin sünnetleri, bunları bilmenin ve yaşamanın karşılığıda Allah’ın (cc) rızası ve cennet var. Bir taraftada Allah (cc) ve peygamberine itaat etmeme ve isyan karşılığı Allah’ın (cc) gazabı ve cehennem var. Şimdi şu soruyu kendimize soralım;
“Biz hangi tarafa doğru gidiyoruz.”

islami sohbet, dini sohbet, dini forum