+ Cevap Ver
2 sonuçtan 1 ile 2 arası
Like Tree1Beğeniler
  • 1 Post By EMRE CAN

Nurculuk risâleleri asrin tefsîri midir!?(*)

 İslami Konular ve kaynakları Katagorisinde ve  Akaid Forumunda Bulunan  Nurculuk risâleleri asrin tefsîri midir!?(*) Konusunu Görüntülemektesiniz.=>NURCULUK RİSÂLELERİ ASRIN TEFSÎRİ MİDİR!?(*) [Risâle-i nur, Abdülkâdir Geylânî, İmâm-ı Gazâlî, Muhyiddîn Arabî, İmâm-ı Rabbânî, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî tefsîrlerinden daha üstündür.] Saîd Nursî, İşârâtü’l-îcâz, Bir müdâfe’a(Mehmed Kayalar) Saîd Nursî diyor ki: “İsrâiliyyât kitâblarımıza karışdı ve cezâ olarak bizi geri bırakdı.”(Muhâkemât, s.11,19), “Bu yüzden mürşid olarak Kur’ânı seçdim.” (Mektûbât, 28.mektûb); ” ...

  1. #1
    Üst Düzey Yönetici
    Üyelik tarihi
    Dec 2015
    Mesajlar
    273
    Tecrübe Puanı
    4

    Standart Nurculuk risâleleri asrin tefsîri midir!?(*)

    NURCULUK RİSÂLELERİ ASRIN TEFSÎRİ MİDİR!?(*)

    [Risâle-i nur, Abdülkâdir Geylânî, İmâm-ı Gazâlî, Muhyiddîn Arabî, İmâm-ı Rabbânî, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî tefsîrlerinden daha üstündür.]
    Saîd Nursî, İşârâtü’l-îcâz, Bir müdâfe’a(Mehmed Kayalar)

    Saîd Nursî diyor ki:

    “İsrâiliyyât kitâblarımıza karışdı ve cezâ olarak bizi geri bırakdı.”(Muhâkemât, s.11,19),
    “Bu yüzden mürşid olarak Kur’ânı seçdim.” (Mektûbât, 28.mektûb);
    ” Risâle-i nûr’un Kur’ân’dan başka me’hazı yok, Kur’ân’dan başka üstâdı yok, Kur’ân’dan başka merci’i yokdur.Doğrudan doğruya Kur’ânın feyzinden mülhemdir.”Sikke-i tasdîk-ı gaybî, s. 96; Şu’â’lar, 1. şu’â,

    Cevâb: Saîd Nursî, tahsîlinin üç ay kadar olduğunu ya’nî çok az tahsîl gördüğünü bizzât kendisi i’tirâf etdiği hâlde, (Şu’âlar, 1.şu’â, s.626)ilmî kifâyetsizliğine bakmadan, Kur’ân-ı Kerîm’i mürşid edindim diyerek tefsîr etmeye kalkışmış, bu yüzden çok büyük hatâlara düşmüşdür. Hadîs-i şerîflerde Kur’ân’dan başka delîl kabûl etmem ), diyenler çıkacakdır.Ebû Dâvüd ; (Hadîsi bırak, Kur’âna bak), diyenler, bana inanmayanlar çıkacakdır.Ebû Ya’lâ ;Bana Kur’ânın misli kadar daha hüküm verildi. İmâm-ı Hanbel.Cebrâîl aleyhisselâm, Kur’ânı ve O’nun açıklaması olan sünneti de getirdi.Dârimî; Kibirli kişiler çıkacak, (Allâh Kur’ânda bildirilenden başka bir şey’i haram kılmadı ) diyecek. Yemîn ederim ki, benim emretdiğim, yasakladığım, koyduğum hükümler de vardır. Bunların sayısı Kur’ândaki hükümlerden daha çokdur.Ebû Dâvüd;(Yalnız Kur’ândaki helâl ve harâmı kabûl ederim) diyenler çıkacakdır. İyi bilin ki, Rasûlün harâm kılması, Allâh’ın harâm kılması gibidir. Tirmizî; Dârimî
    Rasûlüllâh aleyhisselâm Kur’ân-ı Kerîm’in tefsîri ile alâkalı buyuruyorki:
    “ Kim Kur’ân-ı Kerîmi kendi görüşüyle tefsîr ederse, isâbet etse dahî hatâ etmiş sayılır. ”Tirmizî, Ebû Dâvüd’den hadîs-i şerîf.
    “ Kim Kur’ân-ı Kerîmi kendi görüşüyle tefsîr ederse cehennemdeki yerine hazırlansın.”Tirmizî; Hanbel’den hadîs-i şerîf.
    “Kur’ân-ı Kerîmi kendi görüşüne, kendi anlayışına göre tefsîr eden kâfir olur.”Rezîn’den hadîs-i şerîf; İmâm-ı Rabbânî, mektûbât, c.1/ 234.mektûb.

    “Kur’ân-ı Kerîmi mürşid edindim, Kur’ân-ı Kerîmden başka her şey’e isrâiliyyât, hurâfeler karışdı” diyen Saîd Nursî, mürşidim dediği Kur’ân-ı Kerîme de ters düşmekdedir. Allâhü te’âlâ, Bakara Sûresi[Sûreninokunuşu kırâ’et,mahrec kâidesine göre Begara’dır] 151.âyet-i kerîmesindeRasûlüllâh aleyhisselâm için “…size bilmediklerinizi öğreten bir rasûl gönderdik.”Ayrıca otuzdan fazla âyet-i kerîmede: “Rasûlüllâh’a itâ’at edin” buyurmakdadır, ve “ kim Rasûle itâ’at ederse, Allâh’a itâ’at etmiş olur.” Nisâ, 80. âyet-i kerîme. “Rasûlüllâh size neyi verdiyse onu alın, neyi de size yasak etdiyse sakının.”Haşr,7“Onun (Rasûlün) hükmüne inanmadıkça îmân etmiş olmazlar.”Nisâ, 65“Rasûlüllâh’a uyun ki, doğru yolu bulasınız.”A’râf,158.âyet-i kerîme; “Rasûle isyân edenlerin (inanmayanların) ebedî olarak cehennemde cezâlandırılacakları ” Nisâ, 14 ve“ Rasûlü inkâr edenlere çılgın ateşin hazırlandığı ”,Feth, 13’de haber verilmekde, âyet-i kerîmelerde, Rasûlüllâh’a aleyhisselâm uymamız gerekdiği, ya’nî onun sözlerine, fiillerine isyân etmenin Allâhü te’âlâ’ya isyân olduğu bildirilmekde, âlimler hakkında da “ Bilmiyorsanız, bilenlere (âlimlere) sorun.”Nahl, 43; Enbiyâ, 7.âyet-i kerîme, buyurulmakdadır.

    Saîd Nursînin, sapık selefîlerle aynı görüşde olması dikkât çekicidir. Kur’ân-ı Kerîmden başka her şeye karşı çıkan selefîlerin esâs hedefleri hakları olmadığı hâlde kendilerini İslâm âlimlerinin yerine geçirmek istemeleridir. Selefîlerin ve masonların iddi’â etdikleri geri kalmışlığın sebebi, ne îslâmî hükümlerin zamâne göre değişdirilmeyib sâbit bırakılmasından ne de Îslâm dînine isrâiliyyât karışmış olmasındandır. Müslümânların geri kalmışlığının esâs sebebi dînlerini ihmâl etmelerinden, ya’nî Îslâm dîninin emir ve yasaklarına hakkıyla uymamalarından, dîne bağlılıklarını gevşetmiş olmaların- dandır. Biz dîni yaşayışımızda ileri değiliz ki geri kalmışlığımız Îslâma veyâ Îslâm anlayışımıza yüklenebilsin. Saîd Nursînin bu husûsda masonların, vehhâbîlerin görüşleri ile farklılık göstermemesininin sebebi onun İttihâdcı olmasındandır. (Kastamonu lâhikası s.55; Volkan Gazetesi, sayı 105)

    “ İttihâd ve Terakkî’nin şark vilâyetlerindeki şu’belerini bir derece istihsân (güzel görme) ve tebrîk ederim ” diyen Saîd Nursî,
    “İttihâd ve Terakkî partisinin , kendisine ondokuz bin altın verdiğini i’tirâf eder.”Şu’âlar,14. şuâ, s.440; Kasta-monu Lâhikası, s.55

    Mason Cemâleddin Efgânî(1838-1897) ve mason Muhammed Abdüh’e(1849-1905)selefim (üstâd, öncü) diyen ( Târîhçe-i hayât, s.68; Dîvân-ı harb-i örfî, s.6 )Saîd Nursî de hep selefîdirler, bu selefîlik ona üstâdım dediği mason kişilerden ve İttihâd ve Terakkî partisine mensûb olmakdan bulaşmışdır…

    Saîd Nursî, vehhâbîleri de över :
    “Vehhâbîlerin nemâza çok dikkât etmeleri iftihâr edilecek şey’dir.” ve “İslâm büyüklerinin türbelerini mukaddes görmek sebebiyle Allâh vehhâbîleri musallat etdi.”( Mektûbât, 28. mektûb ) demesi, ittihâdcılığından kaynaklanmakdadır.
    Şimdi de, her şey’e karşı çıkarak, ilmi kifâyetsizliğini bakmadan,Kur’ân-ı Kerîmi kendi aklınca açıklamaya çalışan Saîd Nursînin düşdüğü hatâların bir kısmını kıymetli okuyucularımıza sunmak istiyoruz :
    Saîd Nursî diyor ki : Bakara Sûresi 25. âyet-i kerîmeyi kendi aklınca açıklarken “minhâ min semeratin (ondan,meyveden ) denilmekdense,” min semerâtih┠( meyvelerden ) denilmiş olsaydı daha muhtasar ve daha güzel olurdu . (İşârâtü’l-îcâz, Bakara Sûresi 25. âyet-i kerîmenin açıklaması sonunda )diyerek kur’ân-ı Kerîmi tenkîd etmişdir...

    Cevâb : Bırakın dahâ güzelini, bir benzerinin dahî yazılamıyacağını Allâhü te’âlâ bir çok âyet-i kerîmede (Bakara Sûresi,23-24; Yûnüs,38; Hûd,13-14; İsrâ, 88;Tûr,34),bildirdiğine göre , aklı yerinde bir müslimânın böyle bir söz söyliyebilmesi mümkin değildir. Zülcenâheyn âlimlerin dahî, kur’ân-ı Kerîmin belâgatı karşısında âciz kaldıkları düşünülürse, kendisinin bizzât üç ay tahsîl gördüğünü i’tirâf eden (Şu’âlar, 1.şu’â ) bu yüzden yazılarında çokca imlâ hatâlarına rastlanılan bu kişininin, Kur’ân-ı Kerîmi tenkîd etmesini aklen açıklama imkânı yokdur. “Daha güzel olurdu” sözü karşısında, şu âyet-i kerîmeyi de göz önünde tutmakda fâide vardır:”Bu Kur’ân,Allâhdan başkasının sözü olsaydı,içinde çok uygunsuzluklar bulurlardı” Nisâ Sûresi,82
    [ Saîd Nursî’nin seçkin talebelerinden Mehmet Fırıncı hocadiyorki : ” Saîd Nursî, annenin, evlâddan mîrâs almasını tenkîd ederdi, hattâ, Kur’ân ahkâmından tenkîd etdiği şeyler de vardır.” Cumhûriyyetci olan Saîd Nursî’nin, (Şu’âlar,12.şu’â) İslâm mîrâs hukûku yerine, İsviçre medenî hukûkunu tercîh etdiği anlaşılmakdadır.]

    Saîd Nursî diyor ki;
    “Ermenilerle gönülden dost olub, el ele vereceğiz.”Târîhçe-i hayât s.66;
    “Mehdî’nin üçüncü vazîfesi, îsevî rûhânîlerle ittifâkedib…”Sikke-i tasdîk-ı gaybî, s.12;
    “Memleketin se’âdeti ve selâmeti Ermenilerle ittifâk ve dost olmağa bağlıdır.” Âsâr-ı bedî’ıyye, s.318, Elmas Neşriyyât, 2004, İstanbul
    “Misyonerler ve Hıristiyan rûhânîleri, hem nûrcular, çok dikkât etmeleri elzemdir. Çünki, her hâlde şimâl cereyânı, İslâm ve Îsevî dîninin hücûmuna karşı kendini müdâfe’a etmek fikriyle, İslâm ve misyonerlerin ittifâklarını bozmaya çalışacak.”Emîrdağ Lâhikası, s.108
    Saîd Nursî kâfirlerle dost olmak istediğini ayrıca şu kitâblarında da belirtir:Lem’alar, hâşiye, s.55; Emîrdağ lâhikası, s.53, 139; Sikke- i tasdîk-ı gaybî, s,11; Mektûbât, s.60; Şu’âlar, s.506; Hutbe-i şâmiyye, s.38; Târîhçe-i hayât, s. 66

    Cevâb: Allâhü te’âlâ ise Kur’ân-ı Kerîmde: “Sen dînlerine uymadıkça ne yehûdiler ve ne de hıristiyanlar asla senden râzı olmazlar.”Bakara Sûresi, 120. âyet-i kerîme (Kurtubî, Câmi’ül-ahkâmi’l-Kur’ân,c.1, s.481 )
    “ Onlar (Kâfirler) güçleri yeterse, sizi dîninizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devâm ederler.”Bakara sûresi, 217. âyet-i kerîme.
    “Ey îmân edenler, yehûdi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdır. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o da onlardandır.” Mâide Sûresi, 51. âyet-i kerîme ( Taberî, Câmi’ül beyân fî tefsîri’l- Kur’ân, c.6, s.177-178 );Âl- iimrân,118
    “Ey îmân edenler, eğer küfrü îmâna tercîh ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi dahî dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse, işte onlar, kâfirlerin tâ kendileridir.”Tevbe Sûresi, 23. âyet-i kerîme ( Taberî, Câmi’ül beyân fî tefsîri’l- Kur’ân, c.10,s.69)
    “Allâh’a ve âhiret gününe îmân eden hiçbir topluluğun, babaları, oğulları, kardeşleri, yâhûd kendi soy-sopları olsalar dahî, Allâh’a ve rasûlüne düşmân olan kimselere sevgi beslediğini göremezsin.”Mücâdele Sûresi, 22. âyet-i kerîme (İbni Esîr, Üsüdü’l- ğâbe, c.3,s.128 )
    “Mü’minleri bırakıb da inkârcıları dost edinmeyin. Kim böyle yaparsa Allâh ile bir ilişiği kalmaz.”Âl-i imrân, 28. âyet-i kerîme.[Fahreddîn Râzî,Tefsîr-i kebîr’de ,bu âyet, kâfirleri sevmeği harâm etdi,demekdedir.]
    “Kâfirlere karşı sert davran.”Tevbe Sûresi 73,123; Feth Sûresi ,29;Tahrîm,29. âyet-i kerîme. [Bu husûsda şu âyet-i kerîmelere de bakılabilir: Âl-i İmrân,118; Nisâ, 89,139, 144;Mâide 55,57; Tevbe, 71; Mümtehine, 1,9, 13]; İmâm-ı Süyûtî, Lübâbü’n- nükûl, c.2, s.166; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, c.1/163,165,193. mektûblar
    “ Allâh katında dîn İslâmdır.” Âl-i imrân,19;
    “Allâh onları (yehûdî ve hıristiyanları) kahretsin.” Tevbe,30
    “ Kim, İslâmdan başka bir dîn ararsa onun dîni kabûl edilmeyecek ve o Âhiret’de husrâna uğrâyanlardan olacakdır.” Âl-i imrân,85
    “Allâh’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin tâ kendileridirler.”Mâide,44
    Rasûlüllâh aleyhisselâm ise : ”Kâfirler ile dost olanlara,Allâhü te’âlâ la’net eder” İmâm-ı Muhammed Ma’sûm,c.1/29;c.3/55.mektûb
    “Kişi sevdiği ile berâberdir”buyuruyor.Buhâri,Müslim
    Saîd Nursînin bir başka çok büyük yanlışı “ Dînler Arası Diyalog “ tarafdârlığıdır, bu fikri selefim (üstâdım, öncüm dediği mason Cemâleddin Efgânî ve Muhammed Abdüh’den kaynaklandığı anlaşılmakdadır. (Târîhçe-ihayât, s. 46; Şerîf Mardin, Türkiye’de Dîn ve Siyâset, s. 178-179, İletişimYayınları) Saîd Nursî ayrıca mason Muhammed Abdüh’ün kitâblarından istifâde etdiğini de bildirir. (İşârâtü’l-îcâz,s.224) Saîd Nursî ile Muhammed Abdüh’ün kâfirlere bakışı bir farklılık göstermez. Muhammed Abdüh İslâmiyyet ve Nasrâniyyet kitâbında, diyor ki: “Bütün dînler birdir,dış görünüşleri değişikdir.”, Londra’daki bir papaza yazdığı mektûbunda ise “İslâmiyyet ve Hıristiyanlık gibi iki büyük dînin elele vererek kucaklaşmasını beklerim.”Zilzâl sûresi, 7. âyet-i kerîmeyi açıklarken ise “Müslim olsun, kâfir olsun sâlih amel işleyen herkes cennete girecekdir.” diyerek Kur’ân-ı Kerîme ters düşüyor… Bu zırvasından dolayı hayrânlarından Seyyid Kutub dahî,Nisâ Sûresi, 124.âyet-ikerîmeyi açıklarken Muhammed Abdüh’ü tenkîd etme ihtiyâcı duymuşdur…

    Saîd Nursî, bu kadar âyet-i kerîmeye rağmen her nedense âyet-i kerîmelere muhâlefet ederek, kâfirlerle ittifâkı tercîh eder, bu yüzden kâfirlerle diyolog fikrinin öncülerinden sayılmakdadır.”Dînler Arası Diyalog” fikrini ilk ortaya atan, bin sene kadar evvel hıristiyanlar tarafından kurulan İhvân-ı safâ’dır.Bu eski sapık fırkanın inancı tekrâr büyük bir gayretle,hıristiyanlarca cânlandırılmaya çalışılmakdadır.Saîd Nursî’nin yaklaşık yüz sene evvel bu husûsda büyük bir gayret sarf etmesinin arkasında ba’zî art niyetlerin olmadığını düşünmek mümkin değildir.

    Saîd Nursî, 1950’li yıllarda Amerika’dan getirilerek Fener Rum Ortodoks patrikliğiyle vazîfelendirilen Athenagoras’ın, tezellül olmasına rağmen, ayağına kadar gider. (Necmeddîn Şâhiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Saîd Nursî, s. 415)
    İş bu kadarla da kalmaz, halvete varan husûsî görüşmeleri netîcesinde “ Dînler Arası Diyolog ” senaryosunun plânları yapılır.
    Şimdi de hıristiyân âleminin bu husûsdaki çalışmalarına temâs ederek, gerçekleri göz önüne serelim:
    Papa II.John Paul’un 24 Aralık 1999’da yayınladığı mesajında “Birinci bin yılda Avrupa hıristiyanlaşdı, ikinci bin yılda Amerika ve Afrika hıristiyanlaşdırıldı, üçüncü bin yılda ise Asya’yı hıristiyanlaşdıralım”.1991 yılında da “ Redem Ptoris Missio ” (kurtarıcı misyon) isimli genelgesinde “Dînler arası Diyolog, bütün insânları kiliseye döndürmeye amaçlı misyonunun bir parçasıdır.” demekdedir.

    Hıristiyân âleminin reîsi papa 16.Benediktus’un yakın bir târîhde (12 Eylül 2006) yapdığı konuşmada, büyük bir cür’etle, “Muhammed fitneyi ateşledi ” demesi, gizlemiş olduğu nefreti ve art niyyeti, İslâma olan düşmânlığını ortaya koymakdadır. Ayrıca Rasûllüllâh’a aleyhisselâm hakâret eden karikatürün “Kiliseler Birliği” nin merkezi olan Danimarka’da yayınlanması da boşuna değildir. Hıristiyanların İslâma ne gözle bakdıklarını göstermesi bakımından çok mânidâr ve dikkât çekicidir. Müşteşrik Prof. Dr. Thomas Michel’in (katolik râhib), “ Dînler Arası Diyolog Konsülü Asya Masası Başkanı ”nın nurcu olarak bilinen “Yeni Asya ” Gazetesi’nin tertîb etdiği “ Dînler Arası Diyolog Konferansı”na başkanlık etmesi de hıristiyanların kimleri oyuna getirdiklerini göstermek bakımından önemlidir. (23.03.2004 tarihli “ Yeni Asya ” gazetesinin ilâvesinde bu habere yer verilmişdir.)

    Artık bu kadar hakîkat karşısında gerçekleri görerek, bu oyuna karşı uyanma zamanı çokdan gelmişdir. Şu anda hâmisi bulunmayan müslimânların zayıf durumundan yararlanarak onları hıristiyan yapmak isteyen müşrik hıristiyanlar kendilerine yardımcı bulabilmekde, bu husûsda büyük paralar sarfedildiği de bilinmekdedir.

    Saîd Nursî diyor ki:“Birden kalbime geldi ki… mazlûmlar, kâfir de olsa, âhırete göre o dünyevî âfâtdan çekdikleri belâlara mukâbil rahmet-i ilâhiyyenin hazînesinden öyle mükâfâtlar var ki, eğer perde-i gayb açılsa o mazlûmlar haklarında büyük bir tezâhür-i rahmet görüb(Yâ Rabbi şükr elhamdülillâh)diyeceklerini bildim ve kat’î bir sûretde kanâ’at getirdim.”Kastamonu lâhikası, s.53; İşârâtü’l-îcâz, Bakara Sûresi 7.âyet-i kerîme açıklaması sonunda.
    Cevâb: Allâhü te’âlâ, A’râf Sûresi, 156. âyet-i kerîmede: “Rahmetim bana karşı gelmekden sakınan, zekâtı veren, âyetlerimize inanan, iyilik edenleredir.”, Tevbe,113’de: “ Kâfirlerin avf edilmelerini istemenin uygun olmadığı” buyurulmakdadır. Kâfirlere âhıretde rahmet değil, ebedî cehennem azâbı vardır. Nisâ, 124; Hadîd 29; A’râf 56. âyet-i kerîmelere ve İmâm-ı Rabbânî, c.1/96,266. Mektûb; İmâm-ı Muhammed Ma’sûm, c.1/11,220. mektûblara bakılabilir.

    Saîd Nursî diyor ki:“Kâfir amelinin cezâsını çekdikden sonra; ateşe alışır ve evvelki şiddetlerden kurtulur.”İşârâtü’l îcâz, Bakara Sûresi, 7.âyet-i kerîmenin açıklaması sonunda.
    Cevâb: “Kâfirlere cehennem azâbı ebedîdir.” Nisâ, 169; Ahzâb, 65; Cinn, 23(Bu husûsda çok âyet-i kerîme vardır).
    “(Kâfirler) ateşten çıkacak da değillerdir.” Bakara, 167; Mâide, 37; tevbe, 68; Şûrâ, 45. âyet-i kerîmelere bakılabilir.

    “Rezîl eden, dâimî azâb.”Nisâ, 14, 102, 138, 173; Mâide, 36, 73; Hûd, 39; Kehf, 2; Zümer, 40; Saff, 10. âyet-i kerîmelere bakılabilir.

    “Kâfirlere azâb hiç hafîfletilmez.”Bakara, 86, 162; Âl-i İmrân, 88; Nahl, 85; İsrâ, 97; Fâtır, 36; Zühruf,75; Fürkân, 65; Yûnüs ,52 ; Secde ,14 .âyet-i kerîmeler; İmâm-ı Rabbânî c.1/ 193, 214; c.2/ 99. mektûb.

    Saîd Nursî diyor ki:“(Kâfirin) hasenâtına (a’mâl-ı hayriyyelerine) mükâfâten cennet hayâtı yaşatabilir.”Mektûbât, 28. mektûbun sonu.
    Cevâb: Kur’ân-ı Kerîmde “ Kâfirlerin amelleri boşa çıkmışdır.”Mâide, 5; A’râf, 147; Tevbe, 17, 69; Kehf,103-105; Zümer,65; Mühammed, 1. âyet-i kerimelere bakılabilir.

    “ (Kâfirlerin) bütün amellerini saçılmış toz zerreleri hâline getiririz.”Fürkân,23. âyet-i kerime

    “ Onların işleri (Kâfirlerin) fırtınalı bir günde rüzgârın şiddetle savurduğu küle benzer. Kazandıkları hiçbir şey’in fâidesini görmezler. ” İbrâhîm ,18.

    “Kâfirlerin amelleri ıssız bir çöldeki serâb gibidir.”Nûr, 39.

    Saîd Nursî;
    Kur’ân-ı kerîmde otuzüç âyet-i kerîmede nûrculukdan bahsedildiğini iddi’â etmişdir. Sikke-i tasdîk-ı gaybî, s.71-121 ve Şu’âlar, I. şu’â, s.621-661 ve Şu’âlar,12.şu’â da,

    Cevâb: Saîd Nursî,bilhassa Bakara Sûresi, 151. âyet-i kerîmede, Rasûlüllâh’a aleyhisselâm hitâb edilmesine rağmen, bu âyet-i kerîmede kendisine hitâb edildiğini iddi’â etmekdedir. Bakara Sûresi 151. âyet-i kerîme aynen şöyledir. “Nitekim kendi aranızdan, size âyetlerimizi okuyan, sizi her kötülükden arındıran, size kitâb ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi öğreten bir rasûl gönderdik.” Bu inancını Sikke-i tasdîk-i gaybî ve Şu’âlar,1.şu’â kitâbında, Kur’ân’da Allâh, otuzüç âyet-i kerîmede nûrculuktan bahsediyor dediği kısmın 12. sırasında açıklamışdır. Allâhü te’âlâ müslimânları böyle inançlara düşmekden muhâfaza buyursun, âmin.

    Saîd Nursî bu hatâlara ebcedle (cifr dediği) rakamlarla çok fazla uğraşma netîcesi düşmüşdür. Hurûfîliğin kurucusu Îrânlı yehûdî Fazlullâh Hurûfî de Kur’ân-ı Kerîmde nerede ‘Fazl’ kelimesi geçdiyse bununla kendisinden bahs edildiğini iddi’â etmişdi. Ya’nî, Saîd Nursî bu husûsda fikir ortaya atanların ilki değildir. (Ayrıca ebced hakkında da tâm bilgi sâhibi de değildir, rakamları ba’zen ilâve ederek ba’zen de eksilterek, kendine mâl etdiği görülmekdedir.)[Yehûdîlikdeki Kabalizm’de ebced’e çok değer verildiğini de bilmekde fâide vardır.] Saîd Nursî’nin, ayrıca Rumûzât-ı Semâniyye adlı oldukça kalın bir kitâbının olduğunu, ebcedle hayli uğraşdığı bu kitâbında da çok büyük hatâlara düşdüğünü hatırlatmak isterim.

    Saîd Nursî: Ebcedle çok uğraşdığından dolayı gaybın bilinebileceği zannına da kapılmış, “ Ebced anahtar-ı gaybîdir “ diyebilmişdir. Sikke-i tasdîk-ı gaybî, s. 98; Şuâ’lar 1. şuâ

    Cevâb:Kur’ân-ı kerîmde gayb’ın yalnızca Allâhü te’âlâ katında olduğu(Mülk, 26. âyet-i kerîme);

    “Gayb ancak Allâh’ındır”Yûnüs, 20; Nahl, 77; Kehf, 26; Neml, 65; Sebe’, 3; Fâtr, 38; Zümer, 46; Hücürât, 18; Teğâbün, 18;

    “Rasûlüllâh’ın aleyhisselâm dahî gaybı bilmediği”A’râf, 188; Hûd, 31;

    “ (Allâh) bütün gaybı yeğâne bilendir. Hiç kimseye gaybını bildirmez. Ancak dilediği rasûl bunun dışındadır.”Cinn, 26-27. âyet-i kerîme.

    Gaybı yalnız Allâhü te’âlâ bilir. Gayb yok demekdir. Yok olan şey bilinemez… Bilinemez ile ilim ilgilenmez. Bilineceğini iddi’â etmek her bakımdan yok olmakdan ve hiçbir şey olmamakdan kurtarmak demektir. Ba’zî zâtlara, gaybî haberlerin Allâhü te’âlâ tarafından bildirilmesi sebebiyle, bu zâtların gaybı bildikleri iddi’â edilemez, ancak Allâhü te’âlânın bildirdiklerini bilebilirler. Ebcedle gaybın bilinemeyeceği kat’îdir. Allâhü te’âlânın mu’cizesi veyâ kerâmeti ile ba’zî zâtlara , gaybî haberleri bildirir, bunun ebcedi bilme ile hiç alâkası yokdur. O zâtlar, Allâhü te’âlânın dostları olduğu için,bu onlara bir ihsânıdır,nebîlere mu’cizesi,velîlere bir kerâmetidir.
    Konu EMRE CAN tarafından (04-07-2017 Saat 08:34 PM ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Üst Düzey Yönetici
    Üyelik tarihi
    Dec 2015
    Mesajlar
    273
    Tecrübe Puanı
    4

    Standart Cevap: Nurculuk risâleleri asrin tefsîri midir!?(*)

    SAÎD NURSÎNİN SULTÂN ABDÜLHAMÎD DÜŞMÂNLIĞI

    Bu yazımızda, Saîd Nursî’nin, Sultan AbdülHamîd’e olan düşmânlığını kendi kitâblarından misâller vererek ele alacağız:
    “ İstibdâd’dan en fazla zararı biz kürdler gördük.“ (1)
    “ Zulm edenler pâdişâh da olsalar haydutdur. “ (2)
    “ İstibdâd pis eliyle…” (3)
    “ İstibdâda sille ( tokat ) vuracağım.” (4)
    “ 25 sene bir istibdâd-ı mutlak…” (5)
    “ Şerî’at ile hiç münâsebeti olmayan o müdhiş istibdâd-ı zâlimâne…” (6)
    “ İstibdâd sebebiyle Ermeniler düşmân oldular.” (7)
    “ Memleketin se’âdeti ve selâmeti Ermenilerle ittifâk ve dost olmaya bağlıdır.” (8)
    “ Meşrûtiyyet hakîkî şerî’atdır.” (9)
    “ Meşrûtiyyetin muhâfazasına çalışınız.” (10)
    “ Meşrûtiyyeti şer’î delîllerle kabûl etdim.” (11)
    “ Seâdetiniz olan meşrûtiyyet.” (12)
    “ Meşrûtiyyetin gelmesi içün, milletin yarısı dahî fedâ olsa buna değer.” (13)
    “ İttihâd ve Terakkî’den 19 bin altın aldım.” (14)
    “ Ben İttihâd ve Terakkî’den ayrılmadım,ba’zîları ayrıldılar, Resneli Niyâzî , Enver Paşa gibi adamlarla şimdi de müttefikim. Lâkin ları bizden ayrıldılar, bataklık yoluna sapdılar.” (15)
    Ayrıca,Saîd Nursî,”İttihâd ve Terakkî’nin şark vilâyetlerindeki şu’belerini bir derece istihsân(güzel görme) ve tebrîk ederim.”der.
    Saîd Nursî’nin İttihâdcılarla işbirliği yapdığı.” (16)
    Saîd Nursî’nin İttihâdcıların kurduğu“ Teşkîlât-ı Mahsûsa’da çalışdığı ” (17)
    “Cumhûriyetçilerden de 150 bin banknot aldığı.”(18)
    “ Cumhûriyetçiyim.” (19)
    “ Hareket Ordusu’nda bulunduğunu…” (20)
    “ Prof. Dr. Şerîf Mardin, Saîd Nursî’nin, Sultân AbdülHamîd’e, mason Cemâleddîn ve mason Muhammed Abdüh’den aldığı ilhâmla karşı geldiğini(21) bu niyyetle, Osmanlıyı yıkmak içün gayret sarf etdiğini dile getirmekdedir. (22)
    Saîd Nursî yalnızca Sultân AbdülHamîd’e düşmân değildir, O, Osmanlı Devletini yıkmak için gayret gösterenlerin safında yer almışdır. Osmanlıya düşmân olduğunu gösteren, çok edeb dışı bir yazısını okuyucularımızdan özür dileyerek burada yer veriyoruz:

    Kânûnî Sultân Süleymân için diyorki :
    “ Hîlâf-ı şerî’at (İslâm dışı) kânûnları Avrupadan getirdiği cihetle, İstanbul’a öyle bir bok sıçdın ki yüz senede kuvvetli sular aksa da temizleyemez.” Sikke-i tasdîk-ı gaybî, S.195. 24 sene gibi çok uzun bir zaman şeyhülislâmlıkda bulunan Zembilli Ali Cemâlî efendi’nin Kânûnî Sultân Sûleymân’a söylendiğini iddi’â etdiği bu sözün ne edeben ve ne de sultâna hürmeten söylenmesi mümkin değildir. [Bu sözü bırakın şeyhülislâmın söylemesini alelâde bir insânın söylemesi dahî edebsizlikdir, bu şeyhülislâma ve Kânûnî Sultân Süleymân’a çok ağır bir hakâret ve iftirâdır.] Saîd Nursînin, Kânûnî Sultân Süleymân zamanında Îslâm âlimlerince kânûn hâline getirilen Îslâm hukûku ile son zamanlardaki kânûnları karıştırdığı anlaşılıyor...

    Muhammed Abdüh’ün talebesi Reşîd Rızâ’nın (23), Sultân AbdülHamîd hakkındaki ”…Ey Müslimânlar,O müstebid hükümdârı çağırın,kandırın,yâhûd zincire vurun.İslâm hükümdârları içinde AbdülHamîd kadar İslâm’a ihânet eden,fıkıh, akâid ve hadîs kitâblarını yasaklayan ve ortadan kaldıran bir kişi göstermek asla mümkin değildir.” iftirâsı ile, ittihâdcı fetvâemîni Elmalı’lı Muhammed Hamdî Yazır’ın , Sultân AbdülHamîd halli için hazırladığı: ”Müslimânların imâmı şerî’at kitâblarını yasaklasa,yakdırsa,devlet hazînesinde isrâf etse,insânları katletse ve zâlim olsa…”ifâdelerinin yer aldığı hâl fetvâsındaki iftirâsının benzerliği fetvânın, ilhâmının nereden kaynaklandığını göstermesi bakımından fevkal’âde dikkât çekicidir.

    Saîd Nursîye, hiç kimse, Sultân AbdülHamîd’i tahtdan indirmek isteyenlerle berâber olmadı, onlara yardım etmedi diyemez, çünkü bu târîhî gerçeklere ve Saîd Nursînin i’tirâflarına ters düşer. Saîd Nursî, Sultân AbdülHamîd’e düşmân olan herkesle dost olmuş, onlarla işbirliği yapmış ve maddeten de büyük paralar alarak, ittihâdcılara hizmetinin karşılığını fazlasıyla görmüşdür.
    12.asrın Müceddid’i Mevlânâ Hâlid Bağdâdî ise müceddidlere yakışan bir ifâde ile Devlet-i aliyye-i Osmâniyye’ye dü’â etmişdir :”Allâhın yardımı, İstanbul’u ve bütün İslâm beldelerini himâye eden pâdişâha olsun.,,Mektûbât,4.mektûb.” Büyük Sultân, Yüce Hâkân için, Saltanâtın devâmlılığı, dîn düşmânlarının ve bozguncu kâfirlerin, övülmüş devletin sâyesinde silinmesi ve yok olması içün Allâh’a daha fazla dü’â etmemiz gerekir. Mektûbât, 70.mektûb, 12.mektûbunda ise : Emîr sâhiblerine, yardımcılarına dü’â etmeye gayret ediniz, demekde, ” İmâmlara (sultânlara) sövmeyiniz, onların iyilerine dü’â ediniz., gerçekde onların iyileri sizlerin menfe’atinizedir.” Hadîs-i şerîfini (Taberânî,Mu’cemü’l-kebîr.) nakl etmekdedir.
    Kendisini müceddid diye iddi’â eden Saîd Nursî ise daha evvelki müceddidlere inanç olarak hep ters düşüyor. Aklı başında olan, inancı doğru her müslimân, kimin sahte kimin de hakîkî müceddid olduğunu bilmekde herhalde sıkıntı çekmiyecekdir.
    Allâh’ın Rasûlü Muhammed aleyhisselâm’dan, sultân ile ilgili, birkaç hadîs-i şerîf daha nakl edelim :

    “ Kim Allâh’ın yeryüzündeki sultânını alçaltırsa, Allâh da onu alçaltır.” Tirmizî [Bu yüzden olacak ki kendi tarafdârları cumhûriyyetçiler bile kendisine eziyyet etmişler ve uzun zaman habshânelerde kalmışdır.]
    “ Zamanın hâlifesini bilmeden[kabûl etmeyerek, karşı çıkarak ] ölenler câhiliyye dîni üzere ölürler. Halîfe millet içün bir kalkandır. Onun komutasında harb edilir, onunla düşmândan korunulur. Buhârî, Müslim, Ebû Dâvüd, Nesâî.
    “Kim bana itâ’at etmişse mutlaka Allâh’a itâ’at etmişdir, kim de bana isyân etmiş ise, mutlaka Allâh’a isyân etmişdir. Kim emîre (sultâna) itâ’at ederse mutlaka bana itâ’at etmiş olur.Kim de emîre isyân ederse mutlaka bana isyân etmiş olur. Buhârî,Müslim,Nesâî.
    “ Kim itâ’atdan dışarı çıkar ve cemâ’atden ayrılır ve bu hâlde ölürse, câhiliyye dîni üzere ölür. Buhârî, Müslim, İbni Mâce, Nesâî
    “ Mü’min, kusur bulucu, la’net edici ve terbiyesiz(kaba ve hayâsız) olmaz.Tirmizî
    “Müslimânın sövmesi (hakâret etmesi) yoldan sapmadır. Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî
    “Sultânlara sövmeyiniz, onların iyilerine dü’â ediniz.” Taberânî, Mu’cemü’l-kebîr
    Allâhü te’âlâ Kur’ân-ı Kerîmde ise “ Ey imân edenler, Allâh’a, Rasûl’e, idârecilerinize itâ’at edin.” buyuruyor. Nisâ, 59. âyet-i kerîme
    " Ümerâyı (Sültânı,Devlet büyüklerini) hafîfe alanın dünyâsı yıkılır." Abdüllâh bin Mübârek'den,rahmetüllâhi 'aleyh
    M. Ekmel Hakkatapan



    (1) Târîhçe-i hayât, s. 65
    (2) Târîhçe-i hayât, s. 66
    (3) Târîhçe-i hayât, s. 66
    (4) Târîhçe-i hayât, s. 73
    (5) Şu’âlar, 16. şu’â ,s. 610
    (6) Volkan Gazetesi, sayı: 83
    (7) Âsâr-ı bedî’ıyye, s. 318, Elmas Neşriyyat, 2004, İstanbul
    (8) Âsâr-ı bedî’ıyye, s. 318, Elmas Neşriyyat, 2004, İstanbul
    (9) Târîhçe-i hayât, s. 65
    (10) Târîhçe-i hayât, s. 65
    (11) Târîhçe-i hayât, s. 65
    (12) Târîhçe-i hayât, s. 72
    (13) Münâzarât, s. 10-12, 1329, İstanbul
    (14) Şu’âlar, 14. şu’â; Kastamonu lâhikası, s. 55
    (15) Şu’âlar, 14. şu’â; Kastamonu lâhikası, s. 55
    (16) Kastamonu lâhikası, s. 55; Şerîf Mardin, Türkiye’de Dîn
    ve Siyâset, s. 192
    (17) Yeni Türk Ans. c. 9, s. 3346, Ötüken Yayınları; Şerîf
    Mardin, Saîd Nursî Olayı, s. 129, İletişim Yayınları
    (18) Şu’âlar, 14. şu’â
    (19) Şu’âlar, 12. şu’â
    (20) Lem’alar, 28. lem’a
    (21) Prof. Dr. Şerîf Mardin, Türkiye’de Dîn ve Siyâset,s.178 ,İletişim Yayınları
    (22) Prof. Dr. Şerîf Mardin, Türkiye’de Dîn ve Siyâset, s. 34, İletişim yayınları
    (23) Reşîd Rızâ ,Muhâverât kitâbında Ehl-i Sünnet’e saldırmakda, selefîliği savunmakdadır. Bu kitâbı, Ahmed Hamdi Akseki 1916’ da, daha sonra da Türkiyede selefîlerin şu andaki öncülerinden prof.Hayreddîn Karaman , neşretmişdir.


+ Cevap Ver

Benzer Konular

  1. Nurculuk risâleleri* asrin** tefsîri midir !?(*)
    By EMRE CAN in forum Risale-i Nur - Said Nursi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11-26-2017, 10:07 AM
  2. Nurculuk bir mezhep, bir tarikat mıdır?
    By EhLiSuNNeT in forum Risale-i Nur Külliyat
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 12-27-2015, 04:23 PM
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12-27-2015, 04:17 PM
  4. Asrin müceddidi
    By £laf in forum İslami Şiirler
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 05-30-2013, 09:15 PM
  5. Üniversitede Okuyan Bir Gencim, Risaleleri Nasıl Anlatmalıyım??
    By EhLiSuNNeT in forum Risale-i Nur Külliyat
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-23-2009, 11:21 PM

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379