+ Cevap Ver
2 sonuçtan 1 ile 2 arası

Asa-yı Musa-Yirmi İkinci Sözün Birinci Makamı Sayfa 3

 Risale-i Nur - Said Nursi Katagorisinde ve  Asay-ı Musa Forumunda Bulunan  Asa-yı Musa-Yirmi İkinci Sözün Birinci Makamı Sayfa 3 Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Asa-yı Musa-Yirmi İkinci Sözün Birinci Makamı İmani ve Hakiki güzel Mektuplar Aziz, sıddık kardeşlerim, Şimdiye kadar gizli münafıklar Risale-i Nur a kanunla, adliye ile ve asayiş ve idare noktasından hükumetin bazı erkanını iğfal edip tecavüz ediyorlardı. Biz, müsbet hareket ettiğimiz için, mecburiyet olduğu zaman tedafüi vaziyetinde idik. ?imdi planları akim ...

  1. #1
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    691
    Tecrübe Puanı
    11

    Standart Asa-yı Musa-Yirmi İkinci Sözün Birinci Makamı Sayfa 3

    Asa-yı Musa-Yirmi İkinci Sözün Birinci Makamı
    İmani ve Hakiki güzel Mektuplar


    Aziz, sıddık kardeşlerim,
    Şimdiye kadar gizli münafıklar Risale-i Nur a kanunla, adliye ile ve asayiş ve idare noktasından hükumetin bazı erkanını iğfal edip tecavüz ediyorlardı. Biz, müsbet hareket ettiğimiz için, mecburiyet olduğu zaman tedafüi vaziyetinde idik. ?imdi planları akim kaldı. Bilakis tecavüzleri Risale-i Nur’un dairesini genişlettirdi. Bu defa yeni hurufla Asa-yı Musa yı tab etmek niyetimiz, ihtiyarımız olmadığı halde, tecavüz vaziyeti Risale-i Nur a veriliyor gibidir. Bu hadisenin ehemmiyetli bir hikmeti şu olmak gerektir:
    Risale-i Nur, bu mübarek vatanın manevi bir halaskarı olmak cihetiyle, şimdi iki dehşetli manevi belayı def etmek için matbuat alemiyle tezahüre başlamak, ders vermek zamanı geldi veya gelecek gibidir zannederim.
    O dehşetli beladan birisi: Hıristiyan dinini mağlup eden ve anarşiliği yetiştiren şimalde çıkan dehşetli dinsizlik cereyanı, bu vatanı manevi istilasına karşı Risalei n-Nur, sedd-i Zülkarneyn gibi bir sedd-i Kur’âni vazifesini görebilir ve alem-i İslamın bu mübarek vatanın ahalisine karşı pek şiddetli itiraz ve ithamlarını izale etmek için matbuat lisanıyla konuşmak lazım gelmiş diye kalbime ihtar edildi.
    Ben dünyanın halini bilmiyorum. Fakat Avrupa da istilakarane hükmeden ve edyan-ı semaviyeye dayanmayan dehşetli cereyanın istilasına karşı Risale-i Nur hakikatleri bir kale olduğu gibi, alem-i İslamın ve Asya kıt asının hal-i hazırdaki itiraz ve ithamını izale ve eskideki muhabbet ve uhuvvetini iade etmeye vesile olan bir mucize-i Kur’âniyedir. Bu memleketin vatanperver siyasileri çabuk aklını başına alıp Risale-i Nur u tab ederek resmi neşretmeleri lazımdır ki, bu iki belaya karşı siper olsun.
    Acaba bu yirmi sene zarfında iman-ı tahkikiyi pek kuvvetli bir surette bu vatanda neşreden Risale-i Nur olmasaydı, bu dehşetli asırda, acip inkılap ve infilaklarda bu mübarek vatan, Kur’ân ını, imanını dehşetli sadmelerden tam muhafaza edebilir miydi? Her neyse... Risale-i Nur a, daha vatana, idareye zararı dokunmak bahanesiyle tecavüz edilmez; daha kimseyi o bahaneyle inandıramazlar. Fakat cepheyi
    değiştirip, din perdesi altında bazı safdil hocaları veya bid a taraftarı veya enaniyetli sofi meşreplileri bazı kurnazlıklarla Risale-i Nur a karşı-iki sene evvel İstanbul da ve Denizli civarında olduğu gibi-istimal etmek ve Risale-i Nur a ve şakirtlerine ayrı bir cephede tecavüz etmeye münafıklar çabalıyorlar. İnşaallah muvaffak olamazlar. Risale-i Nur şakirtleri, tam ihtiyatla beraber, bir taarruz olduğu vakitte münakaşa etmesinler, aldırmasınlar. Aldanan ehl-i ilim ve imansa, dost olsunlar, "Biz size ilişmiyoruz. Siz de bize ilişmeyiniz. Biz ehl-i imanla kardeşiz" deyip yatıştırsınlar.
    Saniyen: Mübareklerin pehlivanı hem Abdurrahman, hem Lütfi, hem Büyük Hafız Ali manalarını taşıyan büyük ruhlu Küçük Ali kardeşimiz bir sual soruyor. Halbuki o sualin cevabı Risale-i Nur da yüz yerde var. "Risale-i Nur’un erkan-ı imaniye hakkında bu derece kesretli tahşidatı ne içindir? Bir ami mü minin imanı büyük bir velinin imanı gibidir, diye eski hocalar bize ders vermişler?" diyor.
    Elcevap: Başta Ayetü l-Kübra meratib-i imaniye bahislerinde; ve ahire yakın müceddid-i elf-i sani İmam-ı Rabbani beyanı ve hükmü ki, "Bütün tarikatlerin müntehası ve en büyük maksatları, hakaik-i imaniyenin inkişafıdır. Ve bir mesele-i imaniyenin kat iyetle vuzuhu, bin kerametlerden ve keşfiyatlardan daha iyidir"; ve Ayetü l-Kübra nın en ahirdeki ve Lahikadan alınan o mektubun parçası ve tamamının beyanatı cevap olduğu gibi, Meyve Risalesi nin tekrarat-ı Kur’âniye hakkında Onuncu Meselesi, tevhid ve iman rükünleri hakkında tekrarlı ve kesretli tahşidat-ı Kur’âniyenin hikmeti, aynen bitamamiha onun hakiki tefsiri olan Risale-i Nur da cereyan etmesi de cevaptır.
    Hem, iman-ı tahkiki ve taklidi ve icmali ve tafsili ve imanın bütün tehacümata ve vesveseler ve şüphelere karşı dayanıp sarsılmamasını beyan eden Risale-i Nur parçalarının izahatı, büyük ruhlu Küçük Ali nin mektubuna öyle bir cevaptır ki, bize hiçbir ihtiyaç bırakmıyor.
    İkinci Cihet: İman, yalnız icmali ve taklidi bir tasdike münhasır değil; bir çekirdekten, ta büyük hurma ağacına kadar ve eldeki aynada görünen misali güneşten ta deniz yüzündeki aksine, ta güneşe kadar mertebeleri ve inkişafları olduğu gibi; imanın o derece kesretli hakikatleri var ki, bin bir esma-i İlahiye ve sair erkan-ı imaniyenin kainat hakikatleriyle alakadar çok hakikatleri var ki, "Bütün ilimlerin ve marifetlerin ve kemalat-ı insaniyenin en büyüğü imandır ve iman-ı tahkikiden gelen tafsilli ve bürhanlı marifet-i kudsiyedir" diye ehl-i hakikat ittifak etmişler.
    Evet, iman-ı taklidi, çabuk şüphelere mağlup olur. Ondan çok kuvvetli ve çok geniş olan iman-ı tahkikide pek çok meratip var. O meratiplerden ilmelyakin mertebesi, çok bürhanlarının kuvvetleriyle binler şüphelere karşı dayanır. Halbuki taklidi iman bir şüpheye karşı bazan mağlup olur.
    Hem iman-ı tahkikinin bir mertebesi de aynelyakin derecesidir ki, pek çok mertebeleri var. Belki esma-i İlahiye adedince tezahür dereceleri var. Bütün kainatı bir
    Kur’ân gibi okuyabilecek derecesine gelir.
    Hem bir mertebesi de hakkalyakindir. Onun da çok mertebeleri var. Böyle imanlı zatlara şübehat orduları hücum da etse bir halt edemez. Ve ulema-i ilm-i kelamın binler cild kitapları, akla ve mantığa istinaden telif edilip, yalnız o marifet-i imaniyenin bürhanlı ve akli bir yolunu göstermişler. Ve ehl-i hakikatin yüzer kitapları keşfe, zevke istinaden o marifet-i imaniyeyi daha başka bir cihette izhar etmişler. Fakat, Kur’ân ın mucizekar cadde-i kübrası, gösterdiği hakaik-i imaniye ve marifet-i kudsiye, o ulema ve evliyanın pek çok fevkinde bir kuvvet ve yüksekliktedir.
    İşte, Risale-i Nur bu cami ve külli ve yüksek marifet caddesini tefsir edip, bin seneden beri Kur’ân aleyhine ve İslamiyet ve insaniyet zararına ve adem alemleri hesabına tahribatçı külli cereyanlara karşı Kur’ân ve iman namına mukabele ediyor, müdafaa ediyor. Elbette hadsiz tahşidata ihtiyacı vardır ki, o hadsiz düşmanlara karşı dayanıp ehl-i imanın imanını muhafazasına Kur’ân nuruyla vesile olsun. Hadis-i şerifte vardır ki: "Bir adam seninle imana gelmesi, sana sahra dolusu kırmızı koyunlardan daha hayırlıdır." "Bazan bir saat tefekkür, bir sene ibadetten daha hayırlı olur." Hatta Nakşilerin hafi zikre verdiği büyük ehemmiyet, bu nevi tefekküre yetişmek içindir.
    Umum kardeşlerime birer birer selam ve dua ediyoruz.

  2. #2
    Administrator Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    13.483
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Cevap: Asa-yı Musa-Yirmi İkinci Sözün Birinci Makamı Sayfa 3

    Kardeşiniz Said Nursi

    Şu kâinat semâsının gurûbu olmayan mânevî güneşi Kur’ân-ı Kerîm, şu mevcudât kitab-ı kebîrinin ayât-ı tekvîniyesini okutturmak, mâhiyetini göstermek için, Şuâlar hükmünde olan envârını neşrediyor. Beşerin aklını tenvir ile, sırât-i müstâkîmi gösteriyor. Beşeriyet âleminde her fert, hilkatindeki maksatlar ve fıtratındaki arzular ve istikàmetindeki gàyesini o hidâyet güneşinin nûru ile görür ve bilir. O hidâyet nûrunun tecellîsine mazhar olanlar; kalb kàbiliyeti nisbetinde ona âyinedarlık ederek, yakınlık kesb eder. Eşya ve hayatın mâhiyeti o nur ile tezâhür ederek ancak o nur ile görünür, anlaşılır ve bilinir. Ezelî Güneşin mânevî hidâyet nurlarını temsil eden Kur’ân-ı Kerîm, akıl ve kalb gözüyle hak ve hakîkati görmeyi temin eder. Onun nûrundan uzakta kalanlar zulmette kalırlar. Zîrâ, herşey nur ile görünür, anlaşılır ve bilinir. İşte şu hakîkatin mânevî ve sermedî güneşi olan Kur’ân-ı Kerîm’in nur tecellîsine, bu asrımızda, "Nur" ismiyle müsemmâ olan Risâle-i Nur’un şahs-ı mânevîsi mazhar olmuştur. O Nurlar ki; zulmetten ayrılmak istemeyen yarasa tabiatlı, gaflet uykusuyla gündüzünü gece yapan, sefahatperest, aklı gözüne inmiş, zulmette kalarak gözü görmez olanlara ve yolunu şaşıranlara karşı, projeksiyon gibi, nurlarını îman hakîkatlerine tevcih ederek, sırât-ı müstakîmi, büs bütün kör olmayanlara gösteriyor. Nur topuzunu ehl-i küfür ve münkirlerin başına vurup, "Ya aklını başından çıkar at, hayvan ol; yahut da aklını başına al, insan ol" diyor. İlim bir nur olduğuna göre, Risâle-i Nur’un ilme olan en derin vukufunu gösterecek bir iki delile kısaca işâret ederiz:
    Evvelâ, şunu hatırlatmalıyız ki, Risâle-i Nur başka kitapları değil, yalnız Kur’ân-ı Kerîm’i üstad olarak tanıması ve ona hizmet etmesi îtibarıyla, makbuliyeti hakkında bizim bu mevzuda söz söylememize hacet bırakmıyor. Biz, ancak ilim erbâbı nazarında Risâle-i Nur’un değerini belirtmek için deriz ki:
    Risâle-i Nur, şimdiye kadar hiçbir ilim adamının tam bir vuzuh ile ispat edemediği en muğlak meseleleri gàyet kolay bir şekilde, en basit avâm tabakasından tut da, en yüksek havas tabakasına kadar, herkesin istidâdı nisbetinde anlayabileceği bir tarzda, şüphesiz tam ikna edici bir şekilde izah ve ispat etmesidir. Bu husûsiyet, hemen hemen hiç bir ilim adamının eserinde yoktur.
    İkincisi: Bütün Nur eserleri Kur’ân-ı Kerîm’in bir kısım âyetlerinin tefsiri olup, onun mânevî parıltılan olduğunu her hususta göstermesidir.
    Üçüncüsii: İnsanlarm en derin ihtiyaçlarına katî delil ve bürhanlarla ilmî mâhiyette cevap vermesidir. Meselâ, Allah’ın varlığı, âhiret ve sâir îman rükünlerini bir
    zerrenin lisân-ı hâl ve kàl sûretinde tercümanlığını yaparak ispat etmesidir. En meşhur İslâm feylesoflarından İbn-i Sinâ, Farabî, İbn-i Rüşd bu meselelerde bütün mevcudâtı delil olarak gösterdikleri halde, Risâle-i Nur o hakîkatleri bir zerre veya bir çekirdek lisânıyla ispat ediyor. Eğer, Risâle-i Nur’un ilmî kudretini şimdi onlara göstermek mümkün olsaydı, onlar hemen diz çöküp Risâle-i Nur’dan ders alacaklardı.
    Dördüncüsü: Risâle-i Nur, insanın senelerce uğraşarak elde edemeyeceği bilgileri, komprime hulâsalar nevinden, kısa bir zamanda temin etmesidir.
    Beşincisi: Risâle-i Nur, ilmin esas gàyesi olan rızâ-yı İlâhîyi tahsile sebep olması ve dünya menfaatine ilmi hiçbir cihetle âlet etmeyerek, tam mânâsıyla insâniyete hizmet gibi en ulvî vazifeyi temsil etmesidir.
    Altıncısı: Risâle-i Nur kuvvetli ve kudsî ve îmânî bir tefekkür semeresi olup, bütün mevcudâtın lisân-ı hâl ve kàl sûretinde tercümanlığını yapar. Aynı zamanda, îmân hakîkatlerini ilmelyakîn ve aynelyakîn ve hakkalyakîn derecelerinde inkişaf ettirir.
    Yedincisi: Risâle-i Nur, esas bakımından bütün ilimleri câmî oluşudur; âdetâ ilim iplikleriyle dokunmuş müzeyyen bir kumaş gibidir. Ve şimdiye kadar hiçbir ilim erbâbı tarafından söylenmemiş ve her ilme olan vukùfunu tebârüz ettiren vecîzeler mecmuasidir. Misâl olarak bir kaçını zikrederek, heyet-i mecmuası hakkında bir fikir edinmek isteyenlere, Risâle-i Nur bahrine mürâcaat etmelerini tavsiye ederiz:
    1 . "Sivrisineğin gözünü halk eden, güneşi dahi o halk etmiştir."
    2 . "Bir kelebeğin midesini tanzîm eden, Manzûme-i şemsi dahi o tanzîm etmiştir."
    3 . "Bir zerreyi îcad etmek için bütün kâinatı îcad edecek bir kudret-i gayr-i mütenâhî lâzımdır. Zîrâ, şu kitâb-ı kebîr-i kâinatın herbir harfinin, bâhusus zîhayat herbir harfinin herbir cümlesine müteveccih birer yüzü ve nâzir birer gözü vardir.
    4 . "Tabiat misâlî bir matbaadır, tâbi değil; nakıştır, nakkaş değil; mistardır, masdar değil; nizamdır, nâzım değil; kànundur, kudret değil; şeriat-ı irâdiyedir, hakîkat-i hariciye değil."
    5 . "Sabit, dâim, fitrî kànunlar gibi, ruh dahi âlem-i emrden, sıfat-ı irâdeden gelmiş ve kudret ona vücud-u hissî giydirmiştir. Ve bir seyyâle-i latîfeyi o cevhere sadef etmiştir."
    Ve hâkezâ, binlerce vecîzeler var.

    Üniversite Nur Talebelerinden Mustafa Hilmi

+ Cevap Ver

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10-21-2009, 02:12 PM
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10-20-2009, 10:39 PM
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10-20-2009, 10:36 PM
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10-20-2009, 10:08 PM
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10-20-2009, 10:06 PM

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278