+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
4 sonuçtan 1 ile 4 arası
Like Tree1Beğeniler
  • 1 Post By YemiN

Tarihçe-i Haya İkinci Kısım - Barla Hayatı

 Risale-i Nur - Said Nursi Katagorisinde ve  Tarihçe-i Hayat Forumunda Bulunan  Tarihçe-i Haya İkinci Kısım - Barla Hayatı Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Risale-i Nur’un Te’lifi ve Neşri Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri öyle müşkül ve ağır vaziyetler altında Risâle-i Nur külliyatını te’lif ediyor ki, tarihde hiçbir ilim adamının karşılaşmadığı zorluklara ma’rûz kalıyor. Fakat, sönmiyen bir azim irade ve hizmet aşkına malik olduğu için; yılmadan, yıpranmadan, usanıp bıkmadan, bütün kuvvetini sarfederek emsalsiz bir sabır ...

  1. #1
    Status
    Offline
    YemiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Yer
    aydın
    Yaş
    31
    Mesajlar
    289
    Tecrübe Puanı
    9

    Standart Tarihçe-i Haya İkinci Kısım - Barla Hayatı

    Tarihçe-i Haya İkinci Kısım - Barla Hayatı
    Risale-i Nur’un Te’lifi ve NeşriBediüzzaman Said Nursî Hazretleri öyle müşkül ve ağır vaziyetler altında Risâle-i Nur külliyatını te’lif ediyor ki, tarihde hiçbir ilim adamının karşılaşmadığı zorluklara ma’rûz kalıyor. Fakat, sönmiyen bir azim irade ve hizmet aşkına malik olduğu için; yılmadan, yıpranmadan, usanıp bıkmadan, bütün kuvvetini sarfederek emsalsiz bir sabır ve tahammül ve feragat-ı nefs ile, bu millet ve memleketi komünizm ejderinden, mason âfâtından, dinsizlikden muhafaza edecek -eden ve etmekte olan- ve Âlem-i İslâmı ve beşeriyeti tenvir ve irşadda büyük bir rehber olan bu harikulâde Risâle-i Nur eserlerini meydana getiriyor. Yüz otuz parça olan Risâle-i Nur Külliyatının te’lifi, yirmi üç senede hitama eriyor. Nur Risâleleri, şiddetli ihtiyaç zamanında te’lif edildiğinden, her yazılan risâle, gâyet şifalı bir tiryak ve ilâç hükmünü taşıyor ve öyle de te’sir edip pek çok kimselerin ma’nevî hastalıklarını tedavi ediyor.
    Risâle-i Nuru okuyan herbir kimse; güya o risâle kendisi için yazılmış gibi bir hâlet-i ruhiye içinde kalarak büyük bir iştiyak ve şiddetli bir ihtiyaç hissederek mütalâa ediyor. Nihayet öyle eserler vücûda geliyor ki; bu asır ve gelecek asırların bütün insanlarının îmanî, İslâmî, fikrî, ruhî, kalbî, aklî ihtiyaçlarına tam cevab verecek ve kâfi gelecek Kur’ânî hakîkatlar ihsan ediliyor.
    Risâle-i Nur, Kur’ân-ı Hakîmin hakiki bir tefsiridir. Âyetler, sırasiyle değil; devrin ihtiyacına cevab veren îmanî hakîkatları mübeyyin Âyetler tefsir edilmiştir.
    Tefsir iki kısımdır: Biri, Âyetin ibaresini ve lâfzını tefsir eder; biri de, Âyetin ma’na ve hakîkatlarını îzah ile isbat eder. Risâle-i Nur, bu ikinci kısım tefsirlerin en kuvvetlisi ve en kıymetdarı ve en parlağı ve en mükemmeli olduğu, ehl-i tahkik ve tetkikten binlercesinin şehadetiyle ve tasdikiyle sabittir.
    Risâle-i Nurun te’lifi ve neşriyatı, şimdiye kadar misli görülmemiş bir tarzdadır. Bediüzzaman Said Nursî, kendi eliyle risâleleri yazıp teksir edecek derecede bir yazıya malik değildir; yarım ümmîdir. Bunun için kâtiblere sür’atle söyler ve süratle yazılır. Günde bir iki saat te’lifatla meşgul olarak on, on iki ve bir iki saatte yazılan harika eserler vardır.
    Üstad Bediüzzamanın te’lif ettiği risâleleri, talebeler, elden ele ulaştırmak sûretiyle müteaddid nüshalar yazarlar, yazılan nüshaları müellifine getirirler. Müellif, müstensihlerin yanlışlarını düzeltir. Bu tashihatı yaparken, eserin aslı ile karşılaştırmadan kontrol eder. Şimdi de yirmi beş otuz sene evvel telif ettiği bir eseri tashih ederken aslına bakmaz.
    Yazılan risâleleri; etraf köylerden ve kazalardan gelenler, büyük bir merak ve iştiyakla alıp gidiyorlar ve el yazısiyle neşrediyorlardı.
    Üstad Bediüzzaman, Kur’ân’dan başka hiçbir kitaba müracaat etmeden ve te’lifat zamanında yanında hiçbir kitab bulunmadan Nur Risâlelerini te’lif etmiştir.
    Merhum Mehmed Âkif’in:
    Doğrudan doğruya Kur’ândan alıp ilhamı,
    Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâmı.
    Beytiyle ifade ettiği idealini tahakkuk ettirmek, Bediüzzamana müyesser olmuştur.
    Risâle-i Nurun neşir keyfiyeti de tarihde hiçbir eserde görülmemiştir... Şöyleki:
    Kur’ân hattını muhafaza etmek hizmetiyle de muvazzaf olan Risâle-i Nurun, muhakkak Kur’ân yazısıyle neşredilmesi lâzımdı. Eski yazı yasak edilmiş ve matbaaları kaldırılmıştı. Bediüzzamanın parası, serveti yokdu; fakirdi, dünya metaiyle alâkası yokdu. Risâleleri el ile yazarak çoğaltanlar da, ancak zarurî ihtiyaçlarını temin ediyorlardı. Risâle-i Nuru yazanlar, karakollara götürülüyor.. işkence ve eziyetler yapılıyor, hapislere atılıyordu. Bediüzzaman aleyhinde hükümet eliyle yaptırılan propaganda ve tazyiklerle her tarafa dehşetler saçılıyor; ahali, Hazret-i Üstada yaklaşmaya, ondan din, îman dersi almaya cesareti kalmayacak derecede evhamlandırılıyordu. Vaktiyle de; din adamlarının, hakîkatperestlerin, sırf dindar oldukları için darağaçlarında can vermeleri, bir korku ve yılgınlık havası meydana getirmişti. Hüküm sürmekte olan eşedd-i zulüm ve istibdâd-ı mutlak içinde, ehl-i diyanet sükût-u mutlaka mahkûm edilmişti. Ne dinin hakîkatlarından bahseden hakiki bir risâle neşrettiriliyor ve ne de o hakîkatlar millete ders verdiriliyordu. Bu sûretle İslâmiyet, ruhsuz bir cesed haline getirilmeye çalışılıyor; Din-i İslâmın mahiyeti ve esaslarını ders vermek, kat’iyyen menediliyordu. (Hâşiye).
    İşte; başlangıçta pek azgın olan bu dinsizlik devri, Risâle-i Nurun umûmîyet kesbeden neşriyatiyle yıkılmış; ehl-i Îmanın ma’nevî ve maddî (bilhassa ma’nevî) hayatına tatbik edilen istibdat zincirleri parçalanmıştır. Risâle-i Nur, dinsizliğin belini kırmış ve temel taşlarını târumar etmiştir.
    Evet; o zamanlar ki, dinsizliğin mukabil cephesinde Risâle-i Nur şimşekler gibi parlamış ve Kur’ân-ı Hakîmin bu nuru bütün satvet ve şevketiyle zuhur ederek perde altında neşrolunmuştur.

    Hâşiye: Bütün o dinsizlik icraatını bugünkü dinî inkişafı hazmedemiyen gizli dinsizler yapıyordu.

    Risâle-i Nurdan tahkikî îman dersi alan ve gittikçe ziyâdeleşen Nur Talebelerinin îmanları inkişaf etmiş, îmanî bir şehamet ve İslâmî bir cesarete sâhib olmuşlardır. Nasılki, cesur bir kumandan yüzlerce askere lîsan-ı hâliyle cesaret verir ve nokta-i istinâd olursa; aynen öyle de Risâle-i Nur şahs-ı ma’nevîsinin mümessili olan Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri başda olarak, tahkikî îman dersleriyle îmanları kuvvetlenen yüz binlerce, şimdi milyonlarca Nur Talebeleri, ehl-i îmana bir nokta-i istinâd ve bir hüsn-ü misâl olmuşlardır. Nur Talebelerinin bu îman kuvvetleri ve dinsizliğe karşı kahramanca mücadeleleri, halkın üzerinde çok te’sir yapmış ve bir intibah (uyanıklık) husule getirmiştir. Böylelikle, milletin içindeki korku ve evhamları da Risâle-i Nurla izale etmişler, vatan ve millete umûmî bir cesaret, ümid ve ferahlık husule getirip müslümanları yeisden kurtarmışlardır.
    Risâle-i Nuru gaye-i hayat edinen bir Nur Talebesi, yüz adam kuvvetinde olduğu ve yüz nâsih kadar îman ve İslâmiyete hizmet ettiği, ehl-i hakîkatça müsellem ve musaddakdır. Nur talebeleri; dinsizliğin şa’şaalı taarruzlarına, tantanalı yaygaralarına, zulümlerine, hapislerine; üstadları gibi, kıymet vermeden, korkmadan, lüzumunda canlarını, mallarını, evlâd ve iyâllerini dahi çekinmeden Risâle-i Nurla îman ve İslâmiyete hizmet uğrunda feda etmişlerdir. Nur Talebeleri, tek bir şeyi gaye edinmiştir: “Îmanlarını kurtarmak niyetiyle Risâle-i Nuru okumak ve Rızâ-yı İlâhî için îman ve İslâmiyete Risâle-i Nurla hizmet etmek.” Bu gayelerinde muvaffak olmak için, her şeylerini bu hizmete hizmetkâr yapmışlardır.
    Evet; Nur Talebeleri, Ümmet-i Muhammediyeyi sahil-i selâmete çıkaran bir sefine-i Rabbânîyenin hademeleri olduklarına inanmışlardır. Hayatta en büyük gayeleri, Kur’ân ve îmana hizmet ederek, Ümmet-i Muhammedin refah ve saadet içinde yaşamasına vesîle olmakdır. Risâle-i Nurun el yazısiyle neşri senelerinde, evlerinden yedi-sekiz sene çıkmadan Risâle-i Nuru yazıp neşredenler olmuştur. O zamanlar, Isparta havâlisinde, erkek, kadın, genç ve ihtiyarlardan binlerce Nur Talebesi, hatta Nur Dershanesi olan Sav Köyü bin kalemle, senelerce Nur Risâlelerini yazıp çoğaltıyorlardı. Risâle-i Nur, te’lifinden yirmi sene sonra, teksir makinesi ile neşredilmiş ve otuz beş sene sonra da matbaalarda basılmaya başlanmıştır. İnşâallah; bir zaman gelecek, Risâle-i Nur külliyatı altınla yazılacak ve radyo diliyle muhtelif lîsanlarda okunacak ve zemin yüzünü geniş bir dershane-i Nuriyyeye çevirecektir.
    Risâle-i Nurun neşrinde, mübârek hanımlar da ehemmiyetli fedakârlıklara mazhar olmuşlardır. Hatta, Hazret-i Üstada gelip, “Üstadım! Ben, efendimin göreceği dünyevî işleri de yapmaya çalışacağım; o senindir, Risâle-i Nurundur.” diyen ve erkeklerinin Risâle-i Nur hizmetinde çalışmalarına daha fazla imkânlar veren kahraman hanımlar görülmüştür. Risâle-i Nuru yazan efendilerine geceleri lâmba tutarak, onların din, îman hizmetlerine canla başla iştirak etmişlerdir. Risâle-i Nuru; hanımlar, kızlar elleriyle yazmışlar, göz nurları dökmüşler, mübârek kâtibeler olarak îmana hizmet etmişlerdir. Hatta öyle Nur Talebesi hanımlar vardır ki, kendilerini son nefesde îman nuriyle hüsn-ü hâtimeye nail edecek Nur Risâlelerini hararetle okumuşlar ve diğer din kardeşleri olan hanımlara da okuyup tanıtmışlar; Nurları hanımlar içinde neşrederek, çok hanımların Kur’ân ve îman nurlariyle nurlanmalarına vesile olup kahramanca hizmette bulunmuşlardır.
    Risâle-i Nuru okuyup okutmakla îman mertebelerinde terakki edip âdeta birer mürşid mertebesine yükselmişlerdir. Hanımlar, sırf Allah rızasını tahsil için, safvet ve ihlâsla, Risâle-i Nurdaki parlak ve çok feyizli Kur’ân nurlarına bağlanmış ve kalblerinde sönmez bir muhabbet ve sevgi besliyerek dünya ve âhirette bahtiyar olacak bir vaziyete kavuşmuşlardır. Risâle-i Nurun kıymet ve büyüklüğü, temiz kalblerine o kadar yerleşmiş ki; onu beraberce okuyup dinledikçe; içleri nurlarla, feyizlerle dolup taşmış, nurânî göz yaşları dökerek cûş u hurûşa gelmişlerdir. Ne bahtiyardır o hanımlar ki; Risâle-i Nurun bu mukaddes îmanî hizmetinde çalıştıkları için onlar dâima hayırla yâdedilecek, âhiretlerine nurlar gönderilecek, kabirleri Cennet-misâl pürnur olacak ve âhirette de en yüksek mertebelere ulaşacaklardır. İnşâallah.
    En başta Bediüzzaman Hazretlerinin duâlarına dahil olmakla beraber, Nur Talebeleri mabeynindeki şirket-i ma’nevîye sırriyle defter-i hasenatlarına hayırlar kaydedilmektedir. Risâle-i Nura samîmi alâkaları, o fedakâr hanımları, milyonlarca Nur Talebelerinin duâlarına nail etmektedir. Risâle-i Nurları okuyup okutmakla büyük ma’nevî kazançlara, yüksek derecelere erişmektedirler. İnşâallah, ekseri hanımların böyle olmasını, rahmet-i İlâhîden kuvvetle i’tikad ve ümid ve niyaz ediyoruz.
    Basiretli Nur nâşirleri; otuz beş sene evvel Risâle-i Nurdaki yüksek hakîkatları görmüş, o kudsî dersleri almış ve o zamandan beri ihlâs ve sadâkatla gizli din düşmanlarına göğüs germiştir. Nur kahramanlarının haneleri müteaddid defalar arandığı ve kendileri def’alarca hapislere atılarak orada şiddetli azablar ve sıkıntılar çektirildiği halde, elmas kalemleriyle Risâle-i Nurun bu kadar senedir nâşirliğini yapmışlardır. İstedikleri takdirde dünya nimetleri kendilerine yâr olduğu halde; her türlü şahsî, dünyevî rütbelerden, varlıklardan feragatla, ömürlerini Risâle-i Nurun hizmetine vakfetmişlerdir.
    Acaba, Risâle-i Nur Şakirdlerindeki bu cehd ve kuvvetin, bu feragat ve fedakârlığın ve bu derece sebat ve sadakatın sebebi nedir? diye bir sual sorulursa, bu sualin cevabı muhakkak ki şu olacaktır: Risâle-i Nurdaki cerhedilmez yüksek hakîkatlar, îman hizmetinin yalnız ve yalnız Rızâ-yı İlâhî için yapılması ve Bediüzzaman Hazretlerinin azamî ihlâsıdır.
    Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, Barla’da sekiz sene kadar kalmıştır. Ekseri zamanlarını kırlarda, bağ ve bahçelerde geçiriyordu. İki-üç saat kadar uzaklıktaki tenha dağlara veya bağlara çekilir, Nur Risâlelerini te’lif eder; bir taraftan da te’lif ettiği risâleler Isparta ve havâlisinde el yazısiyle istinsah edilip kendisine gönderildiğinde bunları tashih ederdi. Bir gün içinde; hem tashihat yapar, hem gidip gelme dört-beş saat süren yerlere yaya olarak gider, hem aynı günün üç dört saatini te’lifata hasreder ve hem de, çok zaman yemeğini kendisi hazırlardı. O zamanlarda kırk yerde, risâleler, Risâle-i Nura müştak ilk talebeler tarafından el yazısiyle çoğaltılıyordu. Üstad bu kitabları sırtına yüklenir; dağ, bağ veya kırlara kadar gider, orada tashihini yapar, evine gelirdi. Nefye mahkûm edilerek, zamanın en dehşetli zulmüne ma’rûz bırakılmış ve kimse ile görüşmesine müsaade edilmemişti. Fakat o, bu yokluk içinde tükenmez bir varlığa kavuşmuştu. Çünkü o, Âlem-i İslâm ve insaniyeti tenvir ve irşad edecek Kur’ândan gelen îman hakîkatlarını te’lif ediyor ve aynı zamanda neşrediyordu. Bütün meşgalesini, te’lif etmekte olduğu eserlere hasretmişti. Bir gün gelecek bu eserler Anadoluya yayılacak, Âlem-i İslâm merkezlerine gidecek, ehl-i siyasetin nazar-ı dikkatini celbedecek ve o zaman, Âlem-i İslâmın asırlardır bayrakdarlığını yapmış bir millet içerisinde yerleştirilmek istenen dinsizlik, îmansızlık ideolojilerini parçalayacak;
    son asırların dalâlet tâğutlarının şahs-ı ma’nevîsinden ibaret olan ehl-i küfür, ehl-i sefahet ve ehl-i dalâlet cereyanlarının bu vatanı istilâsına sed çekecek, istikbal nesillerinin ebedî kurtuluş ve saadetini te’mine medâr olacaktır.
    İşte; o, tarihin en muazzam bir hadisesinin mebdeini izn-i İlâhî ve tasarruf-u Rabbânî ile hazırladığı için böyle çok mukaddes bir ma’nayı havi dâvanın hâmili bulunduğu itibariyle dünyanın en mes’udu, zamanın en bahtiyarı idi. Giyinişinde, gayesinde, idealinde zerre kadar değişiklik ve tezelzül olmamıştı. Bilâkis hâl-i âlemin i’tikadlarını düzeltecek, zulmeti izale edecek bir meş’ale-i hidayeti hâmil idi. Vazîfesi ve hizmeti, bütün insanların iki cihana âid saadet ve refahını tazammun ettiği için bir cehd ve azim içinde bulunuyordu.


  2. #2
    Status
    Offline
    YemiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Yer
    aydın
    Yaş
    31
    Mesajlar
    289
    Tecrübe Puanı
    9

    Standart

    Üstadın Barla’daki ikametgâhı, iki odadan ibaret bir evdir. Esasen, müstakil bir evi ve yeryüzünde taht-ı tasarruf ve temellükünde bir karış yeri dahi yoktur. Barla’da sekiz sene müddetle ikamet ettiği ev, üç yüz elli milyon ehl-i İslâmın merkezi hükmünde ilk dershane-i Nuriyyesidir. Bu dershane-i Nuriyyenin altında, dâimî akan bir çeşme vardır. Ve önünde, dershane-i Nuriyyeye bitişik çok kalın ve üç sütun halinde semaya yükselen gâyet muhteşem bir çınar ağacı vardır. Çınar ağacının dalları arasında bir kulübecik yapılmıştır. Burası, Hazret-i Üstadın bahar ve yaz mevsimlerindeki istirahatı ve vazîfe-i tefekküriye ve ubudiyeti için en münasip bir menzildir. Üstadın sıddık hizmetkârları, talebeleri ve Barla ahalisi diyorlar ki: “Üstadı, geceleri, dershane-i Nuriyenin önündeki bir şecere-i mübâreke olan çınar ağacının dalları arasında bulunan kulübecikde, sabahlara kadar tesbihat ile, ezkâr ile terennüm eder görürdük. Hele bahar ve yaz mevsimlerinde bu muhteşem ağacın binlerce dalları arasında şevk ve cezbe içinde uçuşan kuşlar arasında üstadın böyle sabahlara kadar çalışmasını görürdük de; ne zaman uyur, ne zaman kalkar! bilemezdik.”
    Üstad çok hasta olur, çok vakitleri de hastalık ve sıkıntı ile geçerdi. Pek az yer o da bir parça çorba gibi mahdud bir şeydi. Geceleri, Kur’ân-ı Kerîmden vird edindiği sûreleri ve Resul-ü Ekrem Aleyhissalatü Vesselâmın münacât-ı meşhûresi olan “Cevşen-ül-Kebîr” nâmındaki münacâtını




    Üstad Bediüzzaman’ın Barla’daki medresesi ve üzerinde ders ve evrad okudukları çınar ağacı. ve Şâh-ı Geylânî ve Şâh-ı Nakşibend gibi eâzım-ı evliyanın münâcat ve hizblerini ve salâvat-ı Nuriyeleri ve bilhassa Risâle-i Nur’un menbaı olan “Hizb-ün Nuriyye”yi ve Âyat-ı Kur’âniyenin lemeatı olan ve bir silsile-i tefekkür bulunan ve Yirmi Dokuzuncu Lem’ada cemedilen hizb ve münacatları okur, bunları tamam edince de yine Risâle-i Nurla meşgul olurdu. Gündüzleri ise, dâima Risâle-i Nurun mütalâası ve tashihi ile meşgul olur; Risâle-i Nur hizmetini herşeye tercih eder, Risâle-i Nura âid, yetişecek acele bir iş zamanında diğer meşguliyetlerini bırakır evvelâ o işi tamamlardı.
    Said Nursî, bahar mevsiminde menzilinin önündeki muhteşem çınar ağacının dalları arasındaki kulübeciğe çıkar, vazîfesini orada ifa eder; Risâle-i Nurun hakîkatlarını, menba ve mâden-i hakîkisi olan mele-i alâda tefeyyüz ve temaşa ve tefekkür ederdi. Üstadın gerek

    sırrına mazhar olan bu çınar ağacı ve gerekse çam dağlarındaki o çok ünsiyet ettiği ağaçların ve dağların başındaki tefekkür ve hissiyatını ifade edebilmek acaba mümkün müdür? Asla mümkün değildir! Cenâb-ı Hak; Kemâl-i Rahmetiyle bu ferd-i ferîdi, kemâlât-ı insaniyenin bütün envaını câmi bir isti’dâdda yaratmış ve bu isti’dâdların da azamî şekilde inkişafını irade etmiş ki; bu müstesna zatı, İslâmiyet ağacının son asırlara uzanan ve binler dal budak salan Risâle-i Nur şahs-ı ma’nevîsi itibariyle bütün hakâikde “üstad-ı küll” hükmüne getirmiş ve topyekûn İslâmiyet hakîkatlarının bir aks-i nurunu ve tecellisini Risâle-i Nur şahs-ı ma’nevîsinde dercederek, ehl-i hakîkat ve kemâli hayretle baktırmış ve böylece, Risâlet-i Ahmediye ve hakîkat-ı Muhammediyenin câmi bir âyinesi olan Risâle-i Nur ile Said Nursî, bir Said olarak çürümüş, erimiş; fakat ma’nen bütün âlem-i İslâm olarak tevellüd etmiş, beka bulmuştur. Ve tâ kıyamete kadar Risâle-i Nur bâki kalacak ve dâima tekemmül edecektir. Hiç mümkün müdür ki; sinek kanadının icadından lâkayd kalmıyan ve o kanadın zerrelerinde pek çok hikmet ve maslahatları takib eden Sâni-i Zülcelâl, Risâle-i Nur ile onun te’lif edildiği menzillerle ve Nur Müellifinin kudsî vazîfelerini gördüğü yerlerle alâkadar olmasın.. ve öyle kudsî hizmetlere hâdim (hizmet eden) olan mekânlar ve dershane-i Nuriyeler ve şecere-i mübârek, rahmetin kasd-ı tahsisinden hariç kalsın? Kat’iyyen mümkün değildir!
    Said Nursî Hazretleri Barla’da iken, yaz aylarında bazan Çam Dağına çıkar, bir müddet yalnız olarak orada kalırdı. Bulundukları dağ hayli yüksekti. Barla dershane-i Nuriyyesinin önündeki çınar ağacının tepesindeki kulübeciği gibi, Çam Dağının en yüksek tepesinde olan iki büyük ağaç üzerinde dershane-i Nuriyye ma’nasında birer menzili vardı. Bu çam ve katran ağaçlarının tepelerinde, Risâle-i Nurla meşgul oluyordu. Hem ekser zamanlar, Barla’dan, bu ormanlık havaliye gelip giderdi. Ve derdi ki: “Ben bu menzilleri, Yıldız Sarayına değişmem!”
    Şimdi sözü burada keserek, Üstadın Risâle-i Nuru telif ettiği mezkûr Çam Dağında ve Barla nahiyesindeki hayatına ve Risâle-i Nurun mahiyyetine âid risâle ve mektuplardan bir kaçını aşağıya dercediyoruz.


  3. #3
    Status
    Offline
    YemiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Yer
    aydın
    Yaş
    31
    Mesajlar
    289
    Tecrübe Puanı
    9

    Standart



    Üstad Hazretlerinin yaz aylarında kaldığı Çam dağlarından Eğridir Gölü’ne nâzır tepedeki katran ağacı
    Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin ibâdet ve tefekkür ettiği, aynı zamanda Nur’un ilk mektuplarının yazıldığı çam ağacı


  4. #4
    Status
    Offline
    Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Administrator
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    13.424
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Cevap: Tarihçe-i Haya İkinci Kısım - Barla Hayatı

    Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin ibâdet ve tefekkür ettiği, aynı zamanda Nur’un ilk mektuplarının yazıldığı çam ağacı
    Allah Razı OLsun.


+ Cevap Ver

Hızlı Cevap Hızlı Cevap

Giriş yapmak için Buraya tıklayın


İslamın sartı kactır Cevabı ? (Harfle Yazınız)

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379