Hayatın Şifreleri
DNA'nın sahip olduğu milyonlarca basamaklık şifrelere, insana ait bütün bilgiler kaydedilmiştir. Şifreler yalnızca hücrenin anlayabileceği bir dilde yazılmıştır. Bu bilgiler organların yapılarından, kişinin fiziksel özelliklerine kadar vücudun bütün ayrıntılarını içerir. Anne karnındaki tek hücreden, bir insan oluşana kadarki bütün aşamalar DNA'daki bu bilgilere sadık kalmak suretiyle gelişir.
Normal şartlarda tek bir hücrenin bölünmesi sonucunda yine aynı tip bir hücre oluşmalıdır. Bu yüzden anne karnındaki tek bir hücrenin bölünmesi sonucunda da milyonlarca benzer hücrenin oluşturduğu bir et topu meydana gelmelidir. Fakat böyle olmaz. Bölünme sırasında birden hücreler arasında farklılaşma başlar. Bazı hücreler kemik hücrelerini, bazı hücreler göz hücrelerini, bazıları beyin hücrelerini oluşturur.
Peki ama nasıl olur da aynı atadan gelen iki hücre, üstelik DNA'ları birbirlerinin aynısıyken iki farklı hücre olurlar?
Hücrenin nasıl böyle bir karar aldığı bilimsel olarak açıklanamıyor. Zaten teknik olarak açıklanabilmesine de imkan yok. Bilinen tek şey göz hücresi olmak isteyen hücrenin milyonlarca basamak bilgi arasından yalnızca göze ait olanları kullanmaya başladığı, bu sayede göz hücresi olabildiğidir. Burada çeşitli sorular akla geliyor: Bir hücre neden göz hücresi olmak ister? Göze ait bilgileri milyonlarca farklı bilgi arasından nasıl bulur?
Yukarıda, hücrelerin nasıl birbirlerinden farklılaştıklarına kısaca değindik. Bu farklılaşma sonrasında akıl almaz bir olayla daha karşılaşıyoruz. Bu da değişik hücrelerin kendi aralarında organize olup karmaşık organları meydana getirmeleridir. Peki bu organizasyon nasıl sağlanır?