Rabbımız c.c. Saf suresinin son ayetinde, biz müminlere şöyle buyuruyor:
"Ey İman edenler! Allah'ın yardımcıları olunuz! Nitekim meryem oğlu İsa havarilere:
-Kimler Allah'a doğru giden yolda benim yardımcılarım olmak ister? Demişti; Havariler de:
-Bizleriz, Allah'ın yardımcıları demişlerdi...
Demek oluyor ki -istisnasız- iman ehli olan herkes, tıpkı Hz. İsa a.s.'ın ashabı olan Havariler gibi, din-i İsl(m'a hizmetle vazifelidir; O halde her mümin, i'l(-yı kelimetill(h'a çalışmalı; dini hakikatleri yaymalı, tebliğ etmeli, savunmalı; emr-i m(ruf ve nehy-i münker yapmalı, İsl(m'ın hasım ve düşmanlarına karşı maddeten ve ma'nen canla başla cihad etmeli; malını Allah yoluna hayırlara sarf eylemeli; müslümanlara her yönden yardım etmeli, onların dertleriyle dertlenmeli, elemlerinden muzdarip olmalıdır..
Ama müslümanlar bu şuurda mıdır? Maalesef hayır!
Müslümanların bir kısmı fakirdir; geçim derdine düşmüş, (hiretini unutmuş, dünya tel(şına dalmış, feleğini şaşırmıştır. Allah'ın vermeyi va'd buyurduğu, tekeffül ettiği rızkının peşinden koşup durmaktadır; garantilinin peşinden koşmakta, istenilen hizmetleri ihmal etmektedir. Halbuki Hz. Peygamber şöyle buyurmuş:
"Her kimin ki niyyeti (hedefi, gayesi) ahiret olur; Allah onun dağınığını toparlar; gönlüne zenginlik verir; dünyalık da peşinden burnu sürte sürte (mecburen) gelir, ulaşır.
Aksine, her kimin ki niyyeti dünya olur; Allah onun işlerini dağıtır, fakirliği iki közü arasına getirir; dünyalıktan da ona ezelde ne takdir edilmişse ancak o gelir (fazlası değil.)"
Diğer bir kısım müslümanlar ise varlık, içinde yüzmektedir zengindir, dertsizdir keyfi peşinde koşar, şatafata yönelmiş; vazifelerini, borçlarını, ahireti, hesabı unutturmuştur; hasta olmaz, zora gelmezse Allah'ı anmaz. Malını hak yola harcamaz, dindaşlarının ızdırabını duymaz, fakir, mazlum müslümanların perişanlığından duygulanmaz; ölenden ölümden ibret almaz. Hak sözden, öğütten sıkılır; dindardan, alimden kaçar..
Halbuki mevlamız böylelerini şiddetle tehdid eylemiş ve "Altını, gümüşü istifleyerek biriktiren, onları Allah yolunda (cihada, hizmete, hayra) sarf etmeyenleri elim bir azap ile müjdele! Buyurmuştur.
Diğer bir grup müslüman ise güya hak yolda gayrettedir, ama asıl din düşmanlarını bırakmış müslümanlarla cenge girişmiştir. Müslümanın müslümana kanı, canı, malı, ırzı, şerefi haram iken; birbirlerine üç günden fazla dargın kalması bile caiz değilken; gözünü kırpmadan canına kıyar, kanını döker, yuvasını yıkar.. Buna da şer'i bir mesned bulur, dini bir gerekçe uydurup yakıştırır.
Ele silah alıp karşı karşıya gelenler kadar olmasa da yine aynı zihniyetle çalışan bir başka grup daha var; gayretli ama ters doğrultuda; bir hizmet yapmak istiyor ama yön sapık, bilgi sathi; karşısındaki müslümana hüsn-i zannı, sevgisi, müsamahası, şefkati, acıması yok. İşleri kıyasıya tenkid, müminleri tekfir edip kafirlikle suçlamak; ulemayı, selef-i s(lihini beğenmemek, dinimizin üzerine titrediğimiz ahk(mını kendi kısa reyleriyle tağyire kalkışmak, mezhebimize ve itikad esaslarımıza laubali hücum etmek; asılsız, temelsiz, mantıksız, hikmetsiz reformlar peşine düşmek; felsefeye, fikre, ilme doyamıyor gibi görünüp ictihadlar ortaya atmak, ortalığı ve zihinleri teşviş etmek.. Ama bütün bu sakametlerine rağmen kendilerini doğru yolda sanıp bütün diğer müslümanları hatada görür, 1400 yıllık ulemayı hiçe sayar, tasavvufa çatarlar.
Bu kardeşler, kardeş olduğumuzu ne zaman anlayacaklar; eskilerin, yenilerin hukukuna riayeti ne zaman öğrenecekler; zaten binbir maddi manevi derdi olan dindaşlarına ezayı, hücumu ne zaman bırakacaklar? O halde değerli müslümanlar size asli vazifenizi unutmayınız. Allah'ın dinine gerçek yardımcılar olunuz, dünya hayatının zenginliği veya fakirliği, telaşı ve tasası sizi iyi kulluktan, salih amelden, güzel hizmetten alıkoymayın. Gayretlerinizin Allah'ın kitabı ve Resulün sünneti istikametinde olup olmadığını sık sık inceleyip, irdeleyip kontrol ediniz, müslüman kardeşlerinizle uğraşmayınız, onları incitmeyiniz ki onların zaten yeterince dertleri ve düşmanları var.
Yarab bize hakkı hak olarak gösterip ona uymayı nasib eyle, batılı batıl olarak tanıyıp ondan uzak olmayı müyesser kıl ve bizi bir göz yumup açıncaya kadar bile kendi nefs-i emmareleremizin eline bırakma!