"

Dur!"dedim...Sakın yarama basma.Edebi anlatma bana!Edepsizdik bir nebze,aynada kendi resmimize bakarken öğrendik edebi!Hayata geçiremedik.

Sen!Başı önünde yürüyen genç kızıydın mahallenin!

Öteki kız,gözleri harama deydiğinde içi alev alanlardandı...

Bir diğeri,sesini kimsecikler duymasın diye,sokaktayken konuşmazdı!Tek tük cümleler kurardı,ufacık kelimelerinde bir vakar saklıydı!

Bir de ben vardım...Güya doğru yolda yürüdüğünü sananlar zümresinden,yoluma çakıl taşları doldu,geceyle gündüz arasında,yanlışla doğruyu iç içe kattım! "Ne kaldı geriye?" diye sorma.

Çığlıkları vardı içimin...Kalp ağrıları,vicdan sancıları,kelepçesi boyundan büyük,bir müebbet mahkum olup çıktım içimden...


Oysaki ben,herkesin "örtüsüne bürünen bir genç kızdan daha edepliydi" diye zikrettiği,bir peygamberin ümmetiydim...Keşke bizi ötelerden izleyemeseydi edep timsali peygamber...

Örtüsüne bürünen genç kızın bile,artık edepli olmadığını göremeseydi...



Edep mirastı peygamberden...Varis çoktu da,sahip çıkan yoktu.Hepimiz,bir koşturmaca içinde uğraşıp didinirken,bir dünya uğruna bitip giderken,bir köşeye kaldırdık küstahça sanki,O'nun pak ruhundan kalan tüm emanetler gibi,haya süsünü...Kalp tartısını...





Edep kadar Adab'i da bilmek gerek...
Adab'i bilmeyenin edebden nasibi ne olur ki...

edeb Ya Hu!