Allahü teâlâ beğensin diye...

19.09.2010
Bir şeyi olduğunun tersine göstermeye riyâ yani gösteriş denir. Âhiret yolunda olduğunu göstererek, dünyâ arzûlarına kavuşmak, dünyâ kazancına dîni âlet etmek demektir. Sözleri veyâ ibâdetleri riyâ ile olan kimsenin, din bilgisi varsa, buna münâfık denir. Din bilgisi yoksa, buna din yobazı denir.

Riyânın zıddına, aksine, ihlâs denir. İhlâs, dünyâ faydalarını düşünmeyip ibâdetlerini yalnız Allahü teâlânın rızâsı için yapmaktır. İhlâs sâhibi, ibâdet yaparken başkalarına göstermeyi düşünmez. Bunun ibâdetlerini başkalarının görmesi, ihlâsına zarar vermez. Hadîs-i şerîfte; (Allahü teâlâyı görür gibi ibâdet et! Sen görmüyor isen de, O, seni görmektedir) buyuruldu.

Başkalarının sevgisine ve övmelerine kavuşmak için, dünyâ işleri ile, onlara iyilik yapmak da, riyâ olur. İbâdet ile olan riyâ bundan dahâ fenâdır, kötüdür. Allahü teâlânın rızâsını hiç düşünmeden yapılan riyâ ise, hepsinden dahâ kötüdür.

İbâdet yaparak Allahü teâlâdan dünyâ menfaatlerini istemek, riyâ olmaz. Yağmur duâsına çıkmak, istihâre yapmak böyledir. Ücret ile imâmlık, hatîblik, öğretmenlik yapmak, sıkıntıdan, hastalıktan ve fakîrlikten kurtulmak için âyet-i kerîmeler okumak da, böyledir denildi. Bunlarda hem ibâdet, hem de menfaat niyyetleri bulunmaktadır. Ticâret maksadı ile hacca gitmek de böyledir. İbâdet niyyeti hiç bulunmazsa riyâ olurlar. İbâdet niyyeti çok olursa, sevâb hâsıl olur.

Bir kimse, ibâdetlerini başkalarına göstermek, onlara öğretmek ve teşvîk etmek niyyeti ile yaparsa, riyâ olmaz ve çok sevâb olur. Ramazân orucunu tutmakta riyâ olmaz. Allahü teâlânın rızâsı için namâza başlayıp, sonradan hâsıl olan riyânın zararı olmaz.

Riyâ ile yapılan farzlar sahîh olur. İbâdet borcu ödenmiş olur ise de, sevâbı olmaz. Et ihtiyâcını karşılamak niyyeti ile, kurban kesmek câiz olmaz. Allahü teâlâ için ve bir insan için birlikte niyyet ederek kurban kesmek de, câiz değildir.

Riyâdan korkarak ibâdeti terk etmek câiz değildir. Bir kimse, Allahü teâlânın rızâsı için namâza durup, namâzı bitirinceye kadar hep dünyâ işlerini düşünürse, namâzı sahîh olur.

Şöhret için vaaz vermek, nasîhat etmek, kitâp yazmak riyâ olur. Münâkaşa etmek, başkalarından üstün görünmek ve övünmek için ilim öğrenmek de, riyâ olur. Dünyâlık elde etmek, yani mal, mevki elde etmek için ilim öğrenmek de, riyâ olur. Riyâ harâmdır. Allahü teâlâ için olan ilim, Allahü teâlâdan korkmayı arttırır, kendi ayıplarını görmeye sebeb olur ve şeytânın aldatmasına mâni olur.

İbâdette esâs olan, kalbini tamâmiyle Allahü teâlâya bağlamaktır. İbâdet, bir âdet olarak değil, Allahü teâlânın huzûruna çıkıp, Ona can ve gönülden şükretmek, Ona yalvarmak için yapılmaktadır. Riyâ, gösteriş olarak yapılan bir ibâdeti Allahü teâlâ kabûl etmez. Kur’ân-ı kerîmde Mâ’ûn sûresinde meâlen; (Ey Resûlüm, kıyâmet gününü inkâr eden, yetîmi sertlik ve sitemle defedip hakkını gasbeden, fakîri doyurmayan ve başkalarını da fakîre iyiliğe teşvîk etmeyen o kimseyi gördün mü? Namâzlarını gaflet ile kılanlara ve riyâ, gösteriş yapanlara ve zekâtı vermeyenlere şiddetli azâb vardır) buyurulmaktadır.

Netice olarak Allahü teâlâ, bu dünyâda kendi rızâsı için yapılan her ibâdeti ve ameli kabul etmektedir. İnsanlara gösteriş için ve insânlara yaranmak için yapılanları ise kabûl etmez. Bunun için bütün ibâdetler, ameller, işler ve her türlü davranışların hâlis yani ihlâs ile yapılması lâzımdır. Çünkü Âhirette, Allahü teâlânın rızâsı için yapılan ibâdetlerin dışındakiler, mizâna konulmayacak, hesaba dahil edilmeyecek, icraatın dışında kalacak ve hiçbiri kabul edilmeyecektir. Onun için, az fakat dürüst olanı yani rızâ-i ilâhi için olanı yapmak lâzımdır. En mühim olan şey, Allahü teâlânın rızâsıdır. Ahmet’e çalışıp da, Mehmet’ten ücret beklenmez. Kime çalışıldıysa, ücret oradan alınır. Yaptıklarımızı, insanlar görsün de, ne güzel yaptı desinler diye değil, Allahü teâlâ beğensin diye yapmalıdır...

osman ünlü hoca