Allah İle Kul Arasında Aracılık:

Bazı çevreler, nasıl büyük devlet adamları­nın, sultan ve kralların huzuruna onların itibar ettikleri bir aracı olmaksızın çıkılamıyor ve onlar­dan bir işin yerine getirilmesi istenemiyorsa, Al­lah'ın huzuruna da Allah'ın sevdiği bir kulunu aracı kılmadan çıkılamaz ve Allah'tan yardım is-tenilemez iddiasını ileri sürerler.
Böyle bir kıyas temelinden bozuktur. Şöyle ki:
Bir idarecinin huzuruna aracısız çıkılamı­yorsa bu, o idarecinin büyüklüğünü değil, olsa ol­sa zalimliğini gösterir. Çünkü o, idaresi altında bulunanlar arasında ayırım yapmakta, ksndi nez-dinde kimilerini kimilerinden üstün görmektedir. Oysa Allah, zalim olmaktan münezzehtir. Kulları arasında ayırım yapmaz. Kendisine yönelen her kulunu kabul eder:
"Kullarım sana, beni sorduklarında (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde (kul­larım da) benim davetime uysunlar ve bana inan­sınlar ki doğru yolu bulmaları mümkün olsun." [103]
Yeryüzünde putperestlik salih kimselere duyulan sevgi ve saygının aşırı boyutlara ulaşma­sından doğmuştur. Nakledilir ki, putperestlik ilk olarak Uz. Nuh kavmi arasında ortaya çıkmıştır. Put olarak tapınılan Suva', Yağûs, Yaûk ve Nesr salih kişiler idiler. Onların peşinden giden tabile­ri vardı. Bu kişiler öldüklerinde, peşlerinden gi­denler dediler ki: Onların heykellerini yapalım ki onları hatırlayalım. Onları hatırlamamız, bizi ibadet etmeye daha teşvik edici bir etken olacaktır. Bu gaye ile onların heykellerini yaptılar. İbadete teşvik edici bir etken olarak görülen bu heykeller zamanla putl aştırılmış ve onlara ibadet edilmeye başlanılmıştır. Müşrik Arapların hatta diğer put­perest milletlerin taptıkları putlar da genellikle toplumlarına iyi hizmetlerde bulunmuş kimseler­dir.
Kuşkusuz bu salih kimselerin zamanla Al­lah'a ortak koşulmaları, sadece heykellerinin ya­pılmış olmasıyla izah edilemez. Önemli olan o sa­lih kimseler karşısında zamanla takınılmış olan tavırdır. Onların yağmur yağdırdıklarına, insan­ları Allah'a yaklaştırdıklarına inanılması ve bu gibi konularda Allah nezdinde aracı olduklarına inanılmasıdır.
İdareciler nezdinde yapılan aracılığın etkili olabilmesi şu hususlardan kaynaklanmaktadır:
a. Aracılık yapan kişinin vakti zamanında nezdinde aracılık yaptığı kimseye bir iyiliği do­kunmuştur. İdareci minnet duygusuyla o kişinin aracılığını kabul eder.
b. İdareci şu veya bu nedenlerle aracılık ya­pan kişiden çekinmektedir. Bu nedenle aracının aracılığı etkili olmaktadır.
c. Kim için aracılık yapılıyorsa, idareci o kimseyi tanımamaktadır. Aracı olan kimse idare­ciye o tanımadığı kimsenin meziyetlerini anlatır. Böylece o kimseyi idareciye tanıtmış olur.
d. İdareci, aracı olan kimseyi son derece sev­mektedir ve bundan dolayı aracılığını kabul et­mektedir.
Belki bu son maddede anlatılanlar meşru bir aracılık gibi görünmektedir. Ne var ki yüce Allah'ın, kendisine yönelerek dua edene merha­met ve sevgisi aracı olan kimsenin merhamet ve sevgisinden çok daha fazladır. O halde bu durum­da da Allah katında aracıya ihtiyaç yoktur.
Özellikle hazır olmayan kişinin ya da ölmüş birinin aracı yapılması kişiyi inanç bakımından şirke bile götürebilir. Çünkü ölülere duyurmanın mümkün olmadığı Kur'an'da açık bir şekilde dile getirilmektedir:
"Sen ölülelere duyuramazsın, arkalarını dönmüş kaçmakta olan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin." [104]
Hazır olmayan kimsenin çağrıyı duyması da mümkün değildir. Hazır olmayan kişiye seslen­mek ve o kişinin bu çağrıyı duyacağına inanmak, o kişiye gücünün dışındaki bir yetkiyi vermek an­lamına gelir. Kuşkusuz herşeyi duyan ve bilen sa­dece yüce Allah'tır.
Eğer aracılık şeklinde ifade edilecekse diri kimsenin duasını almak hem Peygamber (s.a.v.) zamanında ve hem de sahabe döneminde uygula­nan bir durum idi. Bu nedenle yaşayanların du­asını almak, din açısından sakıncalı bir durum değildir. [105]