Cehenneme kimler gidecek

Bir gazete, yine bir saçmalığa imza attı. Bir yazar, Kur'an-ı Kerim ve Türbancılar başlıklı bir yazısında, türbanlı Müslüman kadınlara verip veriştirdi ve onlar için "Türbanı bir flamaya dönüştürüp siyaset sahteciliğinin en büyüğünü yaparak Müslümanlık taslayanlar ikiyüzlü yalancılardır... Bunlar Müslüman değil, kutsal Müslümanlığı kullananlardır... Topu cehennemliktir, çünkü Anadolu insanına en büyük kötülüğü yapıyorlar." dedi.
Bu gazete şekil ve tasarım itibarıyla en ciddi görünen gazetemizdir. Maalesef muhteva, yayın siyaseti bakımından en gayrıciddi gazetemiz de odur.
İslam dininde kadınların başlarını örtmesi yokmuş!.. Bu kocaman bir yalan ve hezeyandır. Böyle bir iddiayı Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığı Fetva Kurulu, gerekçeli ve ayrıntılı iki fetvası ile reddediyor.
Kadınların tesettürü, başlarını örtmeleri Kur'an-ı Kerim ile, Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimizin sünneti ile ve icma ile sabittir.
Tesettür farzdır. Bu farzı inkar eden İslam dininden çıkmış olur. Farziyetini inkar etmeden örtünmeyen ise günahkar olur.
Bu yazar, Atatürkçü geçiniyor. Peki, Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanımın, eşi Latife Hanımın tesettürlü olduklarını bilmiyor mu? Çarşaf gibi fotoğrafları var.
Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk'ün tesettür lehinde konuşması vardır. Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, 2/87
21 Mart 1923 tarihinde Konya Hilaliahmer Kadınlar Şubesi'nin tertip ettiği çay ziyafetinde şöyle söylüyor: "......Filhakika memleketimizin bazı yerlerinde, en ziyade büyük şehirlerinde tarzı telebbüsümüz yani giyim tarzımız, kıyafetimiz, bizim olmaktan çıkmıştır!...Dinimizin tavsiye ettiği tesettür hem hayata, hem fazilete uygundur...Tarz-ı telebbüsümüzü ifrata vardıranlar, kıyafetlerinde aynen Avrupa kadınını taklid edenler düşünmelidirler ki, her milletin kendine mahsus an'anesi, kendine mahsus adeti, kendine göre milli hususiyetleri vardır. Hiçbir millet aynen diğer milletin mukallidi olmamalıdır. Çünkü böyle bir millet ne taklit ettiği milletin aynı olabilir, ne kendi milleti dahilinde kalabilir. Bunun neticesi şüphesiz hüsrandır. Tarz-ı telebbüsümüzde ruhi ihtiyacını tatmin için islam ve Türk hayatını iptidadan bugüne kadar layıkiyle tetkik ve etrafiyle tavzih etmekliğimiz lazımdır."
Yine Cumhuriyetin başlarında Mustafa Kemal Paşa, İzmir'e giderken Balıkesir'de durmuş, öğle namazını Zağanos Paşa Camii'nde kılmış, sonra minbere çıkarak hutbe okumuştur. Bu hutbede İslam dinini övmüştür. O tarihlerde bu seyahatin hikayesi ve okunan hutbe metni "Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa İzmir Yollarında" adlı bir kitapçıkta anlatılmıştır. Daha sonra bu kitap Latin harfleriyle İş Bankası Yayınları arasında çıkmıştır. Bu yazar alsın da okusun.
Başörtüsü, bir farz olmanın yanında bir tercihtir de... Bütün İslam kadınlarının siyasi maksatlarla örtündüklerini iddia etmek gülünçtür. İslamcılık hareketi ve Siyasal İslam yok iken de başörtüsü vardı. Başörtüsü İslam dininin zuhurundan önce de vardı. Başörtüsü Yahudilikte, Hıristiyanlıkta, Hinduizmde ve başka dinlerde de vardır.
Bu yazar, türbanlı Müslüman kadınlarına cehennemlik diyor. Aynaya baksa iyi eder.
Asıl cehennemlikler türbanlı kadınlar ve kızlar değil; din ve inanç hürriyetine saldıranlardır.
Türbanı flama haline getirmişler... Ne kadar saçma, sübjektif, indi bir hükümdür bu.
Doğru dürüst tesettüre girmeyen birtakım havalı ve boyalı Müslüman kadın ve kızları biz de tenkit ediyoruz.
Şu türban konusunu dillerine sakız ettiler, sonunda türban manyağı oldular. Hoşlanmamak, beğenmemek onların hakkıdır. Lakin hiç durmadan saldırmak, sövüp saymak hakkına sahip değiller.
Avrupa'daki Hıristiyan ülkelerde bile bizdeki gibi türban yasağı yok. Amerika'da, Kanada'da, İngiltere'de, Almanya'da, İsveç'te resmi üniformalı türbanlı polis hanımlar var.
Fransa dahil dünyanın bütün ileri, medeni, hukuklu, insan haklarına saygılı demokrat ülkelerde Müslüman kız öğrenciler üniversitelere başörtülü olarak gidebiliyorlar.
Türbanı yasaklamak, türbanlılara hakaret etmek, türbanlılara baskı yapmak, türbanlıların tahsil haklarını engellemek bir insan hakları ihlalidir. Bunu anlamak için hukukçu olmaya lüzum yok. Biraz insaf, iz'an ve vicdan yeterlidir.
Örtünen kadınlara örtünün diye baskı yapan yok. Aksine açılın diye kanun dışı, adalet dışı, hukuk dışı baskılar yapılıyor.
Başları örtülü diye üniversitelere alınmayan nice kızımız, Viyana'ya gittiler ve orada tesettürlü olarak parlak tahsiller yaptılar. Rektörler, dekanlar, profesörler onlara diploma verdi. Kimisi yüksek lisans, kimisi doktora yaptı. Kimse onlara, başınızı niçin örtüyorsunuz diye sormadı, onlar mı medeni, yoksa bizdeki başörtüsü düşmanı Don Kişotlar mı?
İnsanlığın en kutsal hürriyeti din, inanç, vicdan, inandığı gibi yaşamak hakkı ve hürriyetidir. Bu hürriyeti zalimane bir şekilde kısıtlayanlar ve ihlal edenler hukuk önünde suçlu, tarih önünde sorumludur.
Tesettüre açılan savaş, başlangıçta kaybedilmiş bir savaştır. Bu yazar ve yoldaşları boşuna kızıp köpürüyorlar, çırpınıyorlar, saldırıyorlar.
Mehmet Talu