Şer de hayır da ALLAH cc gelir...

Mü’min, hayrın da şerrin de Allahü Teala’dan imtihan için gönderildiğini bilen insandır. O, dünyevi hırslara kapılarak asla gelecek kaygısına düşmez. Allah’ın kendisine daha güzelini, daha hayırlısını hem dünyada hem de ahirette vereceğini umar. Rabb’ini ne nimette, ne de külfette asla itham etmez. O, “Kahrın da hoş, lütfun da hoş!” diyebilen geniş gönüllü insanların iklimine dahildir.

Onun, bu gibi olaylarda Allah’a karşı teslimiyeti daha da artar, her durumda Allah’a şükretmenin huzur ve mutluluğunu yaşar. Allah’ın kendilerini denediğinin bilinciyle Allah’tan daha hayırlısını umarlar. İman eden bir kimse, her şeyini dahi yitirmiş olsa, yine de en ufak bir ümitsizliğe kapılmadan, sabırla, şevkle her şeye en baştan başlayabilir. Sahip olduğu bu şevk, imanından, Allah’a karşı duyduğu sevgi ve güvenden, Kur’an ahlakını benimsemiş olmasından ve dünya hayatının geçiciliğini kesin olarak kavramış olmasından kaynaklanır.

Ümitsizliğe kapılmak Allah’ın beğenmediği bir davranıştır ve Kuran’da inkarcıların bir özelliği olarak tarif edilmektedir. Çünkü, Allah’ın yardımından, rahmetinden, bağışlayıcılığından ümit kesmek çok çirkin bir tavırdır ve Kur’an’da yasaklanmıştır. İman eden insan imanından kaynaklanan ümitvâr ruh haliyle huzurlu ve mutlu bir hayat sürer. Kendini Allah’a teslim etmeyenler ise daima ümitsizlik, endişe ve tasa içindedirler. Bundan dolayı iç karartıcı, mutsuz, sıkıntılı bir hayat sürerler.

Ümitvar olmak mü’mine farzdır!


“Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden umut kesmez.” (Yusuf Sûresi, 87) ayeti, ümitvâr olmanın bir mü’min için ne kadar önemli olduğunu anlatır bize. Ümitsizlik, boşvermişlik ve isyan duyguları Allah’ın beğenmediği ve kınadığı bir ahlaki tavırdır.

Mü’min, her hâl ve şartta ümitvârdır

Ümitvâr olmak mü’minin en önemli vasfıdır. Rabb’imiz, “Lâ taknetû min rahmetillahi” buyuruyor. Rahmet, ahiretteki af ve mağfireti kapsadığı gibi, dünya sıkıntılarından kurtuluşu da ifade etmektedir. Kişi, imanı ölçüsünde Allah’tan umut eder, her olayın yalnızca Allah’ın dilemesi ile gerçekleştiğini bildiği için hiçbir konuda üzüntüye, ye’se ve ümitsizliğe düşmez. Allah’ın müminlerin dualarına cevap verdiğini bildiği için, en kötü görünen bir olayın bile sonunda mutlaka hayra dönüşeceğinden şüphe duymaz.

Her şey Allah’ın “ol” demesiyle yaratılır. Hiçbir şey başıboş ve kendi haline bırakılmış değildir. Her şey Allah’ın belirlediği bir kader üzere yaratılır. Bunun bilincinde olan bir mü’min, en olumsuz şartlarda, en sıkıntılı gibi görünen durumlarda bile Allah’ın rahmetinden ve yardımından ümidini kesmez. Zorluklara sabreden, Allah’tan umudunu kesmeyen ve hiçbir şartta Allah’ın hükümlerinden taviz vermeyen insanlar hem dünyada hem de ahirette müjdelenmişlerdir.

İnsanın ilmi arttıkça, Allahü teâlâdan korkması artar, günah işlemeye cesaret edemez, tevazu sahibi olur. Bir kimsenin ilmi arttıkça, öğrendikleri ile amel ettikçe, bunları ihlas ile yaptıkça ve böylece evliyalık derecelerinde yükseldikçe, Allahü teâlâdan korkusu da artar. Hucurat suresinin 13. âyetinde mealen; (Allahü teâlâ indinde en yükseğiniz, Ondan en çok korkanınızdır) buyuruldu.

. Büyüklüğünü düşünerek, Allahü teâlâdan korkmak, ibadettir. Bu korku, insanı haram işlemekten korumaktadır. Allahü teâlâdan korkan bir insan, iffetsiz, hayâsız olamaz. Allahü teâlâdan korkmak için, Allahü teâlâyı iyi bilmek yani Onun büyüklüğünü, sıfatlarını öğrenmek lazımdır. Resulullah efendimize, Cennete girmeye sebep olan şeylerin başlıcası nelerdir diye sual edilince, cevaben; (Allahü teâlâdan korkmak ve iyi huylu olmaktır) buyurmuşlardır.

Allahü teâlâdan korkmak, Onu çok sevmek demektir. İnsan, nasıl çok sevdiği bir kimsenin üzülmesini istemez ve onu üzeceğim diye korkarsa, Allahü teâlâya ibadet de, Ona olan sevgimizi ispatlayacak bir şekilde yapılmalıdır. İnsanların her bakımdan en üstünü olan Muhammed aleyhisselam; (Allahü teâlâdan en çok korkanınız ve çekineniniz, benim) buyurmuştur.

Allahü teâlâdan korkmak, bir zalimden korkmak gibi sanılmamalıdır. Bu korku, saygı ve sevgi ile karışık olan bir korkudur. Allah korkusu ve Allah sevgisi, insanları saadet ve huzura kavuşturan iki kanat gibidir. Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Bir kimse, Allah’tan korkarsa, her şey ondan korkar. Bir kimse Allah’tan korkmazsa, her şeyden korkar olur.)

Allah’tan korkan bir kimse, Onun emirlerini yapmaya, yasaklarından sakınmaya titizlikle çalışır. Hiç kimseye kötülük yapmaz, kendine kötülük yapanlara sabreder. Yaptığı kusurlara tövbe eder. Sözünün eri olur, her iyiliği Allah için yapar. Kimsenin malına, canına, namusuna göz dikmez. Çalışırken, alışveriş ederken, kimsenin hakkını yemez, herkese iyilik eder. Şüpheli şeylerden kaçınır. Makam sahiblerine, zalimlere yaltaklanmaz. İlim ve ahlak sahiblerine saygı gösterir.


Arkadaşlarını sever ve kendini sevdirir. Kötü kimselere nasihat verir, onlara uymaz. Küçüklerine merhametli ve şefkatli olur. Misafirlerine ikram eder. Kimseyi çekiştirmez, keyfi peşinde koşmaz. Zararlı ve hatta faydasız bir şey söylemez. Kimseye sert davranmaz. Cömert olur, malı ve mevkiyi herkese iyilik etmek için ister. Riyakârlık, ikiyüzlülük yapmaz, kendini beğenmez. Allahü teâlânın her an gördüğünü ve bildiğini düşünerek hiç kötülük yapmaz. Onun emirlerine sarılır, yasaklarından kaçar. Allahü teâlâdan korkanlar böyle faydalı olur.

İnsanlardan Allah korkusunu kaldırarak, Allahü teâlâyı yalnız ihsan sahibi sanmak ve kulların dertlerine, sıkıntılarına deva olacak şeklinde düşünmek, Hıristiyanlık inancıdır. Hıristiyanlar, Allahü teâlâyı, yalnız rahim, kerim bilir, Onun kahrından, azabından korkmazlar. Böylece Onu, kanunlarını yürütmeye gücü yetmeyen bir hükümet gibi zayıf, yahut çocukların yalnız arzularını yaparak, onları şımartan ana, baba gibi beceriksiz olarak tanımaktadırlar.

Netice olarak, insanın ilmi arttıkça, Allahü teâlâdan korkması da artar. Daha alçak gönüllü yani tevazu sahibi olur. Tevazusu artan kimse, artık kendisinden utanır hale gelir. Allahü teâlâya yakınlığı ve ölüm halleri artar. Kişinin ilminin artması demek, ahirete, cenâb-ı Hakka yaklaşması demektir. Hatta böyle olan bir kimse, kendisini, aslanın ağzındaki yem gibi görmeye başlar.


Aslan ağzını kapatsa, kişi, öldüğünü hisseder. Allahü teâlânın haşmeti, büyüklüğü karşısında kendini, çok büyük bir korku kaplar. Çünkü ilim, insanı, Allahü teâlâyı ve kendini tanımaya doğru götürür. Fatır suresinin 28. âyetinde mealen buyurulduğu gibi:

(İlmi çok olanların, Allah korkusu çok olur.)

KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ''