Eldeki Tasarım
Çay bardağı karıştırmak, kitabın sayfalarını çevirmek gibi en sıradan gördüğümüz işlemleri yürüten elimiz, gerçekte büyük bir tasarım harikasıdır.
Elin en önemli özelliği, tamamen standart bir yapısı olmasına karşı, birbirinden çok farklı kullanım alanlarında büyük bir verimle işleyebilmesidir. İnsan eli, sıkılmamış haldeyken bile herhangi bir nesnenin üzerine 45 kilo ağırlığında bir güçle darbe indirebilir. Biraz antremanla bu gücü kolaylıkla 60 kiloya çıkarmak mümkündür.
Diğer taraftan elimiz, başparmağı ve işaret parmağı arasına aldığı milimetrenin onda biri inceliğindeki bir kağıt parçasını hissedebilir.
İşte bu güç ve inceliğe ek olarak sahip olduğu büyük manevra yeteneği, insan elini rakipsiz kılar. 27 kemik ve bunlara yön veren mükemmel bir kas ve sinir sistemiyle elimizin tüm canlılar dünyasında bir eşi daha yoktur. Tüm bunlar, bu organımızın son derece fonksiyonel olarak kullanılabilecek şekilde yaratılmış olmasından kaynaklanmaktadır.
Elimizi avuç içinden aşağıya ve yukarıya doğru 180 derece oynatabiliyoruz. Hayvanlar aleminde sadece yırtıcı kuşların başları bu kadar mükemmel bir dönüm açısına sahiptir. Elin özelliklerden bir diğeri, başparmağının öbür parmaklardan herbirine değebilecek kadar oynak olmasıdır. Tabii başparmağın diğer parmakların karşısına gelebilmesi için sadece oynak olması yeterli değildir. Aynı zamanda uygun uzunlukta ve uygun yerde olması da gerekmektedir.
Baş parmak, diğer parmakları idare eden bir görev yüklenir ve tutuşlarda "kuvvet ayarlayıcısı" olma özelliğini kazanır: Bu kitabın bir sayfasını çevirdiğiniz zaman, elinizin birçok işi aynı anda yaptığını biliyor muydunuz? Sayfanın sağ üst köşesinden tutunuz. Bir sayfayı tespit edip çevirirken, işaret ve orta parmağınız, baş parmağınıza basınç uygulayacaktır. Böylece farkında olmadan sayfayı çevirir ve bırakırsınız.
Baş parmaksız bir el, normal bir elin yapabileceği işlerin önemli bir kısmını yapamaz. Yaptıklarının verimi ise normal ele göre daha düşüktür.
Elin özelliklerinden bir diğeri, güçlü olduğu kadar büyük hassasiyete sahip olmasıdır. Çok sayıda kas ve sinirlere sahip olan kollarımız, şartlara göre elimizin kuvvetli veya yumuşak kavramasını sağlarlar. Elimiz kas ve sinirlerin yanında bazı küçük yapıları da barındırır. Parmaklarımızın ucundaki tırnaklar, gereksiz bir aksesuar değildir. Yere düşmüş bir iğneyi alırken, parmaklarımız kadar tırnaklarımızın da yardımına başvururuz. Cildimizde parmak izlerimizi oluşturan pürüzler ve tırnaklar sayesinde, küçük şeyleri rahatlıkla kavrayabiliriz. Hepsinden önemlisi tırnaklar, parmakların, tuttukları cisme uygulamaları gereken hassas basıncın ayarlanmasında büyük rol oynarlar.
Elimizle nesnelere dokunur, onların yerini ve biçimini değiştirir, ağırlıklarını tartarız, ısısını, dayanıklılığını ölçeriz, nesnelerin sert mi yumuşak mı olduğunu hissederiz.

Elimizi diğer organlarımızdan ayıran bir başka özelliği de yorulmamasıdır. Yapılan araştırmalarda normal bir insanın hayatı boyunca elini en az 25 milyon kez açıp kapadığı tespit edilmiştir. Bu, herhangi bir aletin kıramayacağı kadar büyük bir rekordur.
Tıp ve bilim dünyasının büyük çabalarından birini, elin bir benzerini yapay olarak meydana getirmek oluşturur. Bunun için yapılan tüm robot ellerin ortak özelliği, bunların güç açısından insan eliyle aynı performansa sahip olmalarıdır. Ancak dokunmadaki hassasiyet, mükemmel manevra yeteneği ve değişik işler yapabilme konusunda aynı şeyi söylemek mümkün değildir.
Nitekim birçok bilim adamı, insan elinin tüm fonksiyonlarına sahip robot bir elin gerçekleştirilemeyeceğini düşünmektedir. Bunlardan biri de "Karlsruhe Eli" olarak adlandırılan robot eli yapan mühendis Hans J. Schneebeli'dir. Schneebeli, bu konuda şunları söylüyor:
Robot eller üzerinde ne kadar çok çalışırsam, insanların sahip oldukları ellere de o kadar çok hayran oluyorum. İnsan elinin yaptığı işin bir kısmına bile ulaşabilmemiz için daha çok zamanın geçmesi gerekiyor.
Eldeki tasarım o denli kusursuzdur ki, modern teknoloji ile üretilen robotlar asla insan elini taklit edememektedirler. Hiçbir robot el, insan elinin yaptığı işlerin hepsini birden yapamaz.El genelde gözün ortaklığıyla işleyen bir organdır. Gözün algıladıkları beyne ulaştırılır ve beyinden gelen yeni bir komutla, el, yapacağı işe uygun olarak harekete geçer. Tabii ki bunlar çok kısa sürede ve bizim bu iş için özel bir çaba sarfetmemize gerek kalmadan gerçekleşir. Dokunma sırasında bir olağanüstülük varsa parmak ucundaki sinirler, beyne yeniden sinyal yollarlar. Bu yeni sinyale göre değerlendirme yapılır ve elin hareketi yeniden düzenlenerek, uygulamaya konulur.
Robotlar ise ancak ya görme ya da dokunma özelliğini esas alarak hareket edebiliyorlar. Ayrıca robot eller farklı fonksiyonları yerine getiremiyor. Örneğin piyano çalabilen bir robot el, çekiç tutamıyor. Çekiç tutan robot ise bu kez yumurtayı kırmadan kavrayamıyor.
Tüm bunların üstüne insanda iki elin beraber çalıştığı, hareketlerin beyin yönetiminde yapıldığı ve bu yönetimin de sinir sistemi aracılığıyla gerçekleştirildiği de eklenirse, elin sadece işleyişini anlamanın bile ne derece büyük bir çabayı gerektirdiği daha iyi anlaşılır.

Anlaşılan bir diğer önemli gerçek ise, bu denli üstün bir tasarıma sahip olan elin, mutlaka bir "tasarımcı"nın elinden çıkmış olması gerektiğidir. Modern teknoloji tarafından tam anlamıyla taklit bile edilemeyen bir tasarım, kuşkusuz evrim teorisinin öne sürdüğü gibi tesadüflerle ortaya çıkmış olamaz.