Allah-u Teàlâ'nın Azametini Düşünmek

Gelelim üçüncü hadîs-i şerife:
198/5 (Et-tefekkürü fî azametillâhi ve cennetihî ve nârihî sâaten hayrun min kıyâmi leyletin ve hayrun-nâsi el-mütefekkirûne fî zâtillàh, ve şerruhüm men lâ yetefekkeru fî zâtillàh.) Sadaka rasûlüllàh, fî mâ kàl, ev kemâ kàl.
Bu üçüncü hadîs-i şerif Allah'ı bilmekle ilgili bir konudaÉ Biz hepimiz Allah'ın kullarıyız. Yeri göğü kim yarattı, bu kâinatın sahibi kim, âlemlerin rabbi kim?.. Allah-u Teàlâ Hazretleri... Bunu tanımamız lâzım. Bunu tanımıyor, bunu bilmiyor.
Biliyorsunuz, bir ülkede yaşayan herkes anayasayla bağımlıdır, kanunların yükümlülüğü altındadır. Kanunları bilmemek mazeret değildir. "Ben bu kanunu okumadım..." Tamam okumamış olabilirsin, Hukuk Fakültesi'de okumadın. Kanunu çiğnersen cezayı yersin. Neden?.. Çünkü kanunları bilmemek mazeret değildir.
Allah'ı bilmemek de mazeret değildir.
--Ben Allah'ı bilmiyorum, tanımıyorum. Bilememişim, tanımamışım, hiç vaktim olmadı. Amerika'da tahsil gördüm de, Almanya'ya gittim de, fabrikada çalıştım da... Ama Allah'ı tanımağa vaktim olmadı.
O zaman, kanunları bilmemek mazeret olmadığı gibi, Allah'ı bilmemek de mazeret değildir.

Her insanın önce kendisini yaratanını bilmesi lâzım. Kendisine hayatı vermiş, varlığı vermiş, aklı vermiş, İslâm'ı vermiş, göz, kulak, konuşma nîmetini, duygularını vermiş olan. Kendisine nîmetleri veren, güneşi doğduran, batıran, yağmurları yağdıran, otları bitiren, mahsülleri veren, âlemlerin Rabbı mün'im-i hakîkî, rezzâk-ı âlem, her şeyimizi bize veren, sahibimiz, Rabb'ımız, Mevlâmız Allah-u Teàlâ Hazretleri'ni bilmek lâzım.
Bir insan bunu bilmedi mi sıfır alır, sıfır alınca da sınıfta kalır. Sınıfta kalmak, cehhennemin dibine gitmek demek... Yâni, Allah'ı bilecek, herkesin ilk vazifesi Allah'ı bilmek.
Ama Allah'ı bilmek, üniversite diploması almak demek değil. Dağdaki çoban da Allah'ı biliyorsa, o da cennete girer. Yunus Emre --eğer rivâyet doğruysa-- oduncuymuş, tekkeye kırk yıl odun taşınış. Ama Yunus'a canlar kurban Yunus gibilerine canlar kurban... Yunus oduncuymuş ama, söylediği sözlerin hepsi ne kadar güzel, cevher, pırlanta gibi, gayet kıymetli gayet güzel şeyler... Yâni İslâm'da mühim olan, o duyguların derinliğidir.
İşte bu hadîs-i şerif o duyguların, o fikirlerin ne kadar kıymetli olduğunu gösteren bir hadîs-i şerif. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
(Ettefekkürü fî azametillâhi ve cennetihî ve nârihî sâaten hayrun min kıyâmi leyleh) "Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin ululuğunu, azametini ve onun âhirette mü'min kullarına hazırladığı cennetini, cezalandıracağı kullarını sokacağı cehennemini şöyle bir miktar düşünmek, bir gece uyumayıp sabaha kadar ibadet etmekten daha hayırlıdır."
Bakın tefekkür ne kadar önemli, derin derin düşünmek ne kadar önemli... Bu hususta başka hadîs-i şerifler var. Bazı hadîs-i şeriflerde buyuruluyor ki:
"Bir saat böyle tefekkür, bir sene ibadetten hayırlıdır."
Bazı hadisler de var:
"Bir saat tefekkür, atmış yıl ibadetten daha hayırlıdır." buyrulmuş.
Bu rakamlar niye değişiyor?.. Düşünülen şeyin önemine göre sevabı artıyor. İnsan güzel şeyler düşünürse, çok iyi bir insan durumuna gelebilir. Hatta bir mucit, bir kâşif, bir güzel buluşuyla dünyayı değiştirebiliyor. Onun için, tefekkürün cinsine göre sevabı da çok oluyor.
"Allah'ın azameti üzerinde, cenneti üzerinde, cehennemi üzerinde bir miktar tefekkür etmek, bütün gece uyumayıp ibadet etmekten hayırlıdır." Demek ki mütefekkir insan olacağız. Düşünen insan olacağız, duygulu insan olacağız, gözü yaşlı insan olacağız, kalbi nurlu insan olacağız, çalışkan insan olacağız.
(Ve hayrun-nâs, elmütefekkirûne fî zâtillâh) "İnsanların en hayırlıları, Allah'ın zâtı üzerine düşünenlerdir." Yâni ma'rifetullahı elde etmek için düşünenlerdir.
(Ve şerrühüm) "İnsanların en şerlileri, en kötüleri de, (men lâ yetefekkeru fî zâtillâh.) Allah'ın zatı hakkında hiç düşüncesi olmayan insanlardır."

Aziz ve muhterem kardeşlerim! Meselâ, biz birisi yanımızda konuşulduğu zaman o insanı tanıyorsak:
"--Haa, o zâtı ben çok iyi tanıyorum, çok yakından tanıyorum. O benim çok iyi arkadaşımdır, o benim komşumdur, o benim çocukluk arkadaşımdır. Ben onu şu kadar zamandan beri bilirim, huyunu bilirim; tatlı dillidir, güleç yüzlüdür, temiz kalplidir." filân diyoruz.
Bir insanı tanımak gibi, asıl insanın Allah'ı tanıması lâzım. Allah'ı tanımanın adı ma'rifetullah'tır. Allah'ı tanımayı, yâni ma'rifetullahı öğreten din ilminin dalı da tasavvuf, tarîkat, tarikattaki eğitim... Ondan sonra insan Yunus Emre gibi oluyor. Ondan sonra insan Mevlânâ gibi oluyor. Ondan sonra insan Hacı Bayram-ı Velî gibi oluyor. Ondan sonra Eşrefoğlu Rûmî gibi oluyor. Dünya bu insanların hayranı, sadece Türkler değil, hani bizim kültürümüzde, bizim medeniyetimizde, irfânımızda büyük isimler diye biz seviyoruz; ama Avrupalı da seviyor. Niçin?.. Doğru insanlar, tatlı insanlar, sözleri güzel insanlar, eserleri çok kıymetli insanlar... İşte bu eğitim bununla oluyor.
Ma'rifetullah çok önemli, onun için Allah'ı bilme hususunda çok çalışmak lâzım, gayret etmek lâzım! Ben bu ilmi nerede öğrenebilirim diye araştırmak lâzım, bunun üniversitesini bulmak lâzım, bu hususda câhil kalmamak lâzım, ümmî olmamak lâzım, köylü olmamak lâzım, bilgisiz kalmamak lâzım!..

Yalnız burada bir noktaya daha işaret edeyim. Allah-u Teàlâ Hazretleri'ni düşünmek, zâtını düşünmek deyince; Peygamber Efendimiz bir başka hadîs-i şerifte:
"--Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin zâtı derken, şeklini düşünmeyin!" diyor.
Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin şeklini düşünmek insanı şaşırtır. Çünkü Allah-u Teàlâ Hazretleri yaratılmışlara benzemiyor (Muhalefetün lil-havadis). Hadis olan, sonradan yaratılmış olan mahlûklara benzemez. Nasıldır, nicedir bilinmez. Eski edebiyatımızdan birisinin dediği gibi:

Yücelerden yücesin,
Kimse bilmez nicesin.

Yanî Allah'ın niceliği bilinmez, mâhiyeti bilinmez, künhü bilinmez. Amma Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin şekli değil de ma'rifetullah, azameti, kudreti, hikmeti, cenneti, cehennemi, ibreti, yarattığı, yaptığı, etrafta olan olaylara bakış insanı yükseltir.
Meselâ, Yunus Emre sarı çiçekle ilgili şiir yazıyor. Dertli dolabın gıcır gıcır dönüp de kuyudan su çekmesinden ibret çıkartıyor. Yâni olgun insan, ârif insan her şeyden ibret çıkartıyor. Tamam, böyle olur ama, "Allah'ın şekli ne kadardır? Şeklen neye benzer?" gibi şeyler putperestliğe götürür, mücessimeye yâni cisim gibi düşünmeye götürür. Onlar doğru değil.
Allah'ın şeklini değil de kudretini ve hılkatını, mahlûkàtını, ibretini düşünecek. Ma'rifetullaha tâlip olacak müslüman, ma'rifetullah ehli ârif kul olmağa gayret edecek.
Bir insan ârif kul oldu, Allah'ı bildi. Allah'ın emirlerini biliyor, yasaklarını biliyor. Allah insanı böyle yaparsa kahreder, mahveder. Allah yalancıları sevmez, Allah hâinleri sevmez, Allah kötü niyetlilerin bir gün belâsını verir, cezasını çektirir, zâlime bir gün pişmanlık verdirtir; bunları biliyor. Ziya Paşa'nın dediği gibi:

Zâlimlere bir gün dedirir kudret-i Mevlâ
Tallàhu lekàd âserekâllàhu aleynâ.

Zâlim bir gün pişman olur. Yusuf AS'ın kardeşleri hani onu kuyuya attılar ya, sattılar ya... Sonradan pişman olmadılar mı, sonradan karşısına geçip özür dilemediler mi? Sonra o zamanın hürmet usulü üzere karşısında secde edip de af dilemediler mi? Nasıl sonunda pişman etti Allah, işte öyle yapar.
Aziz ve muhterem kardeşlerim, ma'rifetullaha tâlip olun, öğrenin, ma'rifet ehli olun, arif olun. İnsan arif olduktan sonra ne olur? Muhib olur, âşık olur. Ne demek muhib, Arapça seven demek. Âşık ne demek, sevgisi çok derin olan demek.
Ondan sonra, Allah'ı sevdiği zaman, her şeyini sever. Kaderini sever, kazâsını sever, hükmünü sever, haramını sever, helâlini sever, namazını sever, orucunu, Ramazan'ını, Kur'an'ını, her şeyini sever. Neden?.. Âşık olduğu için, âşık-ı sâdık olduğu için... Tabii mühim olan odur. En yüksek mertebe tasavvufta da aşk makamıdır, insanın Allah aşıkı olması. Ma'rifetullah'ın sonunda aşkullah hâsıl olur. O olduğu zaman da insan, o büyük aşık zâtlar gibi olur, büyük evliyâullah gibi olur. Bunu tavsiye ediyor Peygameber Efendimiz bu hadîs-i şerifinde teşvik buyuruyor, siz de öyle olmağa çalışın!