SORU: "Size daha önce de bir sual sormuş ve cevabını almıştım. Allahu Teala (cc) razı olsun. Ramazan-ı Şerif ayında; hiçbir işle meşgul olmuyor ve ilim öğrenmeye gayret ediyorum. (...) Katıldığım bir sohbette, ibadetlerin ayetle sabit olması gerektiği iddia edildi. Bu iddia doğru mudur? Sadaka-ı Fıtr'ın sünnetle sabit olması, ibadet olma vasfını değiştirir mi? (...) Bunun dışında merak ettiğim bir konuyu daha sormak istiyorum: "İslam'da Zekat Müessesesi" isimli eseri okurken, zenginliğin ölçüsünde kullanılan nisab kavramı ile ilgili farklı bir yorum dikkatimi çekti. Resul-i Ekrem (sav) ve ashabının döneminde buğday, arpa, hurma ve kuru üzümün yaygın olarak kullanıldığını ve bu sebeble ölçü alındığını belirtilmektedir. Günümüzde farklı yiyeceklerin (peynir, zeytin vs..) yaygın olarak kullanıldığı ileri sürülmektedir. Fakir olan bir kimsenin, günlük yiyeceğinin bedeline "fitre" denilir tarifi doğru mudur? Bir fitre bedeli (yarı yarıya bölünerek) iki fakire dağıtılabilir mi? (...) Dinde inanılması zaruri olan hükümleri inkar eden ve zengin olan bir kimseye, sadaka-ı fıtr vacip midir? Bir Müslümanın; resmen açıklanan fitre bedelini değil, kendisinin bir günlük yiyecek masrafını dikkate alarak daha fazlasını vermesi caiz midir?"

CEVAP: Allahu Teala (cc) kitabında; Resul-i Ekrem'i (sav) alemlere rahmet olarak gönderdiğini haber vermiş ve O'na itaat etmemizi farz kılmıştır. Sahih ve sabit olan bir sünneti, keyfine göre tevil eden veya hafife alan kimselere bid'at ehli denilir.(1) Mektubunuzda zikrettiğiniz iddialar yeni değildir.


Sadaka-ı fıtr ile ilgili herhangi bir ayetin olmaması, bu ibadetin hükmünü değiştirmez. Bu tesbitten sonra, "sadaka-ı fıtr"ın (fitrenin) mahiyetine geçebiliriz. Fukaha, bu terkip içindeki "fıtr" kelimesini farklı şekilde yorumlamıştır. İbn-i Abidin bu husustaki ihtilafları zikrettikten sonra: "Nevevi'nin, 'Tahrir' adındaki eserinde belirttiğine göre, 'fıtra' sonradan uydurulan bir isimdir. Galiba, yaratılış manasına gelen 'fıtrat' kelimesinden alınmış olacaktır. Ebu Muhammed Ebheri'nin beyanına göre; manası, 'hilkatın zekatı' demektir. Sanki, 'Sadaka-ı fıtr, bedenin zekatıdır' denilmiştir.

Kuhistani dahi bu yoldan yürümüştür. Onun için bazıları sadaka-ı fıtr için, 'baş sadakası veya bedenin zekatı' denildiğini nakletmişlerdir. Hasılı, fitre kelimesinin lügat manasını ifade ettiğinde şüphe yoktur. Manası, "hilkat, yaratılış" demektir. Söz, ancak mutlak kullanılıp da şer'i manası kasdedildiği hale mahsustur"(2) diyerek, meseleye açıklık getirmiştir.

Hz. Salebe İbn-i Sugayr (ra)'dan rivayet edildiğine göre; Resul-i Ekrem (sav), Ramazan bayramından bir veya iki gün önce irad buyurduğu hutbesinde: "Her hür ve köleden, her küçük ve büyükten sadaka olarak, buğdaydan yarım sa' veya hurmadan bir sa' veya arpadan bir sa' nisbetinde eda ediniz"(3) buyurmuştur. Bu hadis-i şerifi esas alan Hanefi fukahası, "Sadaka-ı Fıtr vaciptir. Zira, haber-i vahid ile sabit olmuştur. Sadaka-ı fıtr; Ramazan bayramının ilk günü, fecr-i sadıkın girmesiyle vacip olur"(4) hükmünde ittifak etmiştir. Fakir olan bir kimsenin, günlük yiyeceğinin bedeline 'fitre' denilir tarifi doğrudur. Resul-i Ekrem (sav)'in, "Böyle günde (bayramda) siz, miskinleri dilenmekten müstağni kılınız" hadis-i şerifi, bu tarifin mahiyetine uygundur.

Sadaka-ı fıtrın bayram namazından önce verilmesi müstehaptır.(5) Bir fıtranın bölünerek iki fakire verilmesi caiz değildir. Çünkü nass ile beyan edilen, fakiri veya miskini müstağni kılmaktır. Resul-i Ekrem'in (sav), "Onları dilenmekten müstağni kılın" buyurduğu sabittir. Bir fıtradan azı ile bunun gerçekleşmesi mümkün değildir. (6)

Diğer meseleye gelince: Dinde inanılması zaruri olan hükümleri inkar eden kimselere Müslüman denilemez. Bu durumda olan kimselere, zengin dahi olsalar, sadaka-ı fıtr vacip değildir. Feteva-ı Hindiyye'de, "Sadaka-ı fıtr; havaic-i asliyesinden fazla nisap miktarı mala sahip olan olan, hür ve Müslüman olan her ferde vaciptir"(7) hükmü kayıtlıdır. Burada üç şart bir arada zikredilmiştir. Sahih bir iman olmadan, hiçbir ibadet eda edilemez.

Gerek "havaic-i asliyenin" tesbiti, gerek nisap miktarlarının birbirine denk hale getirilmesi, mü'minlerin Emir'ine ait bir tasarruftur. Bahsettiğiniz eserde (İslam'da Zekat Müessesesi) yer alan, "Resul-i Ekrem (sav) döneminde; zenginliğin tesbitinde kullanılan değerler birbirine eşittir" iddiası doğrudur. Bir mükellefin, fitre için tesbit edilen asgari miktardan daha fazlasını vermesinde hiçbir beis yoktur. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.

(1) Abdülaziz El Buhari-Keşfu'l Esrar-İst: 1307, C: 3, Sh: 688.
(2) İbn-i Abidin-Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar-İst: 1983, C: 4, Sh: 201.
(3) Abdi'l Latif ez-Zebidi-Sahih-i Buhari Muhtasarı-Ank:1972, C: 5, Sh: 369;
Ayrıca İmam-ı Serahsi-El Mebsut- Beyrut: ty, C: 3, Sh: 101. (4) İmam-ı Merginani-El Hidaye Şerhu Bidayetü'l Mübtedi-Kahire: 1965, C: 1, Sh: 115;
Ayrıca İmam-ı Kasani-El Bedaiu's Senai- Beyrut: 1974, C: 2, Sh: 174.
(5) Molla Hüsrev- Düreru'l Hükkam-İst: 1307, C: 1, Sh: 195; ayrıca İmam-ı Merginani- a.g.e, C: 1, Sh: 117. (6) Şeyh Nizamüddin ve Heyet- El Feteva-ı Hindiyye-Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 193;
Ayrıca Molla Hüsrev- a.g.e, C: 1, Sh: 196.
(7) Şeyh Nizamüddin ve Heyet- a.g.e, C: 1 Sh: 191


islami sohbet, dini sohbet, dini forum