Gazalİ Ve TasavvufÇularin KeŞfİ (1)
GAZALİ VE TASAVVUFÇULARIN KEŞFİ (1)

Gazali evliya diye adlandırdığı tasavvufçulara birçok ilhamların geldiği ve keşf yolu ile gizli şeylerin onlara açık olduğunu iddia etmiş ve şöyle demiştir:
"Enbiya ve evliyaya keşf vaki olur, kalblerin e nur dolar. Bu okuma, yazma ve talim ile değil, belki dünyaya meyletmem e, zühd, kalbi dünya işleriyle meşgul etmeme, himmet künhüyle Allah'a yönelme yolu ile olur. Kim Allah için olursa, Allah da onun için olur. Bunun yolunun bütün dünya ilişkilerinden kesilmek, kalbe dünyayı sokmamak, mal, çoluk çocuk, memleket, dünya, makam ve mevkiden himmeti kesmekle olduğunu söylediler. Hatta kalbi o dereceye kadar sabreder ki artık ona bir şeyin varlığı ile yokluğu eşit gelir. Sonra bir köşeye çekilir, farz ve revatip (sünnet)lerle yetinir, kalbini herşeyden boşaltmış ve himmetini toplamış olarak oturur, düşüncesini Kur'ân okuyarak veya bir tefsir mütalaa ederek dağıtmaz, ne hadis ne de başka bir şey yazmaz, sadece aklına Allah'tan başka bir şey gelmemesi için çabalar. Halvette oturdukta n sonra dili ile sürekli "Allah, Allah" der ve kalbini ona bağlar. Dili hareket ettirmeyi terkedinc eye ve kelimenin kendiliğinden dilinde söylendiğini hissedinc eye kadar bunu söylemeye devam eder. Kelime dilinde kendiliğinden söyleniyor gibi bir duruma gelince, lafzın sureti, harfleri ve kelimenin şekli silinince ye ve sadece kelimenin manası kalbinde kalıp onunla doluncaya, artık lazımı gayri müfarık bir hal alıncaya kadar bu durumda devam eder. Bu dereceye gelebilec eği gibi vesvesele ri defederek bu durumu daha da devam ettirebil ir. Ama Allah'ın rahmetini çekme konusunda bir seçim yapma yetkisi yoktur. Çünkü bu yaptıklarıyla artık Allah'ın rahmetini n nefhalarına maruz kalmış olur. Artık yapacağı şey, bu yolla enbiya ve evliyaya verdiği gibi, Allah'ın vereceği rahmeti beklemekt en ibarettir .
İşte o zaman, niyeti sadık, himmeti saf ve uygulaması güzel olmuşsa, artık şehvetleri onu rahatsız etmemiş ve nefsi kendisini dünyevi şeylerle meşgul etmemişse, kalbinde hak parıltıları parlar. Başlangıçta ani şimşek gibi olur ama tekrar gelir, gecikebil ir de. Tekrar gelince devamlı olabilir veya kesik olabilir. Devamlı olursa, bu devamlılık uzayabili r, uzamıyabilir de. Böyle kişiler bunun artması için çalışabilir yahut bir türle yetinebil irler.
Bu konuda Allah'ın velilerin in menziller i sayılamıyacak kadar çoktur. Tıpkı yaratılışları ve ahlakları sayılamadığı gibi. Bu yol kendi tarafından mahza temizliğe, tasfiye ve tecellile re, sonra, istidat ve beklemeye bakar!" (1)
Keşfe ulaşmak istiyen tasavvufçuya dair Gazali'nin şu sözlerine bakınız: "Kalbini her şeyden boşaltmış ve himmetini toplamış olarak oturur, düşüncesini Kur'ân okuyarak veya bir tefsir mütalaa ederek dağıtmaz, ne hadis, ne de başka bir şey yazmaz... Sadece sürekli olarak Allah, Allah, der...." Acaba Kur'ân ve Sünnette böyle bir şey var mıdır? Yoksa bununla tasavvufçu Allah'ı veya Allah'ın nurlarını yahut melekleri veya Rasûlü görmek gibi elde etmesi mümkün olmıyan bid'at bir iş mi işlemektedir?! Bu bid'at zikir sonunda acaba tasavvufçu şeytan ateşinin kıvılcımları, tuzaklarının ipleri ve müminlerin yolundan ayrı bir yol izliyenle rin uğrayacağı cehennem ateşinin alevlerin den başka ne görebilir?
Tasavvufçulara bu gibi saçmalıklarda akıl hocalığı yapan, onların küfür ve zındıklıklarının yayılmasına hizmet eden Gazali bütün bunlara rağmen tasavvufçulara melekleri n nazil olduğunu söylememektedir. Herhalde, peygamber den sonra kendisine vahyin indiğini iddia eden kimsenin kafir olacağını bildiği için peygamber lere indiği gibi melekleri n tasavvufçulara da ineceğini söylememiştir. Ama bunu söylememekle Gazali tasavvufçuların tağutlarını kızdırmış olacak ki meşhur tağutları İbn Arabi bundan dolayı kendisini eleştirmiş ve yanıldığını söyliyerek melekleri n peygamber lere indiği gibi tasavvufçulara da indiğini, sadece getirdikl eri şeylerden birinin vahiy, diğerinin ilham olduğunu söylemiştir. (1) Şöyle diyor:
"Aralarındaki fark, meleğin inmesinde değil, indirdiği şeydedir.. Çünkü meleğin peygamber e indirdiği tabi olan veliye indirdiğinden başkadır. Melek, tabi olan veliye ancak peygamber ine ittiba etmek ve hadis gibi kesin bilemediği şeyleri kendisine öğretmek üzere iner. Mesela âlimlerin zayıf olduğunu söylediği bir hadisin sahih olduğunu ilham meleğinin ona bildirmes i gibi. Allah ehlinin bildiği şartlarla veli kendisi için artık o hadisle amel edebilir. ..
Gazali ve başkalarının veliye meleğin inmiyeceğini söyleyerek yanılmalarının sebebi, zevkin yokluğudur. Sülûklarıyla bütün makamlarını bildikler ini sandılar. Kendileri için bunu kabul edip meleğin kendileri ne inmediğini görünce, karşı çıktılar ve bunun peygamber lere mahsus olduğunu söylediler. Zevkleri sahih, ama hükümleri batıldır... Gazali ve başkaları Allah ehlinden kamil biriyle bir araya gelip meleğin tasavvufçuya indiğini kendileri ne söyleseydi, bunu kabul eder ve karşı çıkmazlardı. Nitekim ilham meleği sayılamıyacak kadar çok ilimlerle bize nazil olmuştur. Bizim gibi inanmıyan birçokları da böyle olduğunu söylemiş ve yolumuza dönmüştür.