Yunus Vehbi Yavuz

Cemaatlerin aşması gereken engeller - 3

Cemaat ve tarikatların aşması gereken engellerin üçüncüsü; liderlerini övmede şirke varacak derecede aşırıya gitmektir. Bazı cemaat liderinin yaptıklarını kutsamak yahut kutsaldan da kutsal olarak nitelendirmek büyük bir hatadır. Maalesef bunu yapanlara da şahit olmaktayız.
Bir başka engel, cemaat liderinin yahut şeyhinin her şeyi Allah’tan aldığına ve yanılmadığına inanmaktır. Bu da din adına yapılan büyük bir yanlıştır. Allah’tan bilgiyi sadece peygamberler alırlar, yanılmayanlar da sadece peygamberlerdir.
Bir kimse ne kadar âlim olursa olsun, ne kadar çok hizmet ederse etsin, ne kadar çok kâmil olursa olsun, yaptıklarını kutsal olarak nitelendiremeyiz. Kutsal ancak Allah’ın kutsadıklarıdır. Biz kimseyi kutsal olarak nitelendiremeyiz, kimseye kutsallık veremeyiz. Bu sözlerimiz elbette böyle yapanlar içindir.
Beşincisi; sohbetlerde ve toplantılarda flaş şahsiyet olarak tarikat şeyhi yahut cemaat liderinin yer etmesidir. Söz dönüp dolaşır, sonunda liderin adı, eserleri ve fikirleri doruğa yerleştirilir. Oysa dorukta sadece Allah, ondan sonra da Resulullah olmalıdır.
Altıncısı; okunması ve uyulması tavsiye edilen kitap olarak da vird olarak da Kur’an ve Hadisler olmalı, bunlar dışında sadece bir kimsenin değil, bütün İslam âlimlerinin değerli eserleri tavsiye edilmelidir.
Fakat bazı cemaatlerde bunun tam tersi görülür, Allah ve Resulü yerine, lider olan zatlar yerleştirilir. Dolayısıyla cemaat mensupları Allah ve Resulü ile onların getirdikleri ilkeler yerine, liderlerin veya şeyhlerin şahsiyetleri yerleştirilerek Sünnet-i Resulullah’a aykırı bir yol izlenir.
Yedincisi; cemaatlerde tecelli eden bir başka husus, paylaşmama ve yalnız hareket etme temayülüdür. Oysa cemaat anlayışı, birlikte hareket etmeyi gerektirir. Övülen birliktelik de budur. Yani bütün Müslümanlarla, o cemaatin bünyesine dâhil olmayanlarla da beraber hareket etmek ve büyük cemaati kuvvetlendirmektir. Hz. Muhammed’in cemaatini...
Bilindiği üzere, en büyük cemaat Hz. Muhammed Aleyhisselam’ın cemaatidir. Bütün cemaatler belli bir süreçte bu cemaat içinde erimesini bilmelidir. Kendi cemaat anlayışını bu en büyük cemaat içinde hâkim kılmaya çalışmak aslında cemaat şuuru değil, belki esas cemaatten ayrılma idraksizliğinin sonucudur.
Çok yakınında görev yapan rahmetli A. Fikri YAVUZ’un bana anlattığına göre; rahmetli Ömer Nasuhi Bilmen Hocaefendi’ye bir Müslüman sormuş “hangi tarikattansın?” Diye... O da soru soran kişiyi pencerenin önüne götürerek “Şu caddeden geçen kalabalık Müslümanlar var ya! İşte ben onların tarikatındanım.” diye cevap vermiş. Aynen katılıyorum, harika bir cevap... Bunu cemaatler için de söyleyebiliriz.
Sekizincisi; cemaatlerde ve tarikatlarda gözlemlediğimiz başka bir davranış vardır ki, bu tevhid inancı ve Allah inancı açısından son derece önemlidir. Taşra merkezlerinde, mensup ve müritlerine ve bunların çevresindeki kimselere Kur’an hatimleri yaptırılıyor, Kelime-i Tevhid ve Tesbih çektiriliyor, Salavatlar okutturuluyor, sonra bunlar bir merkezde toplanarak daha büyük merkezlere örneğin; İstanbul’a gönderiliyor, buradaki merkezde toplanan bu ibadetler bir yekûn teşkil ediyor, sonra da birileri aracılığı ile Mekke ve Medine’ye gönderiliyor. Örneğin; yüz bin Kelime-i Tevhid göndermek, yüz bin hatim göndermek gibi...
Yakın çevremizde şahit olduğumuz ve duyduğumuz olaylardır bu anlattıklarımız... Bizim mensup olduğumuz Kur’an, sünnet ve fıkıh yolunda böyle bir anlayış, böyle bir ibadet şekli yoktur. Kelime-i Tevhid gönderilmez, söylenir ve kalbe yerleştirilir. Kur’an okunur, bir yere gönderilmez, belki onunla günlük hayatta amel edilir.
Kur’an’ın bize talim ettiğine göre; kul ibadetini Allah’a direkt olarak ulaştırır, araya vasıta koymaz, koyamaz. Bu tutum, farkına varılmasa da ruhbanlığa yaklaşıyor. Allah insana şah damarından daha yakın değil midir? Ona her ibadet vasıtasız olarak arz edilirse mutlaka kabul olunur. Bu anlayış, Müslümanların geleceği bakımından çok tehlikelidir. Müslümanları ibadetlere, zikir ve tespihe alıştıralım derken Tevhid inancını kimse sarsmamalı ve Kur’an’ın çizdiği sırat-ı müstakimden ayrılmamalıdır.
Bu şekilde davranmayan cemaat ve tarikatlara diyecek bir sözümüz, yöneltecek bir eleştirimiz yoktur. Allah ve Resulullah çizgisinde yürüyen herkesi Rabbim başarıya ulaştırsın.
Amacımız durup dururken kimseye sataşmak, kimseyi kötülemek değil, belki Müslümanlar arasında yanlış yapanlar varsa onların düzeltilmesine yardımcı olmaktır. Çünkü hayatını ilime vermiş olan kişilerin Allah katında sorumlulukları vardır. Biz bu sorumluluğu hissettiğimiz için bu yazı dizisini yazdık.
Allah, tüm kullarını, nasıl olmaları gerekiyorsa öyle davranmaya muvaffak kılsın ve bunun önündeki tüm engelleri kaldırsın.

Prof.Dr.Yunus Vehbi YAVUZ