Hz. Ömer'in Adaleti
Müminlerin emiri Hz. Ömer b. Hattab (r.a), adalette ve siyasette öyle bir dereceye ulaşmıştı ki, oğluna dahi işlediği suçun cezasını vermiş ve bu cezadan kısa bir ; zaman sonra oğlu ölmüştü. Hz. Ömer (r.a) bir takım işlere görevli tayin ettiği kimselere şunları söylerdi:
- Hayvanlarınızı ve silahlarınızı sizin için belirlenen maaşla satın alın; sakın ellerinizi müslümanlara ait hazineye uzatmayın. İhtiyaç sahiplerine kapılarınızı kapatmayın."
Abdurrahman b. Afv (r.a) şöyle anlatmıştır: Bir gece Hz. Ömer (r.a) beni çağırarak:
- Medine'nin girişinde bir kafile konaklamaktadır; uyudukları zaman onların eşyalarından bir şeyler çalınmasından korkuyorum, dedi. Beraberce kafilenin yanına gittik; oraya vardığımız zaman bana:
- Hadi sen uyu! dedi. Sonra kendisi gece boyunca kafilenin etrafında nöbet tuttu.
Hz. Ömer (r.a) şöyle derdi: "İnsanların ihtiyaçlarını, sıkıntılarını gidermem için bütün ülkeyi dolaşmam gerek; çünkü oralarda bana ulaşamayan nice ihtiyaç sahipleri var. Ayrıca gönderdiğim bütün valilerin neler yaptıklarını görebilmem, insanlara olan davranış ve tutumlarını kontrol edebilmem için bütün şehirleri dolaşmam ve insanların ihtiyaçlarını gidermem gerekir. Eğer böyle yaparsam, Ömer'in hayatında bu günden daha bereketli bir gün olmaz."
İMAM GAZALİ
135

Hikâye: Zeyd b. Eşlem (r.a) anlatıyor:
Bir gece Hz. Ömer'i bekçilerle beraber dışarılarda dolaşırken gördüm. Arkasından gittim; kendisine:
- Size arkadaşlık etmeme izin verir misiniz? diye sordum; bana:
- Evet, sen de bize katıl, dedi. Medine'nin dışına çıktığımızda, uzaklarda yanan bir ateş gördük. Biz:
- Şehir dışından gelen yolcular çoğu kez orada konaklar, herhalde bu ateş de o yolculara aittir, diyerek beraberce oraya gittik. Ateşin yanına vardığımızda yaşlı, dul bir kadın ve ağlaşan üç çocuk gördük. Yaşlı kadın onlar için ateşin üzerine bir tencere koymuş, kendi kendine şöyle söyleniyordu:
- Allah'ım! Ömer'e (r.a) insaf ver. Ondan hakkımı al. O tok, biz ise açız." Hz. Ömer (r.a) bunları duyar duymaz kadına doğru ilerledi, selam verdi ve kadına:
- Yanınıza gelebilir miyim? diye sordu. Kadın:
- Eğer bir hayırla geldiysen, Allah yüzünü güldürsün, dedi. Hz. Ömer, onun ve çocuklarının durumunu sordu; kadın:
- Ben ve çocuklarım çok uzak yerlerden gelmekteyiz. Gördüğün gibi ben korkuyorum; onlar ise açlıktan ağlaşıyorlar, artık ne benim ne de onların açlığa tahammül edecek güçleri kaldı. Bu yüzden uyuyamıyorlar, dedi. Hz. Ömer (r.a):
t
136
YÖNETİCİLERE ALTIN ÖĞÜTLER
- Bu tencerede ne var? diye sordu. Kadın:
- Bir şey yok! Yalnız, çocukların bunun içinde yemek olduğunu zannedip sabretmeleri için su koydum, onu kaynatıyorum, dedi.
Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a) hemen yağ dükkanına geldi, bir miktar yağ satın aldı; un dükkanına geldi, bir çuval un satın aldı; hepsini sırtlayıp yola çıktı. Ben:
- Ey müminlerin emiri! Bırakın ben taşırım, dedimse de bana:
- Sen bu çuvalı taşırsan günahımı kim taşıyacak, benimle o kadının ve çocukların bedduası arasına kim girecek? dedi. O, kadının yanına varana kadar bir yandan koşuyor, bir yandan da ağlıyordu. Vardığımızda kadın, Hz. Ömer'e:
- Bize yaptığın yardımlar karşılığında Allah seni en iyi şekilde mükafatlandırsın, diyerek dua etti. Hz. Ömer (r.a) hemen biraz yağ ve un aldı; tencereye koydu; ateşi yaktı. Ateşi her üfürüşünde yüzüne gözüne küller ve ateş parçaları sıçrıyordu. Yemek pişene kadar böyle devam etti. Pişen yemeği tepsiye koydu, kadına:
- Haydi yiyin, dedi. Kadın ve çocuklar pişen yemeği yerken Hz. Ömer (r.a):
- Ey kadın! Ömer'e beddua etme! Çünkü o, sizin ve çocuklarınızın durumundan haberdar değildi, dedi.
İMAM GAZALİ
137