Mü’min kadınlara da söyle.

Mü’min kadınlara da söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar

Tesettürün şekli ve kime, nasıl olması gerektiğinin sınırları gayet net çizgilerle çizilmiş.
Kendimizi Kur’ân’ın ve Sünnetin mihengine vurmamız gerekiyor.
Ölçümüz Kur’ân ve Sünnettir! Ve bu ölçü kıyamete kadar değişmez, değiştirilemez!

Tesettür meselesinde her şeyden önce şunu ifade etmek gerektir ki; bin dört yüz senede ve her asırda en az üç yüz elli milyon Müslümanın, toplum hayatında en kutsi ve hakikatli bir düstur-ı İlâhiyi kendilerine şiar edenlere hiçbir kanunun, hiçbir ideolojinin karışmaması ve bâtıl efkârını karıştırmaması gerektir. Kur’ân, tesettürü katiyen emrediyor, ama maalesef bazı bedbaht insanlar Kur’ân’ın bu emrini çağdışı görüp bir esarettir diyorlar ve tesettürün fıtriliğini inkâr ediyorlar.


Modern, çağdaş, ileri olmanın ölçüsü Batı olunca, bu tarz giyinme de çağdaş medeniyetin gereği olarak görülmektedir.
Buna karşı İslâm dininin ana kaynakları (Kur’ân ve Sünnet) kadınların, evlenmeleri caiz bulunan erkeklere karşı örtünmelerini, el, yüz ve ayaklar hariç bütün vücutlarını uygun elbise ile kapatmalarını ve açıkta kalan yerlerini de güzel göstermemek, buralara dikkatleri çekmemek için tedbir almalarını emretmektedir. Meâlen Rabbimiz şöyle buyuruyor:


“(Ey Resûlüm) Mü’min erkeklere söyle; gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar! Bu onlar için daha temizdir. Şüphesiz ki ALLAH, (onların) yapmakta oldukları şeylerden hakkıyla haberdardır. Mü’min kadınlara da söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar; (el, yüz gibi) görünen kısımları müstesnâ, ziynetlerini göstermesinler ve başörtülerini yakalarının üzerlerine kadar salsınlar! ” (Nûr 30, 31)
Kur’ân’ın bu emrinin tam fıtrî olduğunu ve kadının özgürlüğünün, rahatının bu fermân-ı İlâhide olduğunu ispat etmek için ciltler dolusu kitap yazılabilir.
Hâl-i âlem buna şâhid-i sadıktır zaten.

Ebû Davud’un Müsned’inde rivayet edildiği üzere, Peygamber Efendimiz (asm) Hz. Esma’ya “Yâ Esma, kadın bulûğa erince ondan görülebilecek olan ancak şudur.” buyurmuş ve kendi mübarek yüzüne ve avuç içlerine işaret etmişlerdir.
Âyet-i kerîmede ve zikrettiğimiz hadîs-i şerif’te görüldüğü gibi tesettürün şekli ve kime, nasıl olması gerektiğinin sınırları gayet net çizgilerle çizilmiş. Kendimizi Kur’ân’ın ve Sünnetin mihengine vurmamız gerekiyor.
Ölçümüz Kur’ân ve Sünnettir! Ve bu ölçü kıyamete kadar değişmez, değiştirilemez!
Son olarak Üstad Bedîüzzaman Hazretleri’nin bir teklifiyle bitirelim:
“Terbiye-i İslâmiye dairesinde, âdâb-ı Kur’âniye ziynetiyle o cemal güzelleştirilse; o fâni hüsün, mânen bâkî kalacağı ve Cennet’te hûrilerin cemalinden daha şirin daha parlak bir tarzda kendine verileceği hadîste katiyetle sabittir. Eğer o güzelin zerre miktar aklı varsa, bu güzel ve parlak ve ebedî neticeyi elinden kaçırmayacak...”
Rabbim hakkı hak bilip ona uymayı, bâtılı bâtıl bilip ondan içtinap etmeyi nasîb-i müyesser eylesin.
Âmin.
' Mü’min kadınlara da söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar; (el, yüz gibi) görünen kısımları müstesnâ, ziynetlerini göstermesinler ve başörtülerini yakalarının üzerlerine kadar salsınlar! ” (Nûr 30, 31)