+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
1 sonuçtan 1 ile 1 arası
Like Tree1Beğeniler
  • 1 Post By £laf

Kul Hakkı

 Peygemberimiz (s.a.v) Katagorisinde ve  Asrı Saadet Forumunda Bulunan  Kul Hakkı Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Kul Hakkı Kul Hakkı Efendim, çok hassas ve hesabı da çetin olduğu hâlde kul hakkına pek dikkat edilmiyor. Bu hususta neler söylemek istersiniz? - Hak katında afva mazhar olmayan hususlardan biri şirk, biri de kul hakkıdır. Cenâb-ı Hak, kulunun dağlar kadar günâhını bağışlarken, kul hakkını afvının dışında tutmakta ve bu ...

  1. #1
    Administrator £laf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2010
    Yer
    Benim sessizliğim içimde
    Mesajlar
    5.371
    Tecrübe Puanı
    10

    Post Kul Hakkı

    Kul Hakkı

    Efendim, çok hassas ve hesabı da çetin olduğu hâlde kul hakkına pek dikkat edilmiyor. Bu hususta neler söylemek istersiniz?

    - Hak katında afva mazhar olmayan hususlardan biri şirk, biri de kul hakkıdır. Cenâb-ı Hak, kulunun dağlar kadar günâhını bağışlarken, kul hakkını afvının dışında tutmakta ve bu husustaki bağışlamayı, ancak kulların birbirlerinin haklarına riâyet ederek aralarında helâlleşmeleri şartıyla tecellî ettirmektedir. Onun için Hak yolunun samîmî ve muttakî yolcuları, bir ömür kul hakkı hassasiyeti içinde yaşamışlar ve üzerlerine en ufak bir tozun dahî sıçramamasına dikkat etmişlerdir.

    - Efendim, meselâ nasıl bir hassasiyet göstermişler ve neler yapmışlardır?

    - Bu hususta gönülleri istikâmetlendirici pek çok güzel rivâyetler vardır. Birkaç misâl kabîlinden hatırıma gelenleri zikredeyim:
    Rivayet göre Abdullah bin Mübârek'in çok kıymetli bir atı vardı. Bir yolculuğu esnâsında öğle namazı vaktinin girmesi üzerine atını salıvererek namazını kıldı. Ancak bu sırada at, bir köyün devlete ait merasına girerek otlamaya başladı. Bunun üzerine İbn-i Mübârek, o ata binmekten vazgeçti.

    Bir başka misâl şöyle:

    Ebu Hamdun Kassar, can çekişen bir dostunun yanında bulunuyordu. Adam vefat eder etmez, yanmakta olan lambaya üfleyip söndürdü. Kendisine:

    "-Ey Hamdun, bu karanlıkta lambayı niçin söndürdün?" dediler.

    O da şu cevâbı verdi:

    "-Lamba ve onun içindeki yağ şimdiye kadar vefât eden zâta aitti. Şimdiden sonra ise vârislerinin hakkıdır..."

    Bir başka misâlde de Ebu Süleyman Havvas başından geçen bir hâli şöyle anlatıyor:

    Birgün merkebe binmiştim. Sinekler eziyet veriyor, onun için hayvancağız başını durmadan eğiyordu. Ben de, yoldan kalmamak için habire elimdeki deynekle ona vuruyordum. Nihayet merkep kafasını kaldırdı. Lisân-ı hâl ile şöyle dedi:

    "-Şimdi vur bakalım. Vur ama, hiç şüphe etme ki, bu dayak yarın senin başına inecektir!.."

    - Efendim, herhâlde önemli olan, bu kıssalardan gerekli dersi çıkarıp ona göre kendimizi istikametlendirmektir.

    - Elbette!.. Ancak ilk suâlinizde de belirttiğiniz gibi esefle ifade etmek gerekir ki, kul hakkı mes'elesi son derece ehemmiyetli olmasına rağmen günümüzde en az riâyet edilen bir husus hâline gelmiştir. Oysa Âlemlerin Efendisi'nin, son demlerinde ashâbına:

    "Kimin üzerimde hakkı varsa gelsin alsın!" buyurarak, âhirete hicret ânında dahî kul hakkını düşünmesinin hikmet ve sırrı, bütün âleme pek manidar bir mesajdır.


    Böyle yüce mesajlarla olgunlaşan ashabın büyüklerinden üçüncü halîfe Hazret-i Osmân'ın yanlışlıkla kulağını çektiği ve hatâsını anladığında da yanına çağırdığı kölesine:

    "-Sen de benim kulağımı çek!" diye kulağını çektirmesi, hattâ kölenin hafif davranması üzerine:

    "-Ben daha sert çekmiştim; biraz daha sert çek de beni âhıret vebâlinden kurtar!" demesi, buna mukâbil kölenin de:

    "-Ey halîfe! Daha fazla çekersem bu sefer ben size borçlu olurum!" şeklinde cevap vermesi, neticede karşılıklı helâlleşmeleri pek ibretlidir.

    Diğer taraftan Fâtih'in yanlışlıkla kolunu kestirdiği hıristiyan mîmâr ile muhâkeme sonunda kendi kolunun da kesilmesi için uzatması, bu fazîlet karşısında da mîmârın kısas şikâyetinden vazgeçip diyet alması da, kul hakkına riâyetin şâheser nümûneleridir.

    - Efendim, kul hakkının çerçevesi nedir? Bu hak, sadece bir şahsın bir başkasının malını alması ve onu iade etmemesi durumunda mı gerçekleşir; manevî ihlâller de kul hakkına girer mi? Daha doğrusu kul hakkı deyince ne anlamalıyız?

    - Kanaatimce kul hakkının oluştuğu en mühim nokta burası; yâni yapılan ihlâlin kul hakkı olarak görülüp görülmemesidir. Dolayısıyla bu mevzuda en önemli hususlardan biri de, kul hakkına nelerin girip girmeyeceğinin bilinmesidir. Günlük hâdiseler çerçevesinde pek çoklarına normal gibi gelen o kadar mes'eleler var ki, aslında hepsi de birer kul hakkı mes'elesi içindedir. En basitinden yoğun trafik akışının olduğu yerlerde uyanıklık adına pek çok sürücüyü gerek zor durumda bırakmak, gerek birtakım ihlâllerle sırf kendini düşünmek, zaman zaman nice facialara yol açmaktadır ki, bunlar da hesabı verilemeyecek en çetin kul haklarındandır.

    Aynı şekilde yemek kokusu ile komşuya eziyet etmek de böyledir. Dolayısıyla kul hakkını, sadece müşahhas bir şekilde bir başkasının malını çalmak veya gasp etmek olarak anlamamalı, davranış ve muâmelelerimizde birtakım bencillikler yapmak sûretiyle başkalarının hakkını çiğnemenin de kul hakkına girdiğini bilmelidir. Yâni maddî olarak zâhiren kul hakkına girmekle, mânevî olarak kul hakkına girmek arasında pek fark yoktur. Bilâkis mânevî kul haklarının hesâbı daha ağırdır. Meselâ talebesini yetiştirmek husûsunda ihmalkâr davranan bir hocaefendi veya öğretmen, talebesinin enerjisini ve zamanını zayi edip bir insan israfına sebep olduğu için üzerine kul hakkı almıştır.


    - Efendim, o hâlde kul hakkı çok şümûllü bir mes'ele!..

    - Evet. Hassas bir şekilde düşünülürse kul hakkının şümûlü o derecede geniştir ki, bir müslümanın yüzüne haksız yere sert sert bakmak bile bir kul hakkı ihlâlidir. Bunun yanında aleyhte konuşmak ve benzeri şekilde ölülerin hukûkuna tecâvüzden de kaçınmak gerekir. Yine haksız yere birisine karşı söz veya yazıyla tecâvüzde bulunmak da, o kendini müdâfaa edemeyecek bir mevkîde olduğu için daha büyük bir vebâli mûcibdir. Dolayısıyla bir sözü söylerken bile onun kalbe saplanacak bir bıçak gibi mi, yoksa yürekleri şefkatle saracak bir kucak gibi mi olduğuna dikkat etmelidir. Zîrâ Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem- şöyle buyurur:

    "Özür dilemek gereken bir sözü konuşma!" (İbn-i Mâce, Zühd, 15)

    - Efendim, kul hakkı hususunda ne tavsıye edersiniz?

    - Kul hakkı mânevî ise helâlleşmek, maddî ise onu iade etmek gerekir. Yâni kul hakkını âhırete bırakmamalıdır. Nitekim Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'in tatbikatı da böyledir. O, önüne borçlu, yâni üzerinde kul hakkı bulunan bir cenaze getirildiğinde onun namazını kıldırmaz, ancak borcu ödendiği takdirde imamete geçerdi. Ebû Katâde -radıyallâhu anh- anlatıyor:

    Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e, namazını kıldırıvermesi için bir adam(ın cenâzesi) getirildi. Ancak -sallâllâhü aleyhi ve sellem- Efendimiz:

    "-Onun üzerinde borç var, arkadaşınızın namazını siz kılın!" buyurdu.

    Ben:

    "-(Borç) benim üzerime olsun, ey Allah'ın Resülü" dedim.

    "-Sadâkatle mi ?" dedi.

    "-Sadâkatle!" dedim.

    Bunun üzerine cenazenin namazını kıldı. (Tirmizi, Cenâiz, 69; Nesâi, Cenâiz, 67)

    - Efendim, bu güzel sohbetinizden dolayı teşekkürlerimizi arz ederiz.

    - Ben de teşekkür ederim.

    Kalbi Fani Şeylere Anmış Bir Zavallıyım

    Aklımdan çıkmasın diye, kalbime tembihledim;- Fânisin ! Acizsin ! Emanetsin !


    Bugün hazirim olmeye diyebilecek miyiz acaba?

+ Cevap Ver

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331