Allahım dostlugumu kabul et
Ya Rabbi, seninle dost nasıl olunur diye bir soru okudum gazetemde.Seninle dost olmak... Ne büyük bir lütuf, ne büyük bir şeref! Sen yetersin dost olarak.Bu dostluğu kazanabilene müjdeler olsun! Hem zor hem kolay aslında. Biraz değil çokça düşündüm bu konu üzerinde. Yaşadığım sıkıntılardan dolayı zayıflamış olan hafızamı yokladım durdum günler boyu. Başörtüm yüzünden bana çektirilen onca ezadan sonra konuşmayı unutmuş olan dilimle yalvardım beynime,“ne olur hatırla”, “nasıl Hak aşığı oldun?” “Pek çok insana zor gelen ama senin hiçbir şikayette bulunmadan çektiğin bu zorluklar ne zaman başladı, nasıl ve niçin kaldırabiliyorsun bunları?”,“ne olur hatırla!”

Ama kesin bir tarihi yok bu işin.Yani yıllardır, hatta kendimi bildim bileli vardı bu dostluk aslında. Sanırım kal-u-u belada verdiğimiz sözle başlamıştı.Beni sevdiğini anamdan ve babamdan öğrenmiştim.Ve dediklerini yaparsam daha da seveceğini...

Büyüdükçe değişen sevgi ve dostluk kavramı yaşantımı öyle değiştirdi ki. Küçüklüğümde hayal ettiğim dost, bana cennetinde oyuncaklar, çikolatalar, horoz şekerleri ikram ederken büyüdükçe bunların yerini altından envai çeşit içeceklerin aktığı sırça köşkler; hayal bile edemediğim renklerden oluşmuş ve yine burnumun şu ana kadar almadığı kokuda çiçekler, bahçeler aldı.

Küçkken annem için yaptığım küçücük bir yardımın yerini tüm insanlığı kapsayan kocaman hedefler aldı.fiu an yaşadığımız ortamda Senin dostluğunu kazanabilmek için çok çok çalışmak lazım geldiğini anladım.Sen, “bana bir adım yaklaşana ben on adım yaklaşırım” diyorsun.Kendimce planlar yaptım, küçük de olsa adımlar tasarladım beynimde.Aslında Sen her yerdesin ama kendine mekan olarak gökyüzünü seçmişsin. Gökyüzüne kadar uzanan bir merdiven hayal etmiştim bir zaman.Ve yapacağım her iyilik, bir adım veya basamak olarak çıkaracaktı beni Sana.Ve kararımı uygulamaya başladım.

Neler mi yaptım?Komşumun istediği bir şeyi Senin rızan için verdim; kapıma gelip birşeyler satmak isteyen satıcıya gülümseyerek ihtiyacım olmadığını söyledim ve kapımı onun yüzüne çarpmadan yumuşakça kapadım Senin rızan için; çocuklarıma Sen’i anlattım en güzel şekilde; eşimin, çocuklarımın kıyafetlerini “temizlik imandandır” sözüne dayanarak yıkadım, ütüledim; dul olan komşumu ziyarete gittim, yetimlerine sevdikleri pastalardan götürdüm; hasta olan yakınlarımı, arkadaşlarımı ziyaret ettim; Senin rızan için dostların dost oldum, düşmanlarına buğz ettim; penceremin kenarına ıslak ekmekler koydum kuşlar yesinler diye; suizan edecekken bir durum karşısında, nefsime inat hüsnü zanda bulundum; ve daha hatırlayamadığım pek çok basamak tırmandım hayalimde. fiu an nerelere kadar gelebildim bilemiyorum.

Ama içimde bir huzursuzluk yiyip bitirdi beni. Hala aşamadığım bir şeyler var biliyorum.Başörtüme uzanan kirli ellerle mücadele etmek yerine koydum örtülü kafamı avuçlarımın arasına. Geceleri uyurken avuç avuç dualar gönderdim yıldızlar arasından, her biri inci değerindeki gözyaşlarımla başörtüm usul usul süzülüp ılık ılık uçuştular basamaklardan.Her biri kainatı sarsacak ahlar çıktı şu yüreciğimden.

Tüm İslam alemi, zalimlerin yüzünden acılar içinde kıvranırken, hiç bir şey yapamamanın verdiği en büyük acıları ben çektim dört duvar arasında.Ve izledikçe olan biteni TV kanallarından gözlerimde yaş, boğazımda beni boğan bir yumru, lanetler ettim saatler boyu. Ama yetmedi. Basamaklardan birine eteğim takılmış da yukarıya çıkamıyormuşum gibi bir his oluştu içimde.Kurtulmaya çalıştıkça debelendim, kollarımda derman kalmadı.Çaresizliğime bir Sen şahitsin bir de varlıklarını hissedebildiğim çevremdeki sayısız melekler.

Sen“kün” dersen o iş oluverir, Ya Dost.Kurtar beni bu sıkıntıdan.En azından nerede hata yaptığımı içime ilham et, elimden geleni yaparak tevekkül edeyim.Seni içime sığdıramıyorum; öyle seviyor öyle seviyorum ki seni içimde hissettiğimde tüm kainatın sarsıldığını duyar gibi oluyorum.