"Kim bir kötülük görürse,onu eliyle;gücü yetmezse,diliyle düzeltsin. Buna da gücü yetmezse, kalbiyle buğz etsin. Bu imanın en zayıfıdır.'' İyi bildiğimiz bu hadiste, kalben buğz
etmek "iman" sıfatıyla vurgulanıyor. Bir şey "iman" olarak nitelenmişse, zayıf da olsa önemlidir, az da olsa, çoktur. Başka her işi anlamlı kılan ancak imandır; eylemin arkasında

iman yoksa, anlamını kaybeder, sahteleşir, küçülür, zayıflar. Zayıf da olsa o "iman"ımız yoksa, kalbimizdeki buğzu kaybetmişsek, dilimizle yapacağımız itirazı da, elimizle
yapacağımız karşı koyuşu da zayıflatırız, hepten yitiririz. ALLAH adına olan o buğz/zulme nefret yerinde değilse, dilimizin ettikleri de, elimizin ettikleri de boşa çıkar. İşte bu yüzden,
elimizden ve dilimizden bir şeyin gelmediği durumlarda, kalbimizden gelen o buğz direncini imanımız adına canlı tutmalıyız. Elimizi de dilimizi de kalbimizin direnişine sunmalıyız.


kalbimizde zalimlere karşı buğzumuzu kaybedersek, dilimizle yapacağımız bir şey kalmaz, duayı unuturuz. diliyle yapacağımızı unuttuğumuzda ise elimizle yapacak bir şeyimiz
kalmaz, ellerimiz boşa çıkar. elimizle bir şey yapamadığımızda, dilimizle de bir şey yapamadığımızda, kötülüğe karşı kalbimizdeki nefreti diri tutamıyorsak, imanın en zayıf halini
kaybetmiş oluruz. kalbinin direnişini kaybedenler, ellerindekileri de dillerindekileri de kaybederler.. kalbin direnişi için bakalım bu resme ve ne yazık ki bunun gibi nicelerine.... bir
daha, bir daha, bir daha.. kalbimizde zalime nefretimiz, zulme kinimiz, imanımızın parçasıdır; imandandır.. dillerimiz boşa konuşuyorsa, ellerimiz boş yere yoruluyorsa, o imanı
yitirdiğimizdendir... yitirmeyelim, nefrete devam edelim, ALLAH için buğzumuzu diri tutalım...