بســـم الله الرحمن
الرحيم

Allah'la Beraber Sabır
Bazı alimler, sabrın kısımlarına üçüncü bir kısım daha ilâve ettiler. O da Allah'la beraber olan sabırdır. Bu sabrı, sabırların en yükseği kılıp buna "vefa" ismini verdiler. Şayet Allah'la beraber olan sabrın hakikati sorulacak olursa bunun, yukarıda geçen üç nevi sabırdan, yani;
- mukadderata sabır,
- emredilenlere sabır ve
- yasaklara sabırdan başkasıyla açıklanması mümkün değildir.
Bu alimler, "Allah'la beraber olan sabrın manası, kulun Allah'ın hükümleri üzerinde sebat edip hiç bir zaman onlardan ayrılmayarak, kendi nefsiyle değil, daima Allah'la beraber (yani O'nu sevmek ve O'ndan gelen herşeye razı) olmaktır" dediler.
Bu mana doğrudur ve yukarıda geçen sabrın üç nevine aittir. Aynı alimlerin, "Allah'la beraber sabır, sabrın bütün nevilerini toplayıcıdır," iddiaları da doğrudur. Fakat bu sabrı, sabrın kısımlarından biri yapmak doğru değildir.
Allah'la beraber sabrın hakikati, kalbin doğrulukta Allah' la beraber sebat edip, tilkinin oraya buraya şaşırtmak için koştuğu gibi koşmayarak, Allah'a bağlanmasıdır.
Bazı alimler, sabra başka bir kısım daha ilâve edip buna da, "Allah'da sabır" ismini vermişlerdir. Fakat bu sabır yukarıda geçen sabır'dan başkası değildir. Yani Allah'da sabrın manası, Allah için olan sabrın manasından başka değildir.
Nitekim, Allah Teala:
"Bizim uğrumuzda mücadele edenlere gelince, elbette biz onlara yollarımızı gösteririz." (Ankebut/69) buyurmuştur. Diğer bir ayette de:
"Allah uğrunda gerektiği gibi cihad edin." (Hac/78) buyurmuştur. Cabir (r.a)'in hadisi şerifinde:
"Şüphe yok ki Allah Teala, Cabir'in babasını diriltince, ona "Ne dilersen dile" buyurdu. O da "Ya Rabbi, beni dünyaya tekrar döndürmeni senin uğrunda ikinci defa ölmemi diliyorum." dediği buyurulmuştur.
Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
"Andolsun, Allah uğrunda bana yapılan eza hiçbir kimseye yapılmamıştır." buyurdu.
"Allah'da sabır"ın iki manası vardır.
1 - Birincisi, Allah'ın rızasında, taatında ve yolunda sabır manasınadır ki, bu insanın ihtiyarı ile yapmış olduğu işlerdeki sabrıdır. Nitekim bir hadis-i şerifde:
"senin yolunda ilim öğrendim" buyurulmuştur.
2 - İkincisi, Allah'dan gelen musibetlere sabır manasınadır ki, kulun ihtiyarı olmaksızın başına gelenlere sabırdır. Çok defa "Allah'da sabır" ile bu ikinci mana murad edilir.
Nitekim Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'ın:
"Andolsun Allah uğrunda bana yapılan eza hiç bir kimseye yapılmamıştır" sözü ve Abdullah b. Hazam'ın "Senin uğrunda öldürüleyim" sözü ve Cenab-ı Hakk'ın:
"Bizim uğrumuzda mücahede edenlere gelince" kavli kerimi ile "Allah'da sabır"ın ikinci manası murad edilmiştir. Yani bunların başlarına gelen eza ve musibetler Allah tarafındandır.
(Türkçede "da" ve "de" manasına gelen Arapçadaki "fi" harfi, "Allah'da (Allah uğrunda) sabır" ifadesinde zarf manasında olmadığı gibi sırf sebeblilik manasında da değildir.)
"Mü'min'in nefsinde (diyet) yüz devedir" hadis-i şerif indeki "fi" harfiyle "Bir kadın kendi yüzünden cehenneme girdi" hadis-i şerifindeki "fi" harfinde sebebiyet manasından ziyade bir mana bulunmaktadır. "fi" harfi, bütün manalarında zarfiyet için değildir.
"Bu işi senin rızan uğrunda yaptım." ifadesinin manası, "bu işi senin rızan için yaptım." ifadesinin manasından dahageniştir. "Allah uğrunda bana eza edildi" ifadesinin yerini, "Bana Allah için eza yapıldı." ifadesi ve "Allah yüzünden eza yapıldı." ifadesi tutmaz.
Netice olarak, "Allah'da sabır" ifadesiyle Allah tarafından gelen musibetlere sabır manası murad edilirse bu, doğrudur. Fakat mukadderata sabır, emredilenlere sabır ve yasaklara sabırdan başka bir sabır murad edilirse bu doğru değildir. Allah uğrunda sabreden, Allah uğrunda cihad eden gibidir.
Tevfik Allah'dandır.
Bazıları dediler ki:
- Allah için sabır "gına" dır.
- Allah ile sabır "baka" dır.
- Allah'da sabır "bela" dır.
- Allah'la beraber sabır "vefa" dır.
- Allah'dan uzaklaşmaya sabır "cefa" dır.
Bu alimlerin sözleri kabul edilmez. Çünkü bunlar, hatırlarına geleni ve düşündüklerini söylemişlerdir. Bu ifadeler ancak masum olan peygamber Efendimizden nakledilmiş olursa kabul edilir. Yine de bunların manalarını açıklamaya çalışalım:
- "Allah için sabır "gına" dır" ifadesinin manası:
Nefsin arzu ve isteklerini yapmayıp, Allah Teala'nın istediklerini yapmaktır. Bu, nefse en ağır ve en zor gelen şeydir. Zira Allah ile nefis arasındaki mesafeyi katetmek nefse en çetin gelen şeydir. Cüneyd'in dediği gibi:
"Dünyadan ahirete gitmek mümin için kolaydır. Hakkın yanında olup, halkı bırakmak zordur. Nefsi bırakıp, Allah'a gitmek çok zordur. Allah'la beraber sabır ise, pek çetindir."
- "Allah ile sabır "baka"dır" ifadesinin manası:
Kul, Allah ile olunca, ona herşey kolay gelir, ağır yükleri yüklenir, onların ağırlığını duymaz. Çünkü bu kul, halk ile ve kendi nefsi ile olmayıp, Allah ile olunca, kalbi için ve ruhu için başka bir vücud meydana gelmiş olur ki, halk ile ve kendi nefsi ile olsaydı bu hal kendisinde bulunmazdı. Bu kul, bu hal ile sabrın güçlüğünü ve acılığını duymaz. Teklifin (şeriatta emredilenlerin ve yasak edilenlerin) meşakkatları nimete ve gözbebeğine dönüşür.
Nitekim zahidlerden biri şöyle dedi:
"Bir sene gece namaza kalkmak için zahmet çektim, sonra yirmi sene seve seve kalktım. Bir kimsenin gözünün aydınlığı namazda olursa, namazın ağırlığını duymaz."
- "Allah'da sabır "bela"dır." ifadesinin manası:
Bela, güçlük ve meşakkatin üstündedir. Belaya sabır, güçlük ve meşakkata sabrın üstündedir. Belaya sabır, Allah uğrunda cihad yerindedir. Belaya sabır, Allah için olan cihaddan daha ağırdır. Allah uğrunda her cihad eden, Allah için cihad etmektedir. Allah uğrunda her sabreden, Allah için sabretmektedir. Aksi ise böyle değildir. Buna göre bir kimse bazan cihad ediyor, bazen sabrediyor, bu kimseye "Allah için cihad ediyor.", "Allah için sabrediyor," denir. Fakat, "Allah uğrunda cihad ediyor", "Allah uğrunda sabrediyor" denmez. Ancak cihada ve sabra dalıp cennete girene "Allah uğrunda cihad ediyor" ve "Allah uğrunda sabrediyor" denir.
- "Allah'la beraber sabır "vefa"dır"ifadesinin manası:
Allah'ın hükümleri üzerinde kulun sebat etmesi, kalbinin O'na yönelmekten ve azalarının O'nun taatından sapmamasıdır. Böyle olan kimse, Allah'la beraber olmanın hakkını tam ifa etmiş olur.
Nitekim Allah Teala:
"İbrahim, Allah'ın emirleri üzerinde Allah'la beraber sabretmekle emredilmiş olduğu şeyleri tastamam ifa etmiştir." (Necm/37) buyurmuştu.
- "Allah'dan uzaklaşmaya sabır "cefa" dır." ifadesinin manası:
Bir kimsenin Mabud'u, İlah'ı, Mevla'sı olan (ki, O'ndan başka Mevla'sı yoktur) hayatı, dünya ve ahiret saadeti ancak O'nu sevmeye, O'na yakın olmaya ve onun rızasını herşeye tercih etmeye bağlı olan Zat-ı A'ladan uzaklaşmaya sabretmekten daha büyük bir cefa var mıdır?.
Bir şair dedi ki.
"Senden sonra sabrı ve ağlamayı çağırdım.
Ağlama cevap verdi.
Fakat sabır cevap vermedi."
Dediler ki; Yakup aleyhisselam'ın, "Benim yapacağım iş, güzel sabırdır." dedikten sonra vecd onu Yusuf'un özlemine sevk ederek, "Vay Yusuf üzerine başıma gelenler." demesi de ağlamanın kendine cevap verip, sabrın cevap vermediğine delalet eder. Fakat Yakup aleyhisselam'ın Yusuf'a sabredememesi, "Benim yapacağım iş, güzel bir sabırdır." demesine zıd değildir. Zira güzel bir sabır kendisinde şikayet bulunmayan sabırdır. Allah'a yapılan şikayet ise, güzel bir sabra zıd değildir. Çünkü Yakup aleyhisselam:
"Ben gam ve kederimi ancak Allah'a şikayet ederim." demişti.
Allah Teala, Resul-ü Ekrem'e (sallallahu aleyhi ve sellem) güzel sabrı emretmiş, o da:
"İlahî, kuvvetimin zayıflığını ve çaresiz kaldığımı ancak sana şikayet ederim." demişti.
Bâzı âlimler:
"İnsanlar arasında musibet sahibinin kim olduğu bilinmezse bu kimsenin sabrı güzel bir sabırdır. Bu vasfı kaybeden kimse, güzel sabrı kaybetmiş olur." demişlerdir.
Fakat musibetin eserinin insan üzerinde görünmesini defetmek değildir. Tevfik Allah'dandır.
Bazıları, sabrın kısımlarına bir kısım daha ilâve edip buna, "sabıra sabır" ismini vermişlerdir. Bu, sabrın sabra batması ve sabrın sabırdan aciz olmasıdır. Sabrın bu kısmı, diğer kısımlarının dışında değildir. Ancak bu sabır, sabra bağlanmaktan ve sabır üzerinde sebat etmekten ibarettir.
Her şeyi Allah daha iyi bilir