Mevlüt Özcan

Kur’an ve Sünnet ölçüleri

Bütün inanç ve amellerin başında iman gelir. Kur'ân ve Sünnette ölçüleri verilen imana sahip olmayınca yapılan amelin insana sağlayacağı hiçbir fayda yoktur, olmaz da. Cenâb-ı Hakk, Kur'ân'ı çok net ifadelerle imanın hükmünü ve değerini bir çok âyetinde beyan eder. Bunlardan biri de Asır sûresidir:

"Asra yemin olsun ki, insanlar dünyevî ve uhrevî büyük kayıp içindedirler. Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadırlar..."

Bir başka ayette: "İmansız olarak ölenlerin hiçbirinden yeryüzünü dolduracak kadar altını dağıtsalar bu onlardan kabul olunamayacaktır. Onlar için can yakıcı bir azap vardır. Onların bir yardımcıları da yoktur." (Al-i İmran: 91)

Çünkü her şeyin başı imandır. İman olmadan hiçbir şeyin değeri olmaz. Cennet amellerin karşılığı değil, imanın karşılığıdır. İman yoksa kişinin amelleri onun cennete girmesine yetmez. Bundan dolayı iman herkese bir zarurettir.

Allah (CC), Müslüman olmak isteyenden bir kelime istiyor. O kelime; Kelime-i Şahadet'tir. Kelime-i Şahadetin kendisini ve kapsadığı mânâyı kalbe yerleştirecek; dudaklar da o kelimeyi ikrar edecek. Dudak söyler kalb tasdik etmezse bunun hiç önemi yoktur. Önce iman kalbe oturacak. Çünkü imanın karargahı kalptir. Oraya oturmadan dilin söylemesinin önemi yoktur. Peygamberimizin arkasında hem de sabah namazında 365 münafık namaz kılıyorlardı. Bunlar dili ile söyledikleri halde kalpleri inanmıyordu ve hepisi de kâfirdiler. Demek ki, dil ile söylemenin önemi kalb ile tasdik ettikten sonra bir mânâ ifade ediyor.

Muhterem Müslümanlar!
Bir insan ömür boyu Kelime-i Şahadeti söylese, beş vakit namazını Kabe'de kılsa, Hacc'a gitse, zekât verse bu kişi eğer imanı kalbine yerleştirmedi ise dil ile söylemesinin hiçbir faydasını göremeyecek ve ahirette ebediyyen Cehnemde kalmaya mahkûm olacak. Leblebi gibi ağızda çiğnemenin kalbe oturtmadıkça faydası olmayacak.

Öyle ise Kelime-i Şahadeti ve kapsadığı mânâyı kalbe oturtmak zorundayız. Demek ki, ibadetlerin ve amellerin değeri imanın karargahına oturmasıyla bir mânâ ifade ediyor. Çünkü Cennet amellerin karşılığı değil, imanın karşılığıdır. Hepimiz biliriz: İman eden bir gayr-i müslimin imandan önceki amellerinden Allah (CC) hesap sormayacaktır. Neden sormayacaktır? Çünkü imanın bir değeri vardır, bu değerden dolayı Allah (CC) iman edenin önceki amellerini silip atmaktadır. Bu husus Kur'ân ve Sünnet'te çok net ifadelerle beyan edilir.

Hutbemizin başında meallerini arz ettiğim sûre ve âyette açıkça imanın ne olduğu beyan ediliyor. İmansız insanın hüsranda/daima kayıp ve aldanışta olduğu, bu aldanışın imansızlıktan ve imanın icabı amelsizlikten kaynaklandığı zikrediliyor. Mealini verdiğimiz ayette de, imansızların amellerinin ne olursa olsun faydasızlığı zikrediliyor. Ey iman edenler! İmanlarınızı kalp karargahına oturtun ve amellerinizi de iman ışığı ile nurlandırın. Kurtuluş böyle olmaktadır.